Hasan Baki Çifçi

Alipaşa’da kazanılan dava: Sadece bir karar mı, yoksa sahip çıkma çağrısı mı?

Bazı günler vardır…Saatine bakarsın, bir basın toplantısıdır sadece. Ama aslında bir eşiktir. Silivri'de 24 Mart 2026 saat 14.00'te olan da buydu.
Yerel basın, bağımsız gazeteciler, meslek odaları, kent bileşenleri, çevre örgütleri, demokratik kitle örgütleri, hukukçular… Aynı salonda, aynı mesele etrafında toplandı. Bir davanın sonucunu konuşmak için değil sadece… Bir kentin geleceğini tartmak için.
Anlatılan şuydu: Alipaşa'da yıllardır tarımsal niteliği korunmuş bir alan, bir plan değişikliğiyle sanayiye açılmak istenmişti. Kâğıt üzerinde bakınca basit görünür. “Plan değişikliği” der geçersin. Ama toprağa dokunduğunda mesele değişir. Çünkü o toprak sadece bir parsel değildir. Mera ile, tarla ile, suyla, rüzgârla bir bütündür.Ve işte o bütünlük, bir kalem darbesiyle bir şirket adına parçalanmak istenmişti.Bu ülkede planlar çoğu zaman ihtiyaca göre değil, niyete göre yapılır.Niyet dediğin şey dosyada yazmaz. Ama sonuçta görünür.Silivri'de sanayi için ayrılmış alanlar varken,tarım alanını sanayiye açmanın adı planlama değildir.
Adı başka bir şeydir.Herkes bilir, ama herkes söylemez.Eğer birileri çıkıp “dur” demeseydi,eğer meslek odaları “bu yanlıştır” demeseydi,eğer bir yurttaş “itiraz ediyorum” demeseydi…Bugün o alan çoktan başka bir şeye dönüşmüştü.Demek ki mesele sadece hukuk değil.Mesele, itiraz etme cesareti.
Bu ülkede çoğu şey sessizlikten beslenir.İtiraz edilmediği için büyür, normalleşir, sonra kaçınılmaz gibi görünür.Oysa hiçbir şey kaçınılmaz değildir.İtiraz varsa duyarlı yurttaş ve onların örgütlü güçlerinin barajlarını geçemezler. Alipaşa'da olan budur. Ayrıca kamu yararını birinci derecede anayasal olarak üstlenmiş kurumlar her nedense iktidar ve yandaş tasarrufları söz konusu olduğundan “görmedim, duymadım, bilmiyorum” formatına geçerler. Silivri Belediyesi, Harita Mühendisleri Odasının itirazından sonra Alipaşa'da kişiye özel imara itiraz ettiklerini duyumları aldık ama süreçle ilgili kaç Silivrilin bilgisi oldu bilmiyoruz?
Alipaşa sadece bir örnek.Ama aynı örnek, ülkenin dört bir yanında tekrar ediyor.Devlet adına hareket eden Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı,yerel yönetimlerin planlama yetkilerini aşarak, tepeden, doğrudan, parsel bazlı plan değişiklikleri yapabiliyor.!
Peki neden?
Eğer yerel planlama yetkisi belediyedeyse,eğer kentlerin geleceği yerel dinamiklerle belirlenmesi gerekiyorsa,bu müdahalenin adı nedir?Bu soru sadece hukuki değil.Bu soru, yönetim anlayışıyla ilgilidir.Çünkü planlama yetkisini merkezileştirdiğinizde,aynı zamanda denetimi de daraltırsınız.Yerel katılımı zayıflatırsınız.Toplumu süreçten çıkarırsınız.Ve en sonunda ortaya şu çıkar:Kamu yararı yerine, kararın rant odaklarıçıkarları belirleyici olur.
Ama mesele burada bitmiyor.Çünkü Silivri'de mesele hiçbir zaman sadece Alipaşa olmadı.Danamandıra'da taş ocakları genişliyor.Çanta'da çimento baskısı sürüyor.Şimdi Değirmenköy'de yeni bir çimento fabrikası konuşuluyor.Bir yer korunurken, başka bir yer gözden çıkarılıyor.Bir yerde durdurulan süreç, başka bir yerde yeniden başlıyor. Ülke toprakları her yönden sermaye gruplarının saldırısı altında. Herkes dönüp kendisine “biz neden dünyanın en pahalı tahıl, sebze meyve ve etini yiyoruz “ diye soruyor mu?
Konu Silivri olduğu için; her yandan bütün bunlar olurken,Silivri halkı ne kadarını biliyor?Çanta Balaban'daki çimento fabrikasının ÇED süreci halktan saklandı.Süreç şeffaf yürütülmedi, yönlendirildi.“ Çimento Fabrikası değil ‘TERMİNAL' diyerek kamu görevi yürütenler tarafından sahibinden daha çok savunuldu.
Danamandıra için “sahip çıkıyoruz” denildi,ama bugün orada ne oluyor, hangi aşamada, kim biliyor?İlçeye İstanbul'un dev sanayi siteleri geliyor deniliyor.Peki bu yatırımların niteliği ne?Kimyasal üretim var mı?Çevresel etkileri ne olacak? Alt yapı Silivri'nin kentsel dokusunu nasıl etkileyecek? Bu sitelerin yarattığı kanalizasyon atıkları, hava kalitesi, su ihtiyaçları çevreyi ve yaşam alanlarını nasıl etkileyecek? Belediye bu konu başlıklarında bağımsız kurumlarca raporlanmış bilgiler bölge ve Silivri halkıyla paylaşıyor mu? Bilmiyoruz.
Şimdi de Değirmenköy'e ikinci bir çimento fabrikası iddiası dolaşıyor. Eh birincisine el altında açık çek verirseniz ikincisi “ellere varda bana yokmu” der. Belki bir üçüncüsü, Kurfallı da Akçansa sırada bekliyor diye duyum alıyoruz. Resmi bir açıklama yok.Ama söylenti var.Ve söylenti, en çok sessizlikte büyür.Burada artık konuşulması gereken şey çok nettir:
Bu kentte ne oluyor? Silivri Belediyesi'nden her yurttaşın beklediği şey; ki bu bir çağrıdır: Bu kentin toprağı, suyu, havası nasıl bir geleceğe hazırlanıyor?Ve en önemlisi:Bu kararları kimler, kimlerle alıyor?Bu kentte planlanan her büyük yatırım,her imar değişikliği,her dönüşüm…Açık, net ve bütün boyutlarıyla halka anlatılmalıdır. Evet bu yatırımlarda bir avuç toprak sahibi ve arsa arazi spekülatörleri kazanıyor olabilir. Hatta bölge halkı “açlık sınırı altında asgari ücretle” iş bulma imkânı da bulabilirler. Kısa vadeli kazanımlar, geleceğin kaybı olduğunu deneyerek herkes öğrendi.
Çünkü bu kentne şirketlerin,ne yatırımcıların,ne de kapalı kapılar ardında alınan kararların kenti olmamalıdır. Bu kent, burada yaşayan insanların ve bütün ülkenin bir parçasıdır.Daha dün Ortaköy imarları “müjde” diye sunuldu.Sonra halk tepki gösterince “Siz kabul etmiyorsanız, biz hiç kabul etmeyiz, gider İBB önüne kendimizi zincirleriz izin vermeyiz” denildi.(Hele bir İBB önüne gidip kendinizi zincirleyin bakalım. Yandaş basın sizi davul zurnayla karşılar. Silivri zindanlarında haksızlığauğramış siyasi tutsaklara yaşatılanların ateşine odun taşımış olursunuz! İnsan biraz diline geleni söylerken tartmayı bilmeli!)
Oysa yol çok açık: Silivri'nin geleceğini ilgilendiren her karar; “Silivri Birlikte Güzel” deniyorsa, o hâlde meslek odalarının, sivil toplumun ve yurttaşların katılımıyla açık, şeffaf ve demokratik biçimde tartışılarak alınabilir. Bu mümkün; ama tercih edilmesi gerekir.
Tercih nedir? İster bir dernek, kooperatif, ister belediye ya da devlet yönetimi olsun; bu ülkede tercihler her zaman görevi kötüye kullanmakla sürmüştür. Nasıl mı? Ülkenin en temel kurucu iradesi “Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir” derkenister oy çokluğu ister oy birliğiyle seçilmiş olun, o iradeyi istediğiniz gibi kullanma hakkını elde etmiş olmazsınız. Ama bizim gibi demokrasiyi sandıktan çıkan oy sayısını diktatörlük, tek adam ve istediğini yapma gücü olarak uygulayanların ülkeye verdiği zararları görmek isterseniz; ülkenin yoksulluk, yolsuzluk, rüşvet, kayırmacılık, haksız zenginleşme, çarpık kentleşme, sağlıktan eğitime, kirli işler ve gayriinsanî ne varsa, güncel enflasyondan dışa bağımlılığa, hukuksal ve yargısal çözülmeye ve güvencesizliğe kadar dünya ailesi içinde kaçıncı sırada olduğumuza bakmanız yeterlidir.
Ben bu kentin, ülkenin, dünyanın neresindeyim? Sorusunu kendine sorabilme ve harekete geçme cesaretini gösterenler bulundukları yerde bir varlık ifade edebilirler. Gerisi saygıyla andığımız Mahsuni'nin” Mevla'm bana bir can vermiş boşu boşuna..” durumudur.

 

YORUM YAP