Silivri Belediye Meclisi'nin Eylül ayı oturumunda AK Parti Grup Başkan Vekili Celalettin Yazıcı'nın yaptığı konuşmayı rutin bir muhalefet sunumu olarak değerlendirmek eksik kalır.Yazıcı, merkezi hükümet yatırımlarından imara, sanayiden ruhsat süreçlerine, temizlik ve altyapıdan yarım kalan projelere, belediyenin yönetim organizasyonundan Silivrispor'a kadar uzanan geniş bir alanda konuştu.
Ortaya çıkan tablo, “Belediyede ne yanlış yapılıyor?” sorusuna cevap veren bir muhalefet temsilcisinden çok, “Silivri nasıl yönetilmeli?” sorusuna kendi perspektifinden cevap vermeye çalışan bir siyasetçi profili.
Yazıcı'nın önümüzdeki yerel seçim sürecinde AK Parti'nin Silivri Belediye Başkan aday adayları arasında değerlendirildiği kimse için sır değil.
Son mecliskonuşmalarında dikkat çeken temel nüans her eleştirisinin arkasına çözüm önerisi koymaya çalışmasıdır.“Bunlar yapamıyor” demek başka, “Ben olsam bunu şöyle çözerim” mesajı vermek farklı bir siyasi pozisyondur.
Yazıcı'nın en güçlü olduğu alanın imar ve şehircilik konuları olduğu son meclis konuşmada açık biçimde görüldü.Ancak konuşmanın belki de siyasi açıdan en iddialı bölümü, Silivri'de yıllardır “başkanlık oluru” olarak bilinen uygulamaya yönelik çıkışıydı.Yönetmelikleri Meclis kürsüsünden okuyarak yetkinin Belediye Meclisinde olması gerektiğini savunması, konuyu yalnızca teknik bir imar tartışması olmaktan çıkardı; şeffaflık ve yönetim anlayışı yaklaşımına dönüştürdü. Yazıcı'nın “Bu meclisin kendisine yönetmelikle verilen yetkileri bir daha hiçbir başkanlık oluruna, hiçbir idari makama devretmeyeceğini kayıt altına almalıyız” çağrısı en siyasi cümlelerinden biriydi.
Yazıcı sorumluluğu yalnızca bugünkü CHP yönetimine veya geçmiş belediye başkanlarına yüklemedi. Belediye Meclisinin de kendi yetkisine sahip çıkamadığını söyledi ve kendisini de geçmişte oluşan tablonun tamamen dışında tutmadı. Belediye Başkanlık potansiyeli de göz önünde bulundurulduğunda kendisini de önemli bir taahhütle bağlamış oldu.
Konuşmanın siyasi kurgusu da dikkat çekiciydi. Merkezi hükümetin Silivri'ye yönelik yatırımlarını sıraladı: 1000 yataklı Araştırma Hastanesi, Kavaklı'daki enerji yatırımı, Silivri gişeleri ile D-100 arasındaki bağlantı yolu ve Seymen'de planlanan büyük spor kompleksi...
Ardından Silivri Belediyesi'ndeki aksaklıkları gündeme taşıdı.
Böylece seçmene iki farklı tablo sundu esasen.Bir tarafta “yatırım yapan merkezi hükümet”, diğer tarafta ise kendi ifadesiyle rutin belediye hizmetlerinde dahi sorun yaşayan yerel yönetim.
Yazıcı, Silivri Belediyesi'ni oldukça sert eleştirdi ancak belediye yönetimiyle bütün köprüleri atan bir dili hiçbir zaman tercih etmedi.Devam eden soruşturmaya değinirken de iddiaların doğru olup olmadığına bağımsız yargının karar vereceğini ve masumiyet karinesine saygı gösterilmesi gerektiğini özellikle vurguladı. Bu kendisini yalnızca muhalefet üzerinden konumlandırmak istemediğini gösteriyor.Daha geniş bir seçmen kitlesine hitap etmek isteyen bir belediye başkan adayı açısından da böyle bir dilin avantajı var.
Konuşmanın sonunda Silivrispor'a, yeni Başkan Akgün Duru ve yönetimine destek çağrısında bulunan AK Parti Grup Başkan Vekili Yazıcı, kulübün yükünün birkaç kişinin üzerine bırakılamayacağını söyledi. Belediye Meclisinin daha önce kararlaştırdığı 1 milyon TL desteğin ödenmemesini ise “Ödeyin ya da karar almayın” sözleriyle eleştirdi.Bu çıkış, Yazıcı'nın kentin ortak değerleri üzerinden de siyaset üretmeye ihmal etmediğini gösteriyor.
Özetle: Celalettin Yazıcı'nın Eylül Meclisi performansı, olası belediye başkan adaylığı açısından değerlendirildiğinde öncelikle, belediye ve imar mevzuatına hâkimiyetini gösteriyor.Ancak, sadece eleştiren değil çözüm öneren bir profil oluşturmaya çalışması da dikkat çekiyor.Merkezi hükümet yatırımları ile yerel belediyecilik arasında siyasi bağlantı kurabilmesini göz ardı edemeyiz.Ayrıca muhalefet yaparken tamamen kutuplaştırıcı bir dile yaslanmıyor. Konuşmasının kapsamı, kullandığı yönetim dili ve hemen her sorunun karşısına bir çözüm önerisi koyma gayretini sürdürmesi, Silivri'nin geleceğine ilişkin söz söyleyen aktörlerden biri olarak konumunu güçlendiriyor.
Yazıcı açısından kritik soru:Meclis kürsüsünde ortaya koyduğu teknik ve siyasi performansı sokağa taşıyabilecek mi?






