2026 yılında British Educational Research Association'da yayımlanan What do children expect from their parents? A child-centred analysis başlıklı çalışmada 273 çocuğa iyi ebeveynliği nasıl tanımladıkları soruldu. Katılımcıların yüzde 62'si 13 yaşın altındaydı, dikkat 13 yaş altı.
Çocukların verdiği cevaplarda dikkat çeken başlıklardan bazıları şunlardı:
Rol model olmak…
Ahlaki rehberlik yapmak…
İyi örnek olmak…
Çocuğu dinlemek…
Çocuğu anlamaya çalışmak…
Çocuklara bir de şu soruldu:
“Anne-babalara bir tavsiye verecek olsaydınız ne söylerdiniz?”
Cevaplarda ise;
“Bizimle daha fazla zaman geçirin.”
“Daha sabırlı olun.”
“Duygularımızı anlamaya çalışın.”
“Hayallerimizi destekleyin.”
“Sevginizi daha açık gösterin.”
“Bizi daha dikkatli dinleyin.”
gibi ifadeler öne çıktı.
İlk okuduğumda beni düşündüren şey, cevapların içeriğinden çok cevapların büyüklüğü oldu.
Çünkü bunlar oldukça olgun cevaplar. Bir çocuğun ebeveyninden beklentisini düşündüğümüzde, aslında çok daha basit şeyler duymayı bekleyebiliriz.
“Benimle oyun oynasın.”
“Bana sarılsın.”
“Benimle parka gelsin.”
“Beni kızdırmasın.”
“İstediğim oyuncağı alsın.”
Bunlar da bir çocuğun dünyasına ait cevaplar olabilir.
Ama çocuklar bize;
“Beni dinle.”
“Beni anla.”
“Bana örnek ol.”
“Hayallerimi destekle.”
“Sabırlı ol.”
diyor.
İşte tam burada başka bir soru sormamız gerekiyor: Acaba biz çocukları yaşlarından önce mi büyütüyoruz? Çocuklardan sürekli daha olgun davranmalarını istiyoruz.Daha kontrollü olsunlar.Duygularını yönetsinler.Sorumluluklarını bilsinler.Plan yapsınlar.Başarılı olsunlar.Kaybetmeyi öğrensinler.Kendilerini ifade etsinler.Empati kursunlar.Problem çözsünler.Hedef belirlesinler.
Ve bazen bütün bunları isterken karşımızdaki kişinin hâlâ çocuk olduğunu unutuyoruz.
Çocuklarımızdan yetişkin becerileri beklerken, onlara çocuk olabilecekleri alanı ne kadar bırakıyoruz?
Belki de araştırmadaki cevapların bizi şaşırtmasının nedeni bu. Çocuklar gerçekten bu kadar mı olgunlaştı? Yoksa biz mi onları bu kadar erken olgunlaşmaya zorladık?
Bir başka ihtimal daha var. Çocuklar belki de bizim düşündüğümüzden çok daha fazla şeyi görüyor.
Anne-babanın birbirine nasıl davrandığını… Bir hata yaptığında nasıl tepki verdiğimizi… Telefonu elimizden bırakamadığımızı…Onu dinliyormuş gibi yaparken aslında başka bir şey düşündüğümüzü…Başarısını nasıl değerlendirdiğimizi…Kızdığımızda nasıl konuştuğumuzu…Bir başkasına nasıl davrandığımızı…Yani çocuklar yalnızca söylediklerimizi değil, nasıl yaşadığımızı da öğreniyor.
Bu nedenle “iyi anne-baba” sorusuna “iyi örnek olmak” cevabını vermeleri hiç de küçük bir ayrıntı değil.
Çocuk belki de bize şunu söylüyor:“Bana ne yapacağımı anlatmaktan önce, bana nasıl yapılacağını göster.”Ve belki de ebeveynliğin en zor tarafı tam olarak burada başlıyor.Çünkü çocuğa; “Sabırlı ol.”demek kolay.Ama çocuğumuz hata yaptığında sabırlı kalabilmek zor.“Telefonla çok vakit geçirme.” demek kolay.Ama çocuğumuz konuşurken telefonu elimizden bırakmak zor.“İnsanlara saygılı davran.” demek kolay.Ama öfkelendiğimizde bunu başarabilmek zor.“Duygularını ifade et.” demek kolay.Ama çocuğumuzun duygusu bizim hoşumuza gitmediğinde onu gerçekten dinleyebilmek zor.Çocukların “rol model” demesinin anlamı belki de tam olarak bu.Çocuklarımız söylediklerimizden çok, yaptıklarımızı kaydediyor.Fakat burada bir dengeyi de kaçırmamak gerekiyor.Çocuklarımızın böyle olgun cevaplar verebilmesi elbette güzel.Ancak çocukların sürekli “olgun”, “bilinçli”, “sorumluluk sahibi” ve “başarılı” olmalarını beklemek başka bir şey.Çocukluk, hayatın küçük bir yetişkinlik provası değildir.
Çocukların bazen dağınık olmaya, hata yapmaya, sıkılmaya, oyun oynamaya, saçmalamaya, fikrini değiştirmeye, ağlamaya, merak etmeye ve hiçbir işe yaramayan şeylerle saatlerce uğraşmaya da hakkı var.
Çünkü çocukluk yalnızca geleceğe hazırlık değildir. Çocukluk, yaşanması gereken bir dönemdir.
Belki de iyi ebeveynlik çocuğumuzu mümkün olduğunca erken büyütmek değil; yaşının gerektirdiği kadar çocuk kalabilmesine izin vermektir.
Bu araştırmadan benim çıkardığım en önemli sonuç şu: Çocukların iyi anne-baba tarifinde yalnızca “Anne-babam benim için ne yapıyor?” sorusu yok.
Daha derinde başka bir soru var:“Anne-babam benim yanımda nasıl biri?”
Bence asıl mesele burada.
Çocuğumuza kaç tane oyuncak aldığımızdan…
Hangi okula gönderdiğimizden…
Kaç kursa yazdırdığımızdan…
Ne kadar para harcadığımızdan, hatta kaç saat ders çalıştırdığımızdan bile önce; çocuğumuzun yanında nasıl bir insan olduğumuza bakmamız gerekiyor.
Hadi gelin bu akşam çocuğunuza araştırmadaki sorunun kendi versiyonunu sorun:
“Sence bir anneyi/babayı iyi bir anne/baba yapan şey nedir?”
Sonra hiçbir şey eklemeyin. Kendinizi savunmayın.Cevabını düzeltmeyin.“Ben zaten öyle yapıyorum.” demeyin.
Hatta…“Ben iyi bir anne/baba mıyım?” diye bile sormayın. Sadece dinleyin.
Çünkü çocuğunuzun vereceği yanıt yalnızca iyi bir anne-babanın nasıl olması gerektiğini değil, bizim çocuklarımıza nasıl bir çocukluk yaşattığımızın da cevabı olacaktır.






