İbrahim Kömür

Siyasette sadakat mi, fırsatçılık mı?

site_3

Seçim dönemleri, sadece partilerin değil, aynı zamanda siyasetçilerin karakterlerinin de en net şekilde ortaya çıktığı zamanlardır. Bu dönemlerde kimi isimler, bağlı oldukları siyasi partilerinin değerlerini sonuna kadar savunurken, kimileri ise kişisel hesaplarını, çıkarlarını ön plana alarak, farklı bir yol çizer. Asıl tartışılması gereken de tam olarak bu çizgidir. Siyaset, ilke üzerine mi kuruludur, yoksa fırsat üzerine mi? Ama anlaşılıyor ki son yıllarda sıkça karşılaşılan bir tablo var. Bir siyasi partide uzun yıllar görev almış, o partinin imkânlarından yararlanmış hatta o parti sayesinde tanınmış bazı isimler, aday gösterilmediklerinde bir anda yön değiştirip bir anda dün savundukları fikirleri geride bırakıp, bugün başka bir partinin çatısı altında aday olabiliyorlar. Üstelik bu tercih çoğu zaman sadece bireysel bir karar olarak kalmıyor; çevresinde bulunan çıkar amaçlı grupla, eski partisine zarar veren, hatta seçim kaybettiren bir etki yaratabiliyor. Bunu da Zafer olarak görebilme hastalığına kapılabiliyorlar. Bu hastalığın adı “BEN” hastalığıdır.
Bu durumun en dikkat çekici yönü ise ideolojik tutarlılığın neredeyse tamamen ortadan kalkmasıdır. Siyasetçinin bir gün “yanlış” dediğine ertesi gün “doğru” demesi, seçmen nezdinde ciddi bir güven erozyonuna yol açtığı, bunun da kendisi dahil hiç kimseye yarar sağlamadığının farkında dahi değiller. Çünkü seçmen, sadece bir isme değil, aynı zamanda bir duruşa oy verir. O duruşun bu kadar hızlı değişebilmesi, siyasetin inandırıcılığını zedeler.
Elbette her siyasi partinin aday belirleme süreçleri tartışmaya açıktır. Haksızlığa uğradığını düşünen, dışlandığını hisseden isimler olabilir. Ancak bu durum, partinin karşısına geçip onun kaybetmesi için mücadele etmeyi ne kadar meşru kılar? İşte asıl soru burada yatıyor. Siyasette rekabet doğaldır, hatta gereklidir. Fakat bu rekabetin, kişisel kırgınlıklar üzerinden yürütülmesi, siyaseti bir hizmet alanı olmaktan çıkarıp bir hesaplaşma zeminine dönüştürür. O zeminde parti aidiyeti olanlarla, partiyi basamak olarak görenler arasında ciddi yaralara yol açar.
Daha da önemlisi, bu tür hamleler sadece partileri değil, seçmeni de etkiler. Seçmen, temsil edilmek isterken bir anda kendilerini iç çekişmelerin ortasında bulur. Oy verdiği yapının, kendi içindeki bölünmeleri nedeniyle partinin zayıflaması ve seçmenin siyasete olan güvenini de sarsar. Bu da uzun vadede demokrasiye zarar verir.
Siyaset, sabır ve bağlılık gerektirir. Herkesin istediği her makamı elde etmesi mümkün değildir. Bu noktada ortaya çıkan tavır, siyasetçinin gerçek kimliğini belirler. İlkelere sadık kalmak mı, yoksa şartlara göre yön değiştirerek fırsat kollamak mı? Kimse sanmasın ki seçmen bunları görmüyor. Bilin ki seçmen artık daha dikkatle bakıyor ve dikkatli davranıyor ve baktığı konuların başında geliyor.
Sonuç olarak, partisine sırt çevirip farklı bir kulvara geçen ve parti yapısına zarar veren bu anlayış, kısa vadede bireysel kazançlar sağlayabilir. Ancak uzun vadede hem siyasi kültürü zedeler hem de toplumun siyasete olan güvenini aşındırır. Çünkü siyaset, günü kurtarma değil, geleceği inşa etme sanatıdır ve bu sanat, en çok da tutarlılık, ciddiyet, bilgi birikimi ve güven ister. Güven vermeyen, her an ne yapacağı belirsiz bir siyasetçi, yarardan çok zarar getirir. O nedenle partililerin, parti terbiyesi alanların, partiye, parti aidiyeti ile bağlı olanların, ikiyüzlü, parti içinde çıkar amaçlı gruplaşma çabasında olanlara karşı, gerekli tavrı sergileyeceklerinden, bu tür grupların parti içinde itibar görmeyecekleri ve bu gruplara parti içinde yol verilmeyeceğinden endişem yoktur. Her parti üyeliği saygındır ancak: kişisel çıkarlar parti çıkarları üzerinde görülerek hareket edildiğinde ve böyle bakıldığında, bir kişiyi partiye üye yaparsın bin üye, on bin seçmen kaybedersin ama öyle birini bulur ve partiye kazandırıp üye yaparsın, beraberinde iki bin üye, yirmi bin seçmen kazandırırsın. Bu işlerin ince noktaları bunlardır. Bu ince noktaların hesabını yapamayanlar, pirince giderken evdeki bulgurdan olurlar. Saygılarımla…

YORUM YAP