Rüya Şahsuvar

Sendromsuz Pazartesilere

Yeni bir hafta başlayınca ilk duyduğumuz sohbetlerden biri “Pazartesi Sendromudur”. “Öff, yine bir hafta başlıyor”, “Bu işler hiç bitmez mi?” sitemlerinin başlangıcına konu olan gündür Pazartesi.
Peki bu hisler gerçekten Pazartesi nefretiyle açıklanabilir mi?
Gün doğmadan önce sekiz veya on saatinizi birine satmak için uyanıyorsanız, bu nefretin sebebi başka olabilir. Buradan elde edilecek şey, var olmaya devam etme ayrıcalığına sahip olabilmek.
Çalar saatten nefret edebilirsiniz. Aynı şekilde işe gidip gelmekten de. Bir gün izin almak için müsaade istemekten de. Kârların artmasını izlerken maaş çekinizin zar zor kıpırdanmasından nefret edebilirsiniz. Milyarderler hükümetler, medya krallıkları ve toptan endüstriler satın alırken size tükenmişliğinizin kişisel bir başarısızlık olduğunun söylenmesine nefret duyabilirsiniz.
Ve her Pazar gecesi o tanıdık korkunun sessizce sokulduğunu hissedebilirsiniz.
Ama bu Pazartesinin kötü bir gün olduğu için değildir.
Bu durum, gösterişli rüyanın insan tecrübesinin büyük bir kısmını başkasının kârı için ifa edilen bir emeğe çevirdiği içindir.
Bir toplum hayal edin ki teknoloji hayatta kalmak için gereken iş miktarını azaltsın ve herkes bu ilerlemeden gerçekten faydalansın. Daha kısa iş haftalarını, güvence edilmiş barınmayı, sağlık hizmetini, eğitimi, gıdayı, dinlenceyi ve gerçekten canlı olmak için yeteri kadar zamanı hayal edin. Hayatınızın hakikaten size ait olmasını hayal edin.
Bu çocukça bir fantezi değildir. Gerçekte absürt olan şey, insanların bir kısa var olmasını başka birini zengin etmek için harcamak için doğduğu fikridir.
Yani, aslında muhtemelen Pazartesilerden nefret etmiyorsunuz.
Cuma gününü özgürleşme ve Pazar gecesini hapis cezası gibi hissettiren bir sistemden nefret ediyorsunuz.
Sorun Pazartesiler değil. Sorun oraya yerleşmiş zaman çarkı.

YORUM YAP