Rüya Şahsuvar

Zamanın çarkında uygu ve uyanmak

“İyi değilim ama gidemiyorum”, “başımdaki şu beladan kurtulamıyorum, ne yapabilirim ki” gibi sözleri devamlı tekrar ediyorsak bu bizim için ne demektir?

Sigaranın zararlı olduğunu ilk defa söyleyen kişi, özellikle 1930 ve 1940'lı yıllarda sigaranın doktorlar tarafından tavsiye edildiğini, dumanının sindirime iyi geldiğini ve hatta ciğerleri temizleyebileceğini iddia eden reklamlardan sonra büyük bir adım atmıştır. Bunu ikinci ve yüzüncü defa söyleyenler, gerçeğin insanlara yayılması için büyük bir adım atmıştır.
Ancak sigaranın zararlarını bir milyonuncu ve daha sonraki defalar anlatanlar için aynı şeyi söylememiz mümkün değil. Bunu en iyi bilenler, herhalde bunu çevresi de söyleyen tiryakilerdir.
Yine de en çok bağımlılık yapan uyuşturucu ve/ya uyarıcı eroin, kokain, nikotin veya alkol değildir.
Bu uyuşturucunun ismi “dün”dür.
Artık var olmayan bir ana dönmenin sessiz ve amansız arzusudur. Yerle bir edilmiş bir çocukluk evidir. Sesini artık duyamadığınız bir velidir. Parmaklarınızın arasından kayıp giden bir sevdadır. Dünyanın hala sonsuz olasılıklara sahip oldğuna inanan eski bir versiyonunuzdur.
Hafıza gerçekten de olağanüstü bir hediyedir, ama aynı zamanda ustalaşmış bir yalancıdır da. Sert köşeleri zımbalayarak çıkarır, tartışmaları yumuşatır, yalnızlığı silip geçer… ve bizi şimdi mükemmel şekliyle hatırladığımız, aslında hiç var olmayan bir geçmişin cilalı kırıntılarını sıkıca tutarken bırakır. Tarihin kendisine değil, idealleştirilmiş bir yeniden inşasına bağımlı oluruz.
Orada bir rahatlık ve tanıdıklık vardır. Nostalji paketine sarılırsa acı bile tuhaf bir şekilde baştan çıkarıcı olabilir. Eski fotoğrafları, en sevilen şarkıları, unutulmuş sokakları yeniden ziyaret ederiz; eğer yeteri kadar uzun oyalanırsak zamanın kapı eşiğine her nasılsa geri adım atabileceğimize kendimizi ikna ederek.
Gerçekte olmayan bir kapı eşiğine.
Geçmişle pazarlık yaparak geçirdiğimiz her saat halen şekillendirebileceğimiz bir hayattan sessizce çalınmış bir saattir. Şimdi, bir hediye yerine bir kesinti gibi hissettirmeye başlar. Yarın katlanılacak bir şeye dönüşür, yaratılacak bir şeyden ziyade.
Anılarınızı onurlandırmakta yanlış bir şey yoktur. Onlar sizi siz yapmışlardır. Hak ettikleri şey gönül borcudur, tutsaklık değil.
Ne zaman tehlikede oluruz? Anılar arada sırada ziyaret ettiğimiz yerler olmaktan çıkıp ayrılmayı reddettiğimiz yerler haline gelince.
Sevdikleriniz sizin dünün içinde yaşamanızı istemezlerdi. Yaşı daha küçük haliniz de hikayenizin orada bitmesini istemezdi. Bunu bir roman gibi düşünmek durumu oldukça ayan beyan bir hale getirir. Yaşadığınız her bölüm, sizi bir sonrakine hazırlar; son bölümü biteviye okuma tekrarına değil.
Geçmiş alacağı şeyi zaten aldı, bundan sonrasında da bu tekrar okuma eylemi; ona geleceği ellerimizle vermekten başka bir şey değildir.
Sizi şaşırtabilecek, iyileştirebilecek, meydan okuyabilecek ve değiştirebilecek anların hepsi, henüz olmamış olanlardır.
“Bu zamana kadar bu kararı verdim, tekrar aynı şekilde hareket etmeliyim” hükmünü vermek, geçmişin tekrar yaşanamayacak anılarına şimdiyi ve geleceği kurban etmekten başka bir mana taşımaz. Cesaretin göstergesi dünü geride bırakmak değil, bugün tamamen yaşıyor olmayı seçmektir.

 

YORUM YAP