Rüya Şahsuvar

Bir geri dönüşüm hikayesi

Hayli debdebeli ve çokça tartışılan büyük bir organizasyondan sonra, kupa İspanya'nın oldu. Final maçı, zaten süregelen tartışmaları had safhaya çıkardı; sonucun hakiki mi ayarlanmış mı olacağı hakkında şüphelere ayna oldu.
“Futbol asla sadece futbol değildir” sözü sadece genel bir deyim, günlük bir gözlem olmaktan çıktı. Bu söz artık maddenin biçim değiştirmesi ve yerçekimi kanunu gibi malumun beyanı olmuştur, çünkü “sadece maçımıza bakalım” diyenler dahi rekabetlerin ve sonuçların anlamlarını açıkça tartışır ve sözgelimi Fransa'nın da “aslında rezerv olan bir Afrika takımı” olması gibi tespitleri şaka yollu da olsa dile getirirler.
Böyle bir ortamda, dünya şampiyonlarının genç yıldızı Lamine Yamal'ın da bu tespitlerin parçası olmaması mümkün mü?! Tabii ki; medya onun ailesini, Messi'yle çekilen bebeklik fotoğrafını, milli futbol öncesi hayatını büyük bir hikâyenin parçası yaptı.
Lamine Yamal'ın yüzü, Kuzey Afrikalı Müslüman göçmenlerin etkisi hissedilen “yeni” bir İspanya'yı temsil eder. Ancak burada bahsi geçmeyen şey, İspanya'nın büyük bir kısmının tarihinin büyük bir kısmıdır. Neredeyse 800 yıl boyunca, 600 yıldan daha az bir zaman önce İspanya Kuzey Afrika'nın bir parçasıydı.
Alhambra'yı bilenler beri gelsin. Bu isim Arapça “kırmızı olan” anlamına gelir, tam ismi “kırmızı köşk” demektir. Guadalquivir Nehri? Katmerli bir isim olan bu nehir, aslında “Ued el-kebir” telaffuzuyla ismini tekrar ederek kendi kendisinin büyüklüğünü ilan etmektedir. Algeciras, Almeira, Alicante gibi Arapça yer isimlerinden tutun, ünlü yönetmen Pedro Almodovar'ın aile isminde de bu etki kendini gösterir. “Şeker” anlamına gelen “azúcar” kelimesinden (baş harfini doğrudan Arapça aslı as-sukkar kelimesinden alır) tutun, “arroz” kelimesindeki aynı telaffuz (“ar-ruzz” = pirinç) ve evlerin zeminlerindeki “alfombra” (al-humbra)'da aynı izi görürüz.
Flamenco müziğindeki benzer makam geleneğinden tutun da Endülüs'ün “merkezi üssü” Zaragoza'dan kuzeye yolculuk eden troubadour şiirine kadar aynı etkiyi hissettirir. Antik Yunan ve Roma'dan geçen “Batı Avrupa” kültürünün birçoğunda Arap/Kuzey Afrika etkisi görülebilir: görünen o ki, şehir ismini Sezar Augustus'tan almıştır, bu Saraqusta olarak Arapça'ya uyarlanmış ve günümüzde bilinen Zaragoza şehrine ismini vermiştir.
Gitar çalanlarımızın da bileceği üzere İspanyol gitarı da bir nevi lavtadır, lavta da –hem enstrüman hem de kelime olarak!- bir ud çeşididir.
Başka bir deyişle… İspanya Latin Amerika'dan, Kuzey Afrika'dan ve Sahra'nın altındaki Afrika'dan gelen milyonlarla göçmenle bariz şekilde değişmekte. Sevilla'da bariz bir şekilde Afrika kökenli olan kişilerin, diyelim ki 1600'deki gibi nüfusun kaba bir hesapla %10'unun alabildiğine Lamine Yamal'a benzeyeceği günler gelebilir.
Bu hakikati kısaca bile kabul etmeden İspanya'nın göç tarihi hikayesini Yamal'a bağlamak… şöyle diyebiliriz ki… Avrupalıların kendi tarihlerini yeniden yazmalarının tipik bir örneğidir.
Herodot bunların hepsini biliyordu. Bugünün bilgisizliği yüzyıllarca devam eden bilinçli bir silme taktiğinin bir ürünüdür. Gerçek ise şudur ki; İspanya'nın bugünkü nüfusu gittikçe eskiden olduğu gibi görünme yoluna gitmektedir, göçün etkileri hakkında bu gerçeği görmezden gelen her tespit bu silme taktiğinin bir devamıdır ve bilgisizliğin yeni bir aşamasını pompalar.

YORUM YAP