Bu gün sizlere Osmanlı'nın 10. padişahı döneminde yaşanmış bir hadiseyi, günümüz toplumunun getirilmeye çalışıldığı yönetim şekli ile bir devlet, bir ulus, bir millet nasıl yok edilir veya böyle bir çalışma nasıl yürütülür tarihte bir benzetme ile karşılaştırma yapılarak siz değerli okuyucuları, düşünmeye davet edeyim istedim.
Kanuni Sultan Süleyman 30 Eylül 1520 ile 6 Eylül 2566 yılları arasında 46 yıl hüküm süren bir Osmanlı İmparatorluğu padişahıdır. Bu dönemde Osmanlı İmparatorluğu topraklarını genişletmiş, altın bir çağ dönemi yaşanmıştır. Buna rağmen kanuni her ne kadar devlette hükümran ise de her ay devlet erkanı meclisini toplar, devletin meselelerini konuşup tartışırmış.
Yine böyle bir toplantıda kanuni, huzurdaki meclis erkanına sorar ve derki, “Beyler, bu imparatorluğun yıkılma durumu olabilir mi, böyle bir ihtimal düşünebilir mi?”
Erkan kendi arasında günlerce konuşur, sohbet eder tartışır ve padişaha bu imparatorluğun yıkılma şansı asla olamayacağını ve ilelebet Osmanlı İmparatorluğunun yaşayacağı fikri çıkar ve padişaha sunulur. Bu arada meclis erkanı, padişahın böyle bir soruyu sormasına da bir türlü anlam veremezler.
Neyse, Kanuni Sultan Süleyman bu raporu alır okur ama tatmin olmaz. Çünkü raporda bunu delillendirme temelli bilgi yoktur, hikaye anlatılmış, tıpkı bu gün anlatılan hikayeler gibi. Her seçim öncesi petrol bulduk, gaz bulduk, uçak havada, tank yerde hikayaleri gibi. Bu arada Kanuni'nin aklına, çocukluğunda annesi Hafsa Sultan'ın sütü kesildiği için, süt kardeşi bilge adam Afife hatundan doğma Yahya efendi gelir. Kanuni, süt kardeşi Yahya efendiye bir kağıda tek satır yazar ve cevabını ister.
Mektubun ağzını kapatır ve süvarilere verir, “Bu mektubumu süt kardeşim Yahya efendiye götürün, okusun ve bana cevabını göndersin” emri verir. Kağıda yazdığı ise şudur, “Osmanlı İmparatorluğu yıkılır mı?” Süvariler mektubu Yahya efendiye ulaştırırlar, Yahya efendi mektubu okur ve padişahın yazdığı yazının altına, “Bana ne Devletlum” diye yazar, zarfın ağzını kapatıp götürmeleri için süvarilere verir. Mektup Kanuniye getirilir, Kanuni merakla süt kardeşi Yahya efendi ne cevap verdi diye meraklanır, zarfı açar, okur ve çok sinirlenir ama Yahya efendiyi hem çok seviyor, hem de onun bilgeliğine çok güveniyor. Kalkıyor, hazırlıklarını yapıyor ve Yahya efendiye gitmeye karar veriyor ve gidiyor. Hoş beş sohbetten sonra Kanuni, “Yahu Yahya mektubuma verdiğin cevabı doğru bulmadım, ne demek ‘Bana ne Devletlum', böyle cevap olur mu, umarım bir açıklaman vardır” der.
Yahya efendi padişaha döner, “Vardır padişahım” der ve başlar anlatmaya, “Eğer, bir imparatorlukta Sadrazam, Meclis Erkanı, esnafın, sanatkarın, kadıların ve dahası bilcümle ümmetin, çıkarlarını her şeyin üzerinde tutar, milli duygularını yitirirse ve devlete, millete karşı sorumluluklarına ‘bana ne, ben işime bakarım, bana ne devletten, bana ne milletten' derse, o devletinde, imparatorluğunda yaşama şansı yoktur” der.
Bunu duyan Kanuni, Yahya efendiye hak verir ve başını iki elinin arasına alır, ümmetinin içinde olduğu durumunu düşünür. O nedenle günümüze bakacak olursak halk çok ciddi bir ekonomik krizle karşı karşıya ve bu kriz, bile, isteye hazırlanmış bir proje ürünü olduğu biliniyor. Krize bağlı olarak gençler evlenemiyor, doğurganlık azalıyor, olan gençlerimiz geleceklerini yurt dışında arıyor, ciddi bir beyin göçü yaşıyoruz, her yurttaşın gözü yurt dışında, ülkelerinde gelecek görmediklerden yurtdışına gitme çabası ile beyin göçü çok hızlandı. Azalmaya veya durağan döneme girmiş Nüfus, göçmen adı altında Demografik yapı bozulması pahasına kabul edilmiş ve bu bir projenin devamı olduğundan ve vatandaş bana ne durumuna getirilmek isteniyor.
'BANA NE, NE OLURSA OLSUN, BEN KENDİMİ KURTARAYIM' noktasına çok yakınız. Her yurttaşın, her vatandaşın bizi bu noktaya getirme projesini yürürlükte tutan ve uygulayan iktidara karşı bir ve beraber olmalıyız. Aksi halde sonuç bizi ‘BANA NE DEVLETLUM' diyen, biat eden bir ümmete dönüştürür. Bilesiniz ki o yola doğru yürüyoruz. Devam edip etmemek bizim elimizde ve bu iktidarı ilk seçimde değiştirmeli, Devletimize, Milletimize, Rejimimize sahip çıkmalı ve bu anlayışla Mustafa Kemal Atatürk'ün kurduğu Laik Cumhuriyet ilelebet yaşayacaktır. Saygılarımla






