Oktay Saparca

Minik Serçe 2

Kasım'ın üçüncü haftası; soğuk bir Ramazan ayında, gündüz seferi olup, akşamları iftar çadırında ekonomik bir Almanya seyahatinden sonra dönüş zamanı geldi.

Sabah altıda kalktık birer sırt çantası ile geldiğimiz seyahate birer de kocaman valiz daha ilave ettik. Valizi 30 kg gelecek şekilde katalog ve hediyeler ile doldurduk. Sırt çantamızı uçakta yanımıza almayı planlıyorduk, sonraki yıllarda valiz ağırlıklarını 20 kg'a çekip fazla ağırlıkları ücret uygulanacaktır, hatta İngiltere uçuşlarında valizler bile boşaltılacaktı.

Saat 7:00'da resepsiyona, indik 7:30'da taksi ihtiyacımız var diyerek kahvaltıya geçtik, her şey çok dakik oluyor sürprizlere ve insanlardan kaynaklanan kazalara maruz kalmıyorduk.

Keza fuar görüşmeleri de Türkiye'den aldığımız randevular dahi, planladığımız gibi geçmişti.

Saat 7:30'da;  resepsiyon Türk olduğumuzu söylemiş olacak ki “Ben valizlere yardım edeyim” diyen kırık aksanlı bir amca yanımızda belirdi. Valizleri kahvaltı salonuna indirmiş olduğumuzdan, hesapları Türkiye'den gördüğümüz otel resepsiyonuna sadece eyvallah demek kalıyordu.

Dışarısı çok soğuktu, valizleri şoför yerleştirirken içeri geçip emniyet kemerimi taktım.

Taksiye binen amca; “Beş saat sonra Türkiye ineceksiniz orada havalar daha güzeldir, ama buradaki düzeni kendi ülkenizde göremeyince üzüleceksiniz”, diyerek lafı da soktu.

Tarih; Kasım'ın üçüncü haftası 2002 genel seçimlerinin üstünden iki hafta geçmişti AKP tek başına %34 oyla, %60 meclis çoğunluğunu almış, ılımlı İslam dedikleri süreci başlatmıştı.

60 üstü bir yaşa sahip olan taksici amca İranlı bir mülteci olduğunu söyledi, kırık aksan bile olsa normal bir Türk'ten daha güzel cümle kuruyordu.

Taksici amca doluydu, ‘Sür taksi İstanbul'a' desem 30 saat nefes almadan konuşacaktı, ama yolumuz sadece 45 dakika civarında sürecekti. Amcayı nefes almadan dinledim, trafik olsa da yolculuk biraz uzasa diye de düşündüğüm oldu, uçağı kaçırmak bile sorun olmayacak.

“Siz İran'ı bilir misiniz ben 23 yıldır sürgünüm. Ülkeme hiç dönemedim” dedi.

Ülkelerin kaderi yoktur. Toplumların seviyesi kaderini belirler yanlış yaptıkları her şeyi de dış güçlere bağlayarak kendilerini rahatlatırlar.

“23 yıldır Almanya'da bir Almandan farksız muamele görüyorum, aslında düşmanı dışarda değil içimizde aramalıyız” dedi. Orta Doğu coğrafyasının kurgulanmış Arap İslam modelinin dışına çıkmadan, kurtuluş şansının olmadığını söyledi.

“Türkiye'de uyum süreci uzun bile sürse, İran'ın kaderini yaşayacak ve yıllar geçtikçe benim söylediklerimi hatırlayıp, hak vereceksin” dedi.

Aradan 20 yıl geçti, dün gibi kulaklarımda çınlıyor, amca o kadar net vurguladı ki, şu anda benim o duyguyu sizlere geçirme şansım yok. Tüylerim ürpermişti.

Taksici: “Humeyni ılımlı İslam için, daha fazla özgürlük, insan hakları diye geldi. Liberal, sol ve İslamcı gruplar Humeyni diyerek Şah-ı indirdiler. Hiçbir tarihte ılımlı İslam diye bir model olmamıştır, olmayacaktır. Ilımlı İslam diye bir yapının olmadığını Türkiye'de yaşayarak görecek” dedi.

Aydın diye bildiğimiz yazarlar “Humeyni özgürlüğün sesi” diyordu. O kadar komikti ki, Humeyni için atılan sloganlar Solcu ve Maksis söylemler içeriyordu.

*2010 referandumu söyledikleri ile örtüşmüyor mu? Yetmez ama evet diyen aydın Solcular aynı şeyi yaşatmadılar mı?

Taksici; “Humeyni'nin devrimine destek verip, onun askerlerine silah depolarını açan hava kuvvetleri pilotlarına teşekkür etmek dururken, ilk asılan insanlar onlar olmuştur. Daha sonra Humeyni sıra ile kendisini destekleyen, Sol gruplar, aydınlar ve liberalleri astı. Sermayeyi dinci gruplara aktardı.”

*Türkiye'de de Bu anlayışla yola çıkanların sloganları, ılımlı İslam değil miydi? Ilımlı olmanın alt üst derecesi neydi? Sermaye bir elin parmağı kadar kapitalist müteahhitte teslim edilmedi mi? Taksici amca “Siz de İslam devrimi zaman ister” demişti ya çok açık bir mesaj, ‘sizde Cumhuriyet ve laiklik var, onlar için ayak bağı olur' demek istemişti.

Taksici; “Bütün hakimler “Adalet ve yasalar ne diyor?” demeden, “Humeyni olsa burada ne karar verirdi” diye düşünmeye başladı, tüm kararlar “Humeyni olsa böyle karar verirdi” dediler. Kendilerine uygun yasalar bile hazırlamaya gerek duymadan, “İslam” dediler, “Kuran” dediler.”

*Bu söylediği mutlaka herkese bir şey anlatıyor olmalı, en basit olanı uluslararası anlaşmaları ve en yüksek mahkeme kabul edilen Anayasa ve Avrupa Birliği Mahkemelerinin hükümlerinin yok sayılması değil mi? Uzun yıllar tutuklu insanlara suç bile teşkil edemediklerini görmedik mi?

Taksici; “Ulusal eğitim sistemi tamamen İslami kurallar öncelenerek kurgulandı, eğitim öğrenim ve bilim İslam'ın gölgesinde kaldı. Tüm okullar din okulu oldu.”

Bütün ortaöğretim okulları imam hatip okullarına çevrilmedi mi, imam hatip dışında eğitim için, ya ücretli okul seçecek ya da, yüksek puan alıp istediğin okulu tercih edeceksin. Hatta kadrolaşırken din okulları referans olmadı mı?

Taksici; “Tüm devlet kadrosunu ve bürokratları koşulsuz biat eden insanlardan seçti.”

*Bu iktidarın kadrolaşmada, bürokraside nasıl örgütlendiklerini uzun uzun anlatacak değilim. Daha iktidar olduklarında, üniversite sınav soruları çalınmadı mı, askeri okulların, polis akademilerinin soruları çalınmadı mı? Kurdukları vakıflar aracılığıyla insanlar kurumlara nasıl yerleştirildi, sınavlardan düşük not alan yandaşı, mülakatla nasıl işe aldıklarını, devlet kadrolarını nasıl kurguladıklarını çevremizde ve basımda görüyoruz.

Taksici; “Ordu ve kolluk kuvvetleri İslam'ın askeri, dolaylı olarak Humeyni'nin kolluk güçleri yapıldı.”

*Bu konuyla ilgili 20 yıldır Türkiye'deki durumu sizlere ben anlatacak değilim.

Taksici; “Ülkede hiç bilim adamı yetişmeyecek, evrensel sanatçı kalmayacak, dünyanın başka ülkelerinde ki, başarılı Türkleri takip edecek, işte bu da Türk diye kendi aranızda böbürleneceksiniz. Nobel almış İranlı, dünya çapında artist ve yönetmenler var, dünyanın her yerinde; ama sadece İran kökenli.”

*O gün fazlaca anlayamamıştım, ama şimdi çok duygulanıyorum. Almanya'da bir Türk bakan oluyor, Hollanda'da, hatta Belçika'da, Adalet Bakanı gencecik bir Türk kadın, nasıl güzel bir duygu. Bir Yobaz; “Türkleri sevmiyorlar, düşmanlık olsun diye Alevi birini kendilerine bakan yapmışlar” diyebiliyor. 

Bir Karıkoca çıkıyor, tüm dünyayı kasıp kavuran, hastalığa karşı aşı buluyor. İşte o zaman Türk diye havalara giriyoruz, “Bir de Alevi olmasalar”.

Binlerce öğretim görevlisi, dünyanın değişik üniversitelerinde başarıdan başarıya koşuyor, Nobel alan iki insanımız çıkıyor, utanmasak “Bize düşmanlıklarından Nobel ödülü verdiler” diyeceğiz, bağnaz ruh halini üzerimizden atamıyoruz. Hala yoğunlaşarak ülkeyi terk eden doktor, mühendis ve öğrenimli insanların beyin göçü beni kahrediyor.

Taksici; “Gazeteler sadece Humeyni gazetesi oldu, tüm yazar ve gazeteciler Humeyni nasıl yazmasını isterse öyle yazıyorlar. Televizyonlar sadece Humeyni için program yapıyorlar.”

*Görünen köy kılavuz istemez, muhalif olan insanların nasıl kumpaslarla kurban edildiklerini gördük, şu süreçte şahit ve belgeye bile ihtiyaç kalmadı, tut at içeriye.

Aslına bakılırsa en vurgulayacak kısım, var olmak istenen ve daimi kurgulamak istedikleri idari yöntem ne olacaktı.

Taksici; “Bu sistem Iran'da tuttu, Suudi Arabistan'da tuttu, Kuveyt'te tuttu; Pakistan, Afganistan, Somali'de tutmadı. Çünkü bu ülkelerin doğal kaynakları petrolleri yok, bizi de bu kategoride değerlendirdi. İslam inancını nasıl kurguluyorlarsa, bu inançta üretim yok, insani ilişkileri zayıf, uluslararası diyalogları iyi olan İslam ülkesi bulamazsın, ahret düşüncesi olan bu kitlenin ilgi alanı sadece kapitaldir.”

*Zurnanın zırt dediği yere geldik 90 milyonluk bir ülke olan Türkiye ülkenin zaruri ihtiyacı olan temel gıda ve tarım üretiminden hızla çıktı. Ülkede sadece orta ölçek iç pazarda, en fazla fason üreticiler dışında, dünyada marka olan hiçbir ürünü üretemez hale geldik.

Bilinçli bir yöntemle ülke mevcut üretimden çıkıp, rant ekonomisine evrilmiş durumda. G 20'de 16. sırada olan ülke 22. sıraya gerilerken dünyada bu kadar hızlı fakirleşen başka bir ülke daha olmamıştır.

Ülke bu kadar hızlı fakirleşirken fakir zengin arasındaki ekonomik parite hızla açılmıştır. Ülke gelirinin %75, kaynağını %0,2 insanın aldığı adaletsiz gelir dağılımının olduğu sürece geldik.

Taksiciye; ‘Türkiye adaletsiz gelir dağılımını kabullenmez' demiştim,  güldü; “İnsanoğlu zamanla fakirleşir, cahilleşir, biat eder, köpek gibi sokak köşelerinde çanaktan beslenmeye alışır hiçbir tepki vermez, sadece çanağı bırakana dua eder; Örnek Somali…” demişti.

Çok uzun yıllar biz bu taksici ülke olarak hep haklı çıkardık.

Bu süreci menfaati adına görmeyen, bir de aydın olup göremeyen, “Yetmez ama evet” diyenlerin, “Yanıldık, aldatıldık” diyenlerin, Orhan Pamuk'ların, Minik Serçe'lerin durumuna hiç düşmedim.

İllaki laik demokrasi diyorum.

YORUM YAP