Rüya Şahsuvar

Nezaketin buhar makinesinde

“Biz bir milletiz.”“Aynı gemideyiz.”Daha teknik bir dille “Anayasaya göre vatandaşlık bağı olan herkes milletin bir parçasıdır.”
Peki ya bir toplumun yönetici tabakası bu sözleri kullanmaya artık zahmet etmemeye başlarsa? Ya ortak bir kader kavramının efektini bile sürdürmezlerse?
Yirminci yüzyılın büyük bir kısmında, “Amerikan rüyası”nın mimarları basit bir gerçeği anlamışlardı: sömürünün sürdürülmesi taviz paketleriyle sarılı olduğunda daha kolaydır. Yeni Sistem(*). Gaziler Yasası(*). Kamu üniversiteleri. Büyük çaplı altyapı projeleri. Bunlar merhamete dayalı eylemler değildi. Bunlar toplumsal istikrar için terk edilmiş ve çaresiz bir ahalinin neye dönüşebileceğinden korkan bir sistemi muhafaza etmek için dikkatli hesaplarla tasarlanmış yatırımlardı.
Bunu tutan korku ortadan kalktı (-mı acaba?).
Bugünün seçkinleri yardımlaşmanın gösterisini dahi bir kenara bıraktılar. Kendi geleceklerinin o ahaliyle bağlı olduğu numarasını artık yapmıyorlar çünkü bağlı değil. Özel sağlık sigortası, özel güvenlik, özel okullar, özel jetler, güvenlikli siteler, vergi cennetleri ve kendi varlıklarına esneyen yasal düzenekleriyle “Paralel Medeniyet” ülkesinde oturuyorlar. Bu arada gelecekleri onlarla bağlı olmayanlar borç, gözetleme ve “ücretli iş” tabirleriyle sarılı bir “alt medeniyet” çatısındalar.
Bu eşitsizlik artık verilmiş vaadin talihsiz bir yan ütünü değil. Artık bu vaadin merkezi gösterisi haline gelmiş. Daha büyük her yat, her roket atımı sergisi, her lüks yeraltı mekanı, ekolojik çöküş sürecinde ilan edilen her rekor kıran varlık ilanı bir güç beyannamesi. Bu fuhşiyat/fahişlik bile bile yapılan nitelikte. Mesaj ekranlara düştü: bizim her şeyimiz var, sizin ise hiçbir şeyiniz yok.
Kendisinden önce yıkılan her yönetici tabaka gibi Amerikan seçkini de varlığı/serveti kalıcılıkla karıştırıyor. Silahlandırılmış polisi, algoritma aracılığıyla yapılan propagandayı ve finansal gücü meşruiyetle karıştırıyorlar. Tarih sorumluluk algısından münezzeh olduklarına inanan yönetici tabakalara karşı hiçbir zaman iyi davranmamıştır.
“Ekmek bulamıyorlarsa brioche çöreği(*) yesinler” sözü kendisine mal edilen Marie Antoinette'in sarayı birden bire yolsuzluğa bulaşmasından dolayı çökmemiştir. Emekleri kendisini muhafaza eden insanları hakir görmesini artık saklamaya ihtiyacı olmadığına inanması sebebiyle çökmüştür.
“Amerikan rüyası”nın yönetici sınıfı da bozulmanın aynı aşamasına ulaşmış vaziyette. Rıza olmadan idare eder, herhangi bir kısıtlama olmadan çekip çıkarır, üst sınır olmadan istif eder. Toplumuna önder olan bir zümreden ziyade işgalci bir zümre gibi davranır.
Hiçbir imparatorluk, hiçbir aristokrasi veya ekonomik düzen, bütün bir ahaliye elden çıkarılabilir gibi davranmanın sonuçlarından kaçamamıştır. Tarihin yanıtsız bıraktığı tek soru, bu hususta bu durumun bitip bitmeyeceği değil; bittiği zaman yerini neyin alacağıdır.
“Kan çıkar” sözü bu durumda bir külhanbeyi nidası değil, suyun yüz derecede kaynamasının beyanıdır.
(*)Yeni Sistem: ABD'de 1930 yıllarında işsizlere iş bulmayı, toplumsal ve ekonomik durumu düzeltmeyi amaçlayan hükümet politikası.
(*): Gaziler Yasası: Harp malûllerine yüksek öğrenim, ev satınalma vb. gibi hususlarda kredi sağlanmasını öngören yasa. Kağıt üzerinde bir yasak olmamasına rağmen Siyah gaziler, ayrımcılık ve bankaların kazanılmış hakları reddetmesi sebebiyle büyük ölçüde bu yasanın getirdiği haklardan yararlanamamış, bu durum ırk kaynaklıekonomik farkın daha da açılmasıyla sonuçlanmıştır.
(*): Alıntının yaygın bilinen hali “ekmek bulamıyorlarsa pasta yesinler” cümlesidir. Kraliçe Marie Antoinette'in bu sözü söylediği kanıtlanamamıştır ancak Rousseau'nun İtiraflar kitabında alıntı olarak gösterilmiştir. Brioche çöreği, yumurta ve tereyağı içeren, dönemin şartlarına göre lüks sayılan bir tür unlu ekmektir.

 

YORUM YAP