Rüya Şahsuvar

Jön ben miyim? Hayır, esas kız ve oğlanın hepsi sensin

Ne zaman özellikle fantezi veya süper kahraman temalı bir film seyretsek, ne zaman yine fantezi veya özellikle epik kurgulu bir kitap okusak, oradaki başkarakter biz okurlara olayları ve durumları kendi gözünden yansıtır. Yazar ve yönetmenin amacı okurun bir nebze kendini bu başkarakterlerde görebilmesi ve benzer hayalleri kurabilmesidir.
Farklı durumları gözden geçirirken son zamanlarda sık sık bahsi geçen bir tabir var: başkarakter/başrol sendromu.
Peki oldukça popüler eserlere isimlerini yazdırmış, izleyicilerin kendilerini onlarda gördüğü; tişörtleri, çantaları, anahtarlık, bardak ve bilumum aksesuarları satılan “başkarakter” ne ara patolojiyle özdeşleştirilen “sendrom” kelimesiyle yan yana geldi?
Bu söz aslında genelde bütün dünya bir film sahnesiymiş ve kendileri de bu filmin kahramanıymış gibi davranan kişileri tasvir etmek için şaka yollu olarak kullanılıyor. Ancak bana kalırsa, çok daha derin boyutta olan bir durum söz konusu.
Başkarakter sendromu her hikâyenin merkezinde olmadığını anlamaktan aciz olmaktır. Velakin bu sadece basit bir melodi tutturamama veya kelime dizisi ezberleyememe gibi bir zorluktan ibaret değildir. Kişinin kendi hislerinin başkalarının gerçekliğinden daha önemli olduğu inancı bu yetersizliğin kaynağıdır. Olaylara dair yorumumuzun “doğası gereği” daha meşrudur. Her görüş ayrılığı bir şekilde kişiye bir saldırıdır. Diğer bireyler esas olarak kendi hayatımızın drama sahnesinde yardımcı karakterler olarak var olurlar.
Günümüzde sosyal medya bunu bir salgın haline dönüştürmüştür. Şahsi tecrübelerimizin dünyada meydana gelen en önemli şey olduğuna bizi ikna etmek üzere tasarlanmış bir algoritma âleminde yaşıyoruz.
Fikirlerimiz ısrarla rica ediliyor. Ahlaki sebeplere bağlı gelişen yoğun öfkemiz paraya çevriliyor. Dikkatimiz mütemadiyen hasat zamanında. Kimliklerimiz kısa yoldan markalaştırılıyor.
Kişisel izleyici kitleleri edinmeye, kişisel hikâye anlatımları geliştirmeye ve şahsi hayatlarımızı yabancılara naklen yayın yapmaya teşvik ediliyoruz.
Tüm bunların sonunda, bazı kişiler topluma dâhil olmayı bırakarak bir izleyici kitlesi için rolünü icra etmeye başlıyor. Her şey artık bir içerik. Her şey doğru – yanlış çatışması aracılığıyla kişisel ahlaki dersler içeren bir materyal halini alabilir.
Birisi görüşünüze katılmıyor mu? Vay toksik pislik!
Birisi sizi eleştirdi mi? Çat çat çatlasın kıskanç sünepeler!
Birisi sizin siyasi kanaatinize itiraz mı etti? Kahrolsun şeytanlar ve problem çocuklar!
Birisi davranışınızın onu kırdığını mı söyledi? Problem yok, nasıl olsa her halükarda mağdur olan sizsiniz.
İşte bu nokta başkarakter sendromunun tehlike sinyalleri vermeye başladığı yer. Zira kendisinin her zaman başkahraman olduğuna inanan biri men sonunda diğer herkesi ya yardımcı karakter ya da hikâyenin –kimin hikâyesi demeye burada artık lüzum yok, çünkü “hikâye” denince bu zaten kendi hikâyesiyle eş anlamlı, başkasına ne hacet?- düşman figürü olarak görmeye başlayacak. Burada herhangi bir karmaşıklığa yer yok. Herhangi bir çelişki söz konusu değil. Herhangi bir şekilde haksız olmak ihtimali yok.
Ve bu hikâyede ve sendromda kesinlikle olmayan bir şey daha var: başka kişilerin de başkarakterimizinki kadar çapraşık ve önemli içsel hayatlarının olduğunu rahatsızlık verici bir şekilde fark etmek.
Görmezden geldiğimiz yabancının bir hikâyesi var.
İnternet ortamında taş attığınız kişinin bir tarihi var.
Yanından geçip gittiğimiz evsiz kişinin hakkında hiçbir şey bilmediğimiz, ama kendisinin tecrübe ettiği tastamam bir hayat var.
Ve karakterimizi inciten kişi bile bir insan, onun şahsi anlatısına yazılan bir karakterden ibaret değil.
Tabii ki bu, zararlı davranışlara müsamaha göstereceğimiz anlamına gelmez.
Lâkin izleyici kitleleri yerine kendi bakış açımızın hiçbir zaman bütün resim olmadığını anlayabilecek tevazuyu geliştirmek anlamına gelir.
Dönüp soracağımız soru: “Başrol sen misin?” ise, buna “hayır” demek anlamsız kalır. Ancak sahneyi diğer esas adam/oğlan ve esas kadın/kızlarla paylaştığımızı hatırladığımız anda semptom testimizin negatif ve temiz sonucunu alabiliriz.

 

 

YORUM YAP