Uzm. Klinik Psikolog Gül Dümen

Kendi hikâyenin seyircisi misin, yazarı mı?

Hayatınızda işler ne zaman sarpa sarsa, zihninizin hemen sığındığı o tanıdık limanı fark ettiniz mi?
Eksik ebeveynler, anlayışsız partnerler, adil olmayan patronlar ya da sadece "kötü şans"... Yaşadığımız haksızlıklara tutunmak dışarıdan bakıldığında ağır bir yük gibi görünür. Oysa psikolojide buna çok tatlı bir isim verilir: Sorumsuzluk Konforu.
Çünkü faturayı başkasına kesmek son derece rahattır. "Ben denedim ama şartlar izin vermedi" demek, "Aşmaktan korktum ve risk almadım" demekten her zaman daha
Yetişkinlikte sınır çizmek yerine "İnsanlar beni hep kullanıyor" demek... Kendi ihtiyaçlarını açıkça söylemek yerine "Kimse beni anlamıyor" diye kabuğuna çekilmek...
Bunların hepsi, çocuklukta hayatta kalmak için geliştirdiğimiz ama yetişkinlikte bizi kendi hayatımızın mahkûmu yapan birer zırhtır. Mağduriyet rolü bize gizli bir güç verir: Değişmek zorunda kalmamak. Suçlu hep başkasıysa, kendimizle yüzleşmemiz
Yıllardır öfkeyle ve sitemle beslediğiniz o "mağdur" zırhını soyunduğunuzda, önce çıplak ve savunmasız hissedersiniz. Fakat o boşluğun hemen arkasında sizi özgürleştirecek tek şey belirir: Radikal Sorumluluk.
Geçmişte size yapılanlarda suçunuz olmayabilir. Çocukluğunuzu ya da başınıza gelenleri seçemezsiniz. Ancak bugün iyileşme ve değişme sorumluluğu tamamen sizdedir.
Olaylara "Bana ne yaptılar?" penceresinden bakmayı bırakıp, "Ben bundan sonra kendim için ne yapacağım?" dediğiniz an, hayatınızın direksiyonuna tekrar geçersiniz.
Evet, belki gerçekten haksızlığa uğradınız. Evet, şartlar adil değildi. Fakat ömrün sonuna kadar yaranızı başkalarına göstererek yaşamak, yaranın kendisinden daha çok zarar verir.
Mağdur rolünü bıraktığınızda geriye elinde bahaneleri olan bir kurban değil; kendi kararlarını alan, sınır çizebilen ve hayatını kendi elleriyle inşa eden özgür bir insan kalır.
Şimdi kendinize dürüstçe yanıt verin:
Sonsuza kadar haklı bir kurban olarak kalmayı mı seçeceksiniz, yoksa sorumluluğu alıp özgürleşmeyi mi?

YORUM YAP