Silivri Belediye Meclisi'nin eylül oturumunda MHP Grup Başkan Vekili Sultan Aşkın'ın söylediği bir cümle, mecliste yapılan diğer pek çok eleştirinin önüne geçti:“Silivri Belediyesi cezaevinden yönetiliyor.”
Aşkın, başkanlık makamında hâlâ Bora Balcıoğlu'nun isimliğinin bulunmasını eleştiriyor, mevcut durumu bir “vesayet yönetimi” olarak tanımlıyor ve Ekici'ye açıkça, “Ben Silivri Belediyesi'ni yönetirim diyerek aday oldunuz ve bu meclis sizi seçti” hatırlatmasında bulunuyor.
Tutuklu olan Bora Balcıoğlu'na vefa göstermek başka şeydir; Silivri Belediyesi'nin günlük işleyişi, personeli, bütçesi, yatırımları ve geleceği konusunda karar vermek başka.
Bir belediyede yetki kimdeyse sorumluluk da onda olmalı.
Bu yaklaşımı yalnızca siyasi muhalefetin bir eleştirisi olarak değerlendirmek de artık yeterli değil. Kısa süre önce Ahmet Refik Bek ile gerçekleştirdiği röportajda önceki dönem Silivri Belediye Başkanı Selami Değirmenci de meseleye farklı bir noktadan yaklaşarak benzer bir yönetim sorununa dikkat çekti.
Uzun yıllar CHP'den Silivri Belediye Başkanlığı yapmış, son yerel seçimlerde Bora Balcıoğlu'nun belediye başkan adaylığı sürecine de destek vermiş bir isim olarak Değirmenci, konuya daha çok yönetim iradesi ve sorumluluk açısından bakıyor.
Ama sonuçta ulaştığı nokta çok farklı değil:“Belediye cezaevinden yönetilmemeli.”
Başkan Vekili seçilmişse, belediyenin yönetim iradesinin de başkanlık makamında olması gerekir. Bu nedenle Aşkın ile Değirmenci'nin sözlerini yan yana koyduğumuzda dikkate değer bir tablo ortaya çıkıyor.
Biri mevcut belediye yönetiminin siyasi muhalifi. Diğeri Silivri Belediyesi'ni yıllarca yönetmiş, üstelik Bora Balcıoğlu'nun adaylığına destek vermiş eski bir belediye başkanı.
Farklı noktalardan hareket ediyorlar ama aynı yönetim tartışmasına işaret ediyorlar.
Burada Yalçın Ekici açısından da kolay olmayan bir siyasi denklem bulunduğunu kabul etmek gerekiyor. Bir tarafta tutuklu Belediye Başkanı Bora Balcıoğlu'na ve 31 Mart'ta ortaya çıkan seçmen iradesine karşı siyasi bağlılık var. Diğer tarafta ise kendisini Belediye Başkan Vekili seçen meclisin ve yaklaşık 230 bin Silivrilinin karşısında taşıdığı yönetim sorumluluğu.
İşte bu ikisinin birbirinden ayrılması gerekiyor.
Bora Balcıoğlu'na sahip çıkmak için Silivri Belediyesi'nin yönetim iradesini belirsiz bırakmaya gerek yok. Tam tersine, Balcıoğlu'na yönelik siyasi ve hukuki süreç devam ederken belediyenin güçlü, karar alabilen ve sorumluluk üstlenen bir yönetim tarafından idare edilmesi gerekiyor.
Bu tartışmaya kısa bir not daha düşelim.Gazeteci Cem Güner de kısa süre önce kaleme aldığı yazısında benzer biçimde Yalçın Ekici'nin belediyedeki yönetim iradesi ve sorumluluğu üzerinde durmuştu.
Dolayısıyla Sultan Aşkın'ın meclis kürsüsünden yaptığı sert çıkış, Selami Değirmenci'nin değerlendirmesi ve Cem Güner'in ortaya koyduğu yaklaşım yan yana geldiğinde, önümüzdeki dönemde Silivri siyasetinin önemli tartışma başlıklarından birinin bu olacağı açık.
Bana göre Yalçın Ekici açısından artık cevaplanması gereken temel soru da başlıktaki kadar net:İdare mi edecek, başkanlığa vekalet mi?
Bora Balcıoğlu'nun yokluğunda belediyeyi sadece idare eden bir Başkan Vekili mi olacak; yoksa kendisine verilen yetkinin sorumluluğunu üstlenerek Silivri Belediyesi'nin yönetim iradesini ortaya koyan bir Başkan Vekili mi?
Çünkü vekalet, yalnızca makamda oturmak değildir. Yetki kullanmak, karar almak ve o kararların sorumluluğunu üstlenmektir.
Vefa değerlidir. Ama belediyecilikte vefanın yanında bir şey daha gerekir:Güçlü bir irade.






