Geçtiğimiz haftayı, MHP İstanbul İl Başkanlığında Volkan Yılmaz'a gerçekleştirdiğimiz ziyaretle tamamladık. Yeni haftaya ise Silivri Belediye Başkan Vekili Yalçın Ekici'yi ziyaret ederek başladım.
İki görüşmenin ardından zihnimde dönüp duran mesele aynıydı: Bir görevi üstlenmek, o görevin gereğini yerine getirebilmek ve sorumluluğunu taşıdığınız yeri gerçekten sahiplenmek…
YILMAZ'IN SİYASİ YOLCULUĞU
2024 yerel seçimleri farklı sonuçlansaydı, Volkan Yılmaz'ın bugün siyasi gücüne güç kattığı İstanbul İl Başkanlığı sorumluluğuna uzanan yol da muhtemelen farklı şekillenecekti.
Şunu çok net söyleyebilirim: Yılmaz'a yakıştırılan görevlerin çıtası giderek yükseliyor.
Ancak onun çalışma anlayışında değişmeyen bir taraf var. Silivri Belediye Başkanıyken de bugün İstanbul İl Başkanı olarak da bulunduğu göreve odaklanıyor; azim, kararlılık ve büyük bir emekle sorumluluğunu yerine getiriyor.
Bugün ulaştığı konumu uzun uzun anlatmaya gerek yok. Volkan Yılmaz'ı doğrudan takip etmeyenler bile ona yönelen ilginin ve yarattığı etkinin izlerini görüyor.
EKİCİ'NİN İYİ NİYETİNDEN ŞÜPHEM YOK
Gelelim Silivri gerçeklerine…Silivri Belediye Başkan Vekili Yalçın Ekici ile bir süredir yapmayı planladığım görüşmeyi gerçekleştirme fırsatı buldum.
Ekici'nin iyi niyetinden ve dürüstlüğünden şüphe duymuyorum. Ancak iyi niyetin tek başına işleri yoluna koymaya yetmediği bir dönemden geçiyoruz.
Sohbetimizin büyük bir bölümünü burada aktaramam. Buna karşılık, onun doğrudan söylemediği fakat görüşmeden benim çıkardığım izlenimleri açık yüreklilikle paylaşabilirim.
Bende oluşan kanaat şu: Ekici, üstlendiği sorumluluğun gerektirdiği yetkileri fiilen ve etkin biçimde kullanabilecek hareket alanına sahip olsa, belki mucizevi bir iyileşme yaşanmazdı. Ama en azından işlerin giderek daha fazla sarpa sarmasının önüne geçilebilirdi.
Bu, Ekici'den aktardığım bir açıklama değil; görüşmemizin ardından oluşan kişisel değerlendirmemdir.
DAVUL BİRİNİN BOYNUNDA, TOKMAK BAŞKASININ ELİNDE
Davulu birinin boynuna asıp tokmağı başkasının eline vererek çözüm beklemenin yanlışlığını fark etmek için daha kaç ay geçmesi gerekiyor?Bu soruyu, seçilmiş yerel yöneticilerimize sormak gerek.
Ekici, Bora Balcıoğlu'nun Silivri halkının iradesiyle kazandığı başkanlık koltuğunun emanetini koruyor. Fakat emaneti korumak, yalnızca o koltukta oturmakla mümkün değil. O makamın gerektirdiği kararları alabilmek ve sorumluluğunu yerine getirebilmek de gerekiyor.
Eğer sorumluluk Ekici'de, kararları hayata geçirecek güç başka yerdeyse; eğer kendisinden çözüm beklenirken hareket alanı daraltılıyorsa, sorunların büyümesi kaçınılmaz hale gelir.Yetki ile sorumluluğun birbirinden ayrıldığı yerde, hesap verebilirlik de çözüm üretme kapasitesi de zayıflar.
Zor zamanlar ve sıkıntılı şartlar, ayrışarak değil; sağlam bir irade ve birliktelikle aşılabilir. Silivri'de yerel iktidarın bu açıdan verdiği görüntü de ne yazık ki uzun bir açıklamaya ihtiyaç bırakmıyor.
SEÇİMİN BEDELİNİ BİR ŞEHİR ÖDÜYORSA…
Bir seçimde yalnızca “Ali kazansın, Ayşe kaybetsin” ya da “A partisi gitsin, B partisi gelsin” diye düşünmenin ötesine geçmemiz gerekiyor.İçinden geçtiğimiz dönem, bunun ne kadar gerekli olduğunu ağır bir bedelle öğretiyor.Çünkü seçim bittiğinde hayat devam ediyor. Hizmet bekleyen mahalleler, çözüm bekleyen sorunlar, sorumluluk bekleyen insanlar yerinde duruyor.
Silivri'nin kaybettiği yerde hiç kimse kazanamaz.Silivri kazanırsa kimse kaybetmez.Bunu unutmamak gerekiyor.
Silivri'den Türkiye'nin meselelerini çözemeyiz. Ama Silivri'nin yaşadığı kayıpları ve gerilemeyi burada yaşayan herkes hissediyor. İlçemizin ihtiyaçlarını ülke siyasetinin hesaplarına kurban etme lüksümüz yok.
“ÇÜNKÜ HÜRHABER SENİN…”
Silivri üzerine sohbet ederken bir arkadaşıma kendimden örnek verdim:
“Hürhaber'e bir faydam olmasa, zarar ettirsem ve toparlayamasam, başında durmakta ısrar etmem. Bırakırım” dedim.
“Çünkü Hürhaber senin” diye karşılık verdi.
Bu cevap üzerine düşündüm.İnsan gerçekten sahiplendiği bir şeyin kötü gidişatına kayıtsız kalabilir mi?
Önemsiyorsanız çözüm ararsınız. Yetmiyorsa başka bir yol denersiniz. Destek istersiniz, sorumluluk alırsınız. Gerekiyorsa kendi konumunuzu da sorgularsınız.Ama mutlaka bir şey yaparsınız.
Gerçekten sahiplenmediğiniz bir şeyin kötü gidişatını seyretmek kolaydır. Sahiplendiğinizde ise çözüm için yerin altını üstüne getirirsiniz.
Silivri, onu yönetenlerin şahsi mülkü değil. Ama üstlendikleri sorumluluk, bu şehri kendi gelecekleri kadar önemsemelerini gerektiriyor.
Mesele, bir koltuğun kimde kaldığı değil; o koltukta oturulurken Silivri'ye ne olduğudur.






