Geleneksel zikir ritmini sokağın enerjisi ve dijital dünyanın doğallık arayışıyla birleştiren "Hacılar Hû der Allah" ilahi akımı, Z kuşağından siyasi liderlere kadar uzanan geniş bir yelpazede kuşaklar arası köprü kuran toplumsal bir fenomene dönüştü.
Bu akımın öncüleri ise Celal Karatüre ve ekip arkadaşları (def çalan İsa Punar ve zikir yapan Hasan Koşucu). Beste ve güftesi ise Abdurrahman Önül'e ait. Bestecisiyle birlikte çekip yayınladıkları düet klibi ise bu yazıyı yazdığım dakikalarda dünya trend müzik listesinde 9'uncu sıraya yükselmiş. Almanya ve Türkiye listelerindeyse ilk sırada.
SOKAK RUHU VE Z KUŞAĞININ TERCİHİ
Bir anda Türkiye'nin gündemine oturmaları ve "mega fenomen" haline gelmeleri, aslında dijital dünyanın "doğallık" arayışıyla geleneksel değerlerin kesişmesinin bir sonucu.
Klasik ilahi icraları genelde cami, tekke veya steril stüdyo ortamlarında, oldukça ağırbaşlı bir üslupla yapılır. Celal Karatüre ise ekibiyle birlikte bu kalıbı yıktı. İlahiyi sokakta, yürürken, yanındaki arkadaş grubunun ritmik desteğiyle söylüyor. Bu sokak ruhu özellikle Z kuşağının sosyal medyada alışık olduğu dinamik içerik formatına çok uygun düştü. Klasik icraları sıkıcı bulan bu kuşak, "sokak ruhu" ve dinamik format sayesinde geleneksel bir içeriği sahiplendi. Aslına bakarsanız bu akım sadece Z kuşağını içine almadı aynı zamanda 7'den 70'e herkesi bir şekilde içine çekmeyi başardı. Kuşaklar arası bir köprü kurdu yani.
SAMİMİYETİN VE ROMAN KÜLTÜRÜNÜN
ENERJİSİ
Müzik analistlerinin teknik değerlendirmesine göre; Karatüre'nin sesi kusursuz veya "parlak" değil; aksine hafif kısık ve yer yer hışırtılı. Ancak bu durum, dinleyicide "bizden biri" hissi uyandırıyor. Mahalledeki bir abinin içtenliğiyle söylemesi, izleyicideki güven duygusunu ve sempatiyi daha da artırdı. Samsunlu ve Roman kökenli olması ise icrasına ayrı bir enerji katıyor. Roman kültüründeki o yüksek ritim duygusu ve yaşama sevinci, söylediği ilahiyle birleşince ortaya hem manevi hem de oldukça hareketli bir performans çıktı. "Kâbe'de Hacılar Hû Der Allah" nakaratının dile bu kadar kolay dolanmasının sırrı da bu yüksek ritimde gizli.
EBEVEYNLERİN CAN SİMİDİ: TEMİZ İÇERİK
ARAYIŞI
Popüler müziklerdeki (özellikle drill veya argo içerikli rap) yozlaşmadan şikayetçi olan ebeveynler ve öğretmenler, bu akımı adeta bir can simidi olarak gördü. Çocukların sınıflarda, otobüslerde veya oyun oynarken bu ilahiyi söylemesi, toplumun büyük bir kesimi tarafından "zararlı içerik yerine manevi içerik" tercihi olarak desteklendi. Bu da akımın kartopu gibi büyümesini sağladı.
Seküler isimlerden siyasi liderlere kadar çok geniş bir yelpazede konuşulması durumu ise ekibi dini bir figür olmaktan çıkarıp toplumsal bir fenomen haline getirdi. Kimisi reklamın dozu kaçtı diyerek eleştirse de bu tartışmaların kendisi bile popülaritesini besleyen bir yakıt oldu.
EVRENSEL RİTİM VE ORTAK MANEVİ ENERJİ
Tam da bu noktada bu akım, aslında kökleri çok eskiye dayanan zikir geleneğinin modern dünya ile kurduğu ilginç bir bağ. İnsanlar artık manevi duygularını sadece kalplerinde veya kapalı kapılar ardında değil, dijital mecraların sunduğu görsellikle yaşıyor. Kâbe'nin o muazzam atmosferine eşlik eden ritmik nidalar, genç kuşak için "tanıdık ama farklı" bir çekim alanı oluşturuyor. Dünyadaki benzer akımlara baktığımızda, aslında bu "ritmik aidiyet" duygusunun evrensel olduğunu görüyoruz. Örneğin; Latin Amerika'daki koro ilahileri, Hindistan'daki coşkulu "Bhajan" ritüelleri, Charismatic movement (Karizmatik Hareket)) içinde coşkuyla ilahi söyleyen kalabalıklar, Hasidizm içinde dans ederek Tanrı'ya yaklaşan cemaatler… Tüm bunların ve bizim sokaklarımızda yankılanan bu yeni akımın ortak noktasıysa bireyin koca bir topluluk içinde kaybolma ve o ortak enerjiyle manevi olarak yükselme arzusudur. Tıpkı stadyumlardaki o tek ses, tek yürek olma ruhu gibi...
MANEVİ DERİNLİK TARTIŞMASI VE ELEŞTİRİLER
"Hacılar Hû Der Allah" akımı da Türkiye'nin kendi kültürel kodlarıyla, Roman kültüründen gelen o yüksek ritim duygusuyla bu evrensel arayışa verdiği modern bir cevap ve aynı zamanda topluluk içinde kaybolan bireylerin o ortak enerjiyle yükselme arzusudur.
Bugün çocuklarımızı kuşatan "kirli içerik" denizinde, bu akımın sunduğu içerik tertemiz bir liman gibi duruyor. Çocukların dilinde argo yerine "Allah" ve "Hû" kelimelerinin olması, aileler için bir nebze de olsa iç huzuru sağlıyor.
Öte yandan, bu aklım özelinde farklı kesimlerden ciddi eleştiriler de gelmiyor değil. Özellikle camilerde veya ibadet sırasında Hac/Umre deneyimini yaşamış, çevresinde saygı gören büyüklerimiz bu konuyu yakından takip ediyorlar. Bu akımı iyi niyetli ama yanlış yönlendirilmiş bir heves olarak gördüklerini söyleyebilirim. Çünkü ibadetin değeri, ritüelin derinliğinde ve samimiyetindedir; popülerlikte değil görüşündeler. İlahiler ve zikirler, sokakta yürürken veya bir video kaydı için performans sergiler gibi değil, huşu içinde yapılmalı görüşü hâkim. Bir "akım" haline gelip sosyal medyada tüketilmesini maneviyatın o ağırbaşlı ruhuna aykırı buluyorlar. Okulların ise bir, eğitim alanı olduğunu ve oraların bir “inanç akımı” için zemin olmaması gerektiğini savunuyorlar. Bundan dolayı da bu akıma manevi yönden karşı çıkıyorlar.
SONUÇ: POLÜLER KÜLTÜRDE TEMİZ
BİR ALTERNATİF
Özetle, tartışmalar ne yöne evrilirse evrilsin, popüler kültürün yozlaştırıcı etkisine karşı "temiz bir alternatif" sunduğu yadsınamaz bir gerçek. Önemli olan, bu yüksek ritmin sadece dillerde bir melodi olarak kalmaması, gönüllerdeki o kadim derinliği de sarsmamasıdır.






