Şehir hayatının en sessiz trajedisi, kalabalığın içinde 'kimsesiz' kalmaktır. Tam da bu noktada, Belediye Başkanımız Bora Balcıoğlu'nun kasabamız için kurduğu bir hayal, bu sessizliği bozmayı; yalnızlığı bir kader olmaktan çıkarıp 'biz' olma iradesine dönüştürmeyi hedefliyor. Bu hayalini hayata geçirebilirse şayet vakti geldiğinde bu sözü hizmet anayasası ve yerel belediyeciliğin temel rehberini oluşturacak nitelikte: "Hiçbir hemşerimiz kendini sahipsiz hissetmeyecek."
Bu cümle, insani bir sözleşmedir. Kapısı çalınmayan yaşlımız, eğitimde fırsat eşitliği bekleyen gencimiz, emeğinin karşılığını arayan çiftçimiz ve kentin çeperlerinde sesini duyurmaya çalışan her bir ferdimiz artık bu büyük ailenin tam merkezindedir. "Sahipsizlik" hissinin yerini, arkasında koca bir belediyenin ve koca bir kentin iradesini hissetmenin verdiği güven alabilirse ne mutlu. Fakat, tam da burada dikkat edilmesi gereken önemli bir detay tüm bu çabalarını boşa çıkartabilecek nitelikte. Vatandaş belediyeye hizmet almaya gittiğinde; ilgili birim yetkilileri tarafından sırf ‘vatandaşımızın işi görülsün' şiarıyla atılan kendilerince iyi niyetli adımlar vatandaşı bir o kadar zor duruma düşürüyor. Bu durumda vatandaşın nazarında “sahipsizlik” duygusu yaratıyor. Hal böyle olunca da kendini “yalnız” hissetmeye başlıyor. Dolayısıyla da üst yönetimin “adil bir Silivri”, “huzurlu bir Silivri” söylemiyle attığı büyük adımlar hiç görmedikleri bir şekilde arka planda tüm kurumu ve hatta Silivri'yi heba edilebiliyor. Üstelik kar topu etkisi yapıp tüm şehri sessiz bir şekilde etkilemesi de cabası. Sistematik risk uyarımı da köşemden yapmış olayım.
Gelelim adalet konusuna;
Adalet, beraberinde şeffaflığı ve paylaşımı getirir. Dolayısıyla; Silivri'nin kaynaklarını Silivri'nin halkı için kullanmak, rantın değil halkın önceliğini gözetmek bu vizyonun temel taşıdır.
Bizler, Marmara'nın bu eşsiz kıyısında, tarımıyla, sanayisiyle ve turizmiyle yükselen bir değerin paydaşlarıyız. Ancak bu yükseliş, bir kesimin değil, herkesin refahıyla taçlanmalıdır.
Unutmayalım ki; bir mahallemiz karanlıktayken diğerinin ışıklarıyla övünemeyiz. Bir soframız eksikken, diğerinin zenginliğiyle mutlu olamayız. Çünkü biliyoruz ki; Silivri birlikte güzel.
Yollar yapılır, köprüler inşa edilir; ama asıl olan insan onuruna yaraşır bir yaşam alanı inşa etmektir. Hiç kimsenin kendini öteki hissetmediği, herkesin "Burası benim evim ve burada adalet var" diyebildiği bir hayalin ötesinde bir zorunluluktur.
Yerel belediyelerin bu vizyonu hayata geçirme biçimleri, Silivri gibi gelişmekte olan bölgeler için ilham verici örnekler sunuyor. Dünyadaki başarılı örnekleri incelediğimizde adil bir belediyeciliğin şu üç saç ayağı üzerine kurulduğunu görüyoruz: dağıtım adaleti, prosedürel adalet, tanınma adaleti. Dağıtım adaletinde kaynaklar (park, kütüphane, altyapı) tüm mahallelere eşit yayılır. Amaç hizmetten mahrum mahalle bırakmamaktır. Prosedürel adalette halk karar alma süreçlerine dahil edilir. Yönetimde şeffaflık ve aidiyet esastır. Tanınma adaletinde kimsenin kendini sahip hissetmemesi için yaşlılar, engelliler ve azınlıklar gibi grupların ihtiyaçlarına yönelik çalışmalar yapılır.
Tam da bu noktada, Silivri'nin en büyük meydan okuması, devasa yüzölçümüdür. Adalet burada, Sahil-Çarşı-Köy üçgenindeki makasın kapanması demektir. Dağıtım adaleti özelinde sahil bandı modern hizmetlere ulaşırken, uzak mahalleler (eski köyler) ulaşım, doğalgaz veya sosyal alanlarda eksik kalabiliyorsa burada dağıtım adaleti aksıyor demektir. Alibey mahallesindeki gencin imkânı ile merkeze en uzak mahallenin Damandıra'daki gencin örneğin imkânı eşitleniyorsa burada dağıtım adaleti tamamlanmış demektir.
Silivri halkı sadece hizmet alan değil, şehri tasarlayan paydaş olmalıdır. Prosedürel adalet, "ben yaptım oldu" yerine "biz karar verdik" diyebilmektir. Örneğin, tarım arazilerinin kullanımıyla ilgili bir karar alınırken Değirmenköy'deki çiftçinin masada olması gerekir. Bu masa kurulurken de sadece erkeklerin katılabileceği şekilde değil (kahvehane ortamından uzaklaşıp) kadın çiftçilerin de katılabileceği şekilde toplantılar organize edilmelidir örneğin. Ya da sanayi bölgesindeki bir düzenlemede esnafın görüşü alınmalıdır. Dijital Kent Meclisi kurularak mesela belediye bütçesinin belirli bir kısmı mahallelerin oylamasına açılabilir. Böylece "Hiçbir hemşerimiz kendini sahipsiz hissetmeyecek" söylemi, yönetimde temsil edilerek ete kemiğe bürünür.
Silivri'nin sosyal dokusundaki hassas dengeleri gözetmek çok hassas ve zaman alabilecek bir süreçtir. Ben buna “görünmeyen Silivrilileri görmek” diyorum. Silivri'de mevsimlik tarım işçileri var, yoğun bir emekli nüfusu var, sanayide çalışan genç bir kitle var ve her yaz nüfusu 3-4 katına çıkaran yazlıkçılar bu kitleye giriyor. Silivri'nin bu heterojen yapısını bir zenginlik olarak kabul edip, her grubun ihtiyacına özel terzilik işi çözümler üretilebilirse şayet tanınma adaleti süreci de tamamlanmış olur.
Özetle; adil bir Silivri inşa etmek, sadece büyük projeler tasarlamak değil; her bir birimin ve her bir personelin vatandaşa dokunduğu o anlarda bu vizyona sadık kalmasını sağlamaktır. Unutmamalıyız ki; iyi niyetle dahi olsa usulden sapan her küçük adım, vatandaşın gönlünde 'sahipsizlik' hissi uyandırarak tüm sistemi sessizce sarsan bir sistemik riske dönüşebilir. Bu riski bertaraf etmenin yolu; şeffaflığı, halkın karar alma süreçlerine katılımını ve her kesimin özel ihtiyaçlarına göre üretilen 'terzilik işi' çözümleri gerçek birer yönetim disiplini haline getirmektir. Ancak o zaman hiçbir hemşerimiz kendini sahipsiz hissetmeyecek ve Silivri, adaletin ışığında hepimiz için gerçekten 'birlikte' güzel kalacaktır.






