Eğitmen ve Yazar Nagihan Şanlı

Ülfetin Körlüğü

İnsan mucizeyi görmediği için değil,

ona alıştığı için inkâr eder.
Güneşin her sabah doğması, gecenin gündüze dönmesi,
bir tohumdan koca bir ağacın çıkması… Bunların hiçbiri gizli değildir,
hepsi gözümüzün önünde olur.

Fakat ülfet, yani alışkanlık,
insanın idrakini köreltir.
Sürekli tekrar eden şeyler sıradanlaşır, sıradanlaşan şeyler hayret uyandırmaz, hayretin kaybolduğu yerde ise tefekkür zayıflar.
İşte gaflet, tam olarak burada başlar..
Işığın içinde kör olmak.

Ülfet, imanı doğrudan inkâr etmez,
onu yavaş yavaş örter.
İnsan “Allah yok” demez ama
Allah'ın fiillerini görmez hâle gelir.

Güneşi bir kudret tecellisi olarak değil,
doğa olayı olarak algılar.
Tohumu ilahî bir tasarrufun sonucu olarak değil, sadece biyolojik bir süreç olarak açıklar.

Açıklama bulmak,
manayı görmekle karıştırılır.
Oysa açıklama, mucizeyi ortadan kaldırmaz; sadece insanın hayret duygusunu bastırır. Böylece iman, canlı bir idrak olmaktan çıkar, zihinsel bir kabule dönüşür.

Hayret, imanın nefesidir.
Hayret kaybolduğunda iman kuru bir bilgiye dönüşür.
İnsan her şeyi biliyor olabilir
ama hiçbir şey onu sarsmaz.
Oysa iman, insanı sarsan bir fark ediştir.

Gecenin içinden doğan gündüz,
toprağın içinden çıkan filiz,
anne rahminde şekillenen bir can…
Bunlar alışıldık hâle geldiğinde kalp susar. Kalp sustuğunda tefekkür de susar.
Bu yüzden ülfet, imanı inkârdan daha tehlikelidir, çünkü sessiz çalışır.

Kur'an'ın sık sık “bakmazlar mı, görmezler mi, düşünmezler mi?” diye sorması bu yüzdendir.
Çünkü bakmak yetmez; ibretle bakmak gerekir.
Görmek yetmez; manayı görmek gerekir. Duymak yetmez; sözün kalbe inmesi gerekir.

A‘râf 179'daki “gözleri vardır ama görmezler” ifadesi, gözün körlüğünü değil;
kalbin ülfetle kapanmasını anlatır.
Bu, bir karanlık değil; aşırı aydınlıktan doğan bir körlüktür.

Modern insanın en büyük problemi de budur. Bilgi arttıkça hayret azalmıştır.
Açıklamalar çoğaldıkça mana geri çekilmiştir.
İnsan, her şeye bir isim verdiğini zannederek, her şeyi anladığını sanmıştır. Oysa isim vermek anlamak değildir.

Süreçleri tarif etmek, kudreti görmek değildir. Modern zihin, mucizeyi inkâr etmez ama onu gündelikleştirir.
Böylece mucize, hayret uyandırmayan bir veriye dönüşür.

Gaflet, cehalet değildir; fazlalıktır.
Çok görmek, çok duymak, çok bilmek ama hiçbirine kalpten temas edememektir.

Gaflet, insanın hakikate uzak olması değil; hakikatin içinde olup ona yabancılaşmasıdır. Bu yüzden en tehlikeli körlük,
ülfetten doğan körlüktür.
Çünkü insan, kör olduğunu fark etmez.

Bu yüzden iman, her gün yeniden diriltilmek ister.
Hayretle, şükürle, tefekkürle.
İnsan her sabah güneşi ilk defa görüyormuş gibi bakabilseydi,
her tohumu ilk defa filizleniyormuş gibi izleyebilseydi, gaflet bu kadar kök salamazdı.
Kalp, tekrar tekrar uyandırılmak ister;
aksi hâlde alışkanlık onu uyuşturur.

Sonuçta mesele mucizenin varlığı değil;
onu görecek kalbin canlılığıdır.
Ülfet kalbi örttüğünde iman soluklaşır; hayret geri geldiğinde ise iman yeniden nefes alır.
Bu yüzden insanın asıl mücadelesi inkârla değil; alışkanlıkladır.

Gördüğümü hakikatiyle görebilmeye,
manasını kalbimde hissederek idrak edebilmeye, her şeyde Allah'ın kudret tecellisini okuyabilmeye niyet ediyorum.

YORUM YAP