Rüya Şahsuvar

Hiroşima'nın düşen gölgesinde

1945 yılında olsaydık, dünyanın ilk atom bombasının ABD tarafından Hiroşima'ya düşürülmesinin ve on binlerce sivilin bir çırpıda buharlaşmasının üstünden sadece üç gün geçmiş olacaktı. Ve yine aynı yılda olsaydık, tam bugün aynı şeyin Nagazaki'ye yapılmasına tanıklık edecektik.
O yazın sonunda, 210000'den fazla insan ölmüş, yakılıp kül olmuş, ezilip parçalanmış veya radyasyon yanıkları ve kanserden yavaş yavaş can veriyorlardı. Bunların çoğu kadın, çocuk ve yaşlılardı.
Geriye dönüp bakınca bunun savaşı bitirmekle ilgisinin olmadığı ortadaydı. Japon ordusu hâlihazırda tamamen çöküşün eşiğindeydi. Bu bombalamalar savaş zaferinden sonra yeni bir güç olarak kendini inşa eden Sovyetler Birliği'ne gözdağı vermek ve savaş sonrası dünyada Amerikan hâkimiyetini güvenceye almak amaçlı uygulanan dehşet verici bir güç gösterisiydi. Bu durum aynı zamanda savaş sırasında nükleer silahların ilk ve bu zamana kadar son defa kullanıldığı zamandı. Dünyada böyle bir eylemi gerçekleştiren tek ulus Amerika Birleşik Devletleri olarak kalmıştır.
O zamanlarda bu “A bombalarının” hayat kurtardığı efsanesinin insanlık suçunu haklı çıkarmak için üretilen bir yalandan ibaret olduğu da görüldü. Bu gibi yalanlar genel olarak inancı test etmek için birer saha testi görevi gördüler, bu saha testi de özgürleştirme maskesi takmış bir “imparatorluk” gösterisiydi. (Kıtanın tamamına yayılmayı hak ve de görev olarak kabul eden bir devlet yapısı, elbette kendilerine imparatorluk sıfatını layık görecektir.)
Zamanda yolculuk edip bugüne bakan biri ne görürdü? Bahsi geçen aynı yerleşimci eski sömürge imparatorluğu yeni ve daha “taktiksel” nükleer silahlar stokluyordu. Silah kontrolü anlaşmalarını yırtıp bir köşeye atıyor, Çin'i askeri üslerle çevrelemek için adım atıyor, bu arada katliamlarda rolleri olan silahları dağıtıyor ve bu esnada “kurallara dayalı düzenden” bahsediyordu.
Hiroşima ve Nagazaki'nin kurbanları sivil zayiat değildi. Onlar küresel imparatorluk hâkimiyetinin mihrabında kurban edildiler.
O zamandan bu zamana yolculuk eden ve ardından “şimdiki zamanı” kalıcı mesken tutan biri ne hatırlayabilir?
Silahların kralları kâr amaçlı savaş çıkarır.
İmparatorluk hâkimiyetini muhafaza etmek için öldürür.
Ve tarih yaşanan anı “kazananlar” tarafından yazılır, eğer bu zaman yolcusu ve şimdiki zamanda yanında olanlar gerçeği korumak için girişimde bulunmazlarsa.
Sadako'nun kâğıttan turna kuşlarından bir hikâye başladı. Saldırı esnasında sadece iki yaşında olan Sadako, mucizevi bir şekilde hayatta kaldı. On yıl sonra maruz kaldığı radyasyonun etkisiyle lösemi teşhisi kondu. Kâğıttan bin tane origami turnası katlayan kişinin dileğinin gerçekleşeceği efsanesine inanan küçük kız, iyileşmek için turnaları katlamaya başladı. Ömrü bin turnayı tamamlamaya yetmedi ve Ekim'in sonuna doğru hayatını kaybetti. Eksik kalan turnaları arkadaşları tamamladı.
O turnaların akıllardan çıkmayan gölgesi, daha sonraları Gazze'nin, Felluce'nin kavrulmuş zeminine düşecekti. Çünkü Sadako'nun şehrinin mirası bir an değildi, başka yerlere başka zamanlarda kopyalanan bir motifti.
Ölenleri anmanın yolu nasıl öldüklerinin adını koymak, yalanları gün yüzüne çıkarmak ve nükleer terörün her canlanışına ve bunun gündemine savaş planlayıcılardan yayılmacılara kadar direnmektir.

YORUM YAP