Uzm. Klinik Psikolog Gül Dümen

Bu hafta hangi insanı oynuyorsun?

Stilin yıllarla veya mevsimlerle değil, 15 saniyelik kaydırma hareketleriyle ölçüldüğü Mikro-Estetik Çağı'ndayız.

Z Kuşağı olarak tarihin en özgür, en sınırsız ve en özgün nesli olduğumuzu savunuyoruz. Ancak dijital platformların her gün önümüze fırlattığı yeni bir estetik etiketi, bu özgürlük illüzyonunu sessizce kemiriyor. Sürekli değişen mikro trendler bize özgürlük sunmuyor; algoritmanın diktiği hazır kostümleri giydiriyor. Artık sadece bir kıyafet satın almıyoruz; içeceğimiz kahveden dinleyeceğimiz müziğe, atacağımız adımdan telefon kılıfımıza kadar her şeyi kapsayan paket bir "karakter" kiralıyoruz.
İşin tehlikeli boyutu da tam burada başlıyor: Bir kimlik inşa etmiyoruz, algoritmanın vitrine koyduğu hazır rollere bürünüyoruz. Sosyal medyada bir trend viral olduğunda ona uyum sağlamak, bize hızlı ve sahte bir "kabul görme" dopamini veriyor. Fakat o trend 10 gün sonra miadını doldurup yerini yenisine bıraktığında; elimizde gardırop dolusu giyilmeyecek kıyafet ve daha da önemlisi kocaman bir benlik karmaşası kalıyor. Her hafta farklı bir kimlik sergilemek, "Ben gerçekten kimim ve neyi seviyorum?" sorusunun cevabını dijital gürültüye kurban ediyor.
Hedeflenmiş içeriklerin, hızlı tüketim çarklarının ve dijital onay arzusunun ortasında en radikal duruş; hiçbir etikete sığmamaktır. Ruhsal Tarzınızı TikTok panolarındaki tek tipleşmiş isimlerle tanımlamayı bıraktığınız an, kendi otantik benliğiniz su yüzüne çıkacak.Kendinize sorun. O kıyafeti gerçekten beğendiniz mi, yoksa Keşfet sayfana 40 kere düştüğü için mi beğendiniz?

YORUM YAP