Hasan Baki Çifçi

Silivri’de Kültür ve Edebiyat Günleri’inden

“Yaprak Döker Bir Yanımız, Bir Yanımız Bahar Bahçe”
"Hoş geldiniz dostlar...
Bu akşam burada sadece şiir dinlemek için toplanmadık. Bu akşam burada, insanın insana tutunmasının hikâyesini yeniden hatırlamak için bir aradayız. Çünkü biliyoruz ki, karanlık zamanlarda şiir bir kandildir; türkü, yaralı yüreğin merhemidir. Nazım'ın, Ahmed Arif'in, Can Yücel'in, Hasan Hüseyin'in ve nice güzel insanın dizelerinde; ekmeğin, sevdanın, özgürlüğün ve barışın sesi vardır.
Bir yanımız yaprak döküyor bugün. Çocukların umutlarının eksildiği, emekçilerin yoksullaştığı, adalet duygusunun yaralandığı günlerden geçiyoruz. Ama bir yanımız da hâlâ bahar bahçe... Çünkü insan, umudunu ve dayanışmasını kaybetmediği sürece yenilmez.
Bu akşam şiirlerimizle, türkülerimizle ve yüreklerimizle birbirimize yeniden 'buradayız' diyeceğiz."
Neslihan Öğretmen'in bu duygu yüklü sözleriyle başlayan gece, Silivri sahilinde yalnızca denizin dalgalarıyla değil, insanlığın en eski seslerinden biriyle, şiirle çınladı. Eğitim-Senli Öğretmenlerin şiirleri yorumlarken o asil duruşları, yüreklerinde süzülüp dile yansıyan duygudaşlık görülmeye değerdi
Silivri sahili, 3 Haziran akşamı yalnızca rüzgârın ve Marmara'nın dalgalarının sesiyle değil; şiirin, müziğin ve kolektif hafızanın güçlü yankısıyla doldu. Silivri belediyesinin kolaylaştırıcılığında Eğitim-Sen'in düzenlediği “Şiir & Müzik Dinletisi”, “Yaprak döker bir yanımız, bir yanımız bahar bahçe” başlığıyla Hasan Hüseyin Korkmazgil'in dilinden damıtılmış barışın ve direnişin umudu, Silivri Atatürk Meydanı'nı bir açık hava edebiyat sahnesine dönüştürdü.
Etkinlik, yalnızca bir sanat buluşması değil; aynı zamanda emeğin, öğretmenliğin ve toplumsal hafızanın yeniden kurulma anıydı. Silivri Atatürk Meydanı'nı dolduran yurttaşlar, Nazım Hikmet'in dizelerinde bir kez daha “Güneşe koşan atlıların, toprak çanaklarda güneşi içenlerin sesiyle yankılandı.”
Gecede seslendirilen şiirler, yalnızca kelimelerden ibaret değildi; kimi zaman denizlerin enginliğinde bir umut, kimi zaman gökyüzünde asılı kalmış bir adalet arayışı, kimi zaman da Adiloş bebenin çığlığında yankılanan bir vicdan çağrısıydı. Anadolu'nun kadim türkülerine eşlik eden ezgiler, kızgın atların direniş koşusunda yükselen bir toplumsal hafıza gibi meydanı sardı.
Bu güçlü atmosferin merkezinde ise Nazım Hikmet başta olmak üzere, halkın emek şiirinin ve düşün dünyasının farklı damarlarından beslenen bir seçki vardı. Şiirler, yalnızca geçmişi anmak için değil; bugünün adaletsizliklerine karşı bir söz kurmak için de yeniden can buldu.
Müzikal performansıyla geceye damgasını vuran İbrahim Orçin ve orkestrası, Silivri sahilini bir açık hava senfonisine dönüştürdü. Her nota, şiirle birleşerek yalnızca estetik bir deneyim değil, aynı zamanda toplumsal bir çağrıya dönüştü: adalet, eşitlik, özgürlük ve barış çağrısı.
Katılımcılar için bu gece, yalnızca bir dinleti değil; öğretmenlerin, emekçilerin ve sanatın bir araya gelerek kurduğu ortak bir vicdan alanıydı. Eğitim emekçilerinin taşıdığı bu kültürel ve toplumsal sorumluluk, bir kez daha öğretmenliğin sadece sınıfla sınırlı olmadığını; yaşamın kendisine dokunan bir emek olduğunu gösterdi.
Gecenin en çok hissedilen duygusu ise “umut” oldu. Yoksulluğun, adaletsizliğin ve toplumsal sıkışmanın ağırlaştığı bir dönemde, şiir ve müzik Silivri'de yeniden bir nefes alanı açtı. “Güzel günlere hasret, barışın çocukları bir gün gelip alsınlar diye.. Güzel günler göreceğiz çocuklar, motorları maviliklere sürenlerin kahkahalarında!
Etkinliğin sonunda meydanı dolduran kalabalık, yalnızca bir şiir ve müzik dinletisinde değil; ortak bir duygudan ayrıldı: Yaşama tutunma, birlikte olma ve direnme duygusu. Ve geriye şu cümle kaldı: “Bir yanımız yaprak dökerken, bir yanımız hâlâ bahar bahçe…” Emeği geçenlere saygıyla.

YORUM YAP