Uzm. Tarihçi Ahmet Can Uysal

Silivrili Millî Mücadele Kahramanı Tabip Albay Aziz Göksel’i hatırlamak

Avrupalı Devletlerin XIX. Asırda kendi siyasi, politik ve ekonomik sebepleri öne sürerek bloklaşma hareketine girmesi, XX. Asır için büyük felaketleri de beraberinde getirdi. 1914 yılında Dünya tarihinde bir ilk olarak, birçok devlet aynı anda büyük bir savaşa girdi. 1918'de Osmanlı İmparatorluğu başta olmak üzere Macaristan, Almanya ve Rusya devletleri ağır yenilgi aldılar. Bu yenilgi sonunda Rusya bir ihtilal yaşadı. Yeni gelen rejim eski düzende alınan kararları kamuoyuyla paylaştı. Kapalı kapılar ardında imzalanan İstanbul Antlaşması, Londra Antlaşması, Petrograd Protokolü, Sykes-Picot Antlaşması, Mac Mahon Antlaşması, St. Jean de Maurienne Antlaşması ve Balfour Deklarasyonu ile Orta Doğu ve Osmanlı Devleti'nin sınırları tekrar çizilmişti.SİTE 1_2
İŞGAL YILLARINDA SİLİVRİ
1918'de Trakya'nın kontrolü Fransızlardaydı. Fransız ordusu Silivri'de iki yıl kaldı ve yerine 20 Temmuz 1920'de Yunanlılara bıraktı.Yunan ordusu, Sinekli-Sirkeci Demiryolunu ele geçirdi. Silivri Limanını ise kontrol altına aldı. Marmara Ereğlisi ve Silivri çevresinde Yunan Torpido gemisi devriye gezmekteydi. Dönemin yurtiçi ve yurtdışı basınında geniş yankılara sebebiyet verecek Batı Anadolu ve Trakya'nın işgalinde Türklere karşı ciddi bir işkence ve zulme başladı. Sinekli, Kurfallı, Ali Paşa, Çavuşlu ve çevre köyler basılıyor, evlerden erzaklar yağmalanıyor, kadın ve çocuklara türlü işkenceler yapılıyordu. Köy ve kasaba meydanlarında hakkını savunan halk, günlerce aç ve susuz bırakılıp dövülüyordu.Meydanlarda toplanan Türklere ‘Yaşa Venizelos' diye bağırılması emrediliyordu. Silivrili Tabip Albay Aziz Göksel'in kızı Müzeyyen Hanım işgal altında Silivri'yi şöyle anlatıyor: “Silivri de hükümet binasının önünde ki bayrak direği bir anda mavi beyaza boyandı. Silivri'ye sadece bir manga halinde giren Yunan askerlerini, öncü birlik diye karşıladılar. Rumların yanı sıra Yahudiler de ‘Zito' diye haykırıyordu. Allah bir daha o günleri göstermesin”. Trakya için önemli bir tarihtir 20 Temmuz 1920. Bu tarihte Silivri ve Çatalca tamamen Türklerden arındırılmış, yayınlanan haritalarda Büyük Yunanistan'ın bir parçası olarak lanse ediliyordu. Peki buradaki Türklere ne olmuştu? Ulusal ve uluslararası yayınlarda Batı Anadolu ve Trakya Türkleri için akla hayale gelmeyen işkenceler fotoğraflanıyor, Yunan subayları tarafından sözde intikam amaçlı basına veriliyordu. Bacağından kasaturalanan köylüsünden, evi, ahırı yağmalanan çobanına, köy meydanlarında toplanan köylünün telgraf teliyle dövülmesine kadar her türlü yağma ve tecavüzü kendine hak gören bir taraf vardı. İstanbul'un İngilizler tarafından işgali ve sonrası liman ve demiryollarının kontrolü de onların elindeydi. Trakya'da işgallerin durdurulması ve yapılan hukuksuzlukları kamuoyuna bildirmek için Edirne Mebusu Faik Bey önderliğinde ‘Trakya Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti' kuruldu. İstanbul işgal altındayken Şevki Yorulmaz Bey tarafından Sirkeci'den Silivri'ye silah temini sağlanıyordu. Kendilerine ‘Trakya Fedaileri' denilen milis güçler Sirkeci ve çevre Kıraathanelerde toplanıyor Istranca Dağlarından Trakya'ya silah gönderiyordu.

SİLİVRİLİ TABİP ALBAY AZİZ GÖKSEL KİMDİ?
Kuvvacı Dr. Aziz Göksel'in çocukları ve torunları tarafından kaleme alınan hatırat kitabından anlaşıldığı kadarıyla Silivri doğumlu ve ailesi de Silivrili. II. Dünya Savaşının çıktığı tarihlerde vefat ettiği aktarılıyor. Aziz Bey'in babası Edhem Bey adında Silivri'nin o dönemde varlıklı bir eşrafın oğlu. Edhem Bey'in dört çocuğundan biri Aziz Bey, diğer çocukları Eczacı Rıfkı, Asker Abdi ve küçük yaşlarda vefat eden Fuat'tır.Aziz Bey, Rüştiye eğitimini Silivri'de okur. Rüştiye eğitiminden sonra Tıbbiye eğitimine devam eder. Diğer kardeşi Rıfkı Eczacılık okurken kardeşlerinden Abdi ise Kuleli Harbiye mektebine kayıt olmuştur. 1904 yılında Tıbbiye mektebinden mezun olan Aziz Bey'in dönem arkadaşları, Refik Saydam, Ali Fuat Cebesoy, Kazım Karabekir ve Mustafa Kemal Atatürk'tür.
1908 SENESİ ESKİŞEHİR TREN GARINDA İKİ KARDEŞİN SON KARŞILAŞMASI
II. Meşrutiyet'in ilanında Adana'ya gönderilen Aziz Bey, Eskişehir'de tren garında kendilerine ilave olunan taburda kardeşi Yüzbaşı Abdi ile karşılaşıyorlar. Kardeşler birbirlerini maalesef son defa burada görmüşlerdir. Çünkü Yüzbaşı Abdi Sarıkamış harekâtında şehit düşecektir.
PENBE HANIMLA EVLİLİĞİ-BALKAN SAVAŞI YILLARI
Aziz Bey kendisi gibi Silivrili olan Penbe Hanım ile evlendi ve bu evlilikten Müzeyyen adında ilk çocukları oldu. 31 Mart hadisesinde Hareket ordusunda görev alan Aziz Bey, 1910'da ilk görev yeri olan Kırklareli'ne tayin edildi. Fakat Balkan Harbinin başlaması üzerine Penbe Hanımı ve kızını Silivri'ye gönderdi. Kendisi Sofya'da tabip olarak görev aldı. Bulgar ordusunun Edirne'yi geçip Silivri-Çatalca'ya kadar ilerlemesi sonucu Penbe Hanım Üsküdar'a teyzesinin yanına gitmek zorunda kaldı. Penbe Hanımın kaldığı ev ise Bulgar askerleri tarafından bir müddet kullanıldıktan sonra parça parça yakıldı. Hatıra kitabında bu evin konumu için şu an ki Ziraat Bankası karşısı eski sinemanın olduğu yer olarak yazılmıştır.
KUVAYI MİLLİYE DÖNEMİ
Aziz Bey, 1913'te Bandırma'ya Tümen Doktoru olarak tayin edildi. 1919'a kadar burada kaldı oğlu Hüsnü'yü 1919'un 16 Mayıs'ında burada kucağına aldı. Bandırma'nın işgale uğraması sonucu Penbe Hanımı İstanbul'da dayısının yanına göndermek zorunda kalan Aziz Bey, bu sürede Kuvayı Milliye hareketine katıldı.
PENBE HANIM SİLİVRİ'YE DÖNMEK İÇİN PASAPORT ÇIKARMAK ZORUNDA KALIYOR
İstanbul'da bir süre kaldıktan sonra Silivri'ye dönmek isteyen Penbe Hanım Bandırma'dan eşyalarını almak için yola çıkacakken önüne hiç beklemediği bir engel çıktı. Bandırma ve Silivri Yunan işgalinde olması dolayısıyla İstanbul dışına çıkmak için işgal eden devletten özel izin alıp pasaport çıkarmak zorundaydı. Ailenin yayınladığı kitapta pasaport için Penbe Hanım, kızı Müzeyyen ve küçük oğlu Hüsnü'nün de içinde olduğu fotoğrafa bakıldığında yüzlerinde ki o memleket hasreti görülmektedir.Gerekli izinleri alan Penbe Hanım Bandırma'ya geçip eşyalarını aldıktan sonra Silivri'ye gelir. Gelmesine gelir ama o geride bıraktığı Silivri'den eser kalmamıştır.Çocukluğunun geçtiği sokaklarda, çarşıda, dükkanların önünde, Yunan askeri devriye gezmektedir. Penbe Hanımın kızı Müzeyyen Hanım o küçük yaşına rağmen olanları idrak edebiliyordu veyıllar geçse de unutmayacaktı.
Doğduğu evin yıkılmasını, çarşı meydanında ki o büyük hükümet binasına çekilen Yunan bayrağını ve Rum komşularının sevinç naralarını hiç ama hiç unutmayacaktı. Penbe Hanım, yıkılan evlerinin önünden geçerken kucağında küçük Hüsnü vardı diğer eliyle kızı Müzeyyen'i tutuyordu. Yıkılan evlerinin önünden sessizce geçtiler teyzesinin evine geldiler. Aylar, yıllar geçti, Anadolu'da bu tarihlerde Büyük Taarruz harekâtı ile Türk ordusu büyük bir zafer kazandı. Yunan askerleri İzmir'e kadar çekilmek zorunda kaldı. Burada daha fazla duramayacağını anlayan Yunan komutanlar askerlerinin bir kısmını Trakya'dan demiryoluyla bir kısım askerini de İzmir'den deniz yoluyla çekme kararı aldı. Silivri'ye gelen Yunan askerleri kıyıdan filikalarla gece yarısı inerken, sokağa çıkma yasağı uygulanıyor, pencerelerden perde altlarından bakılması bile yasaklanıyordu. Yunan askeri kıyıya çıktığı saatlerde evlerde mum bile yakılması yasaktı. O sırada pencerenin bir köşesinden Müzeyyen Hanım, Yunan askerlerini gizliden gizliye izlermiş. Üstü başı yırtık, kimi silahlı kimi silahsız yüzlerce Yunan askeri önce Sinekli tren istasyonuna oradan Yunanistan'a bir daha gelmemek üzere gitmişler.
AZİZ BEY YUNAN ASKERİ TARAFINDAN LEFKA ADASINA SÜRGÜN EDİLİR
Penbe Hanım memleketi Silivri'ye döndüğü sırada başına gelenlerden Aziz Bey'in haberi yoktu. Çünkü Bandırma'ya gelip eşyalarını alan Müzeyyen Hanım Silivri yolundayken Aziz Bey, Kuvayı Milliyeye katılma arzusundaydı fakat Yunan askerleri tarafından yakalandı, esir edildi. Bir süre sonra Yunanistan'ın Lefka adasına sürgüne gönderilmek üzere koğuşun kapısı aralandı. Yunan askeri nezaretinde son defa evine gidip eşyalarını almak isteyen Aziz Bey, evine geldiğinde çok başka manzarayla karşılaştı hanımı ve çocukların eşyaları yerlerinde değildi. O an aklına iki şey geldi, öldürüldü mü kaçırıldı mı? Eşyalarını alıp Yunan askerin nezaretinde sürgüne giderken kapı komşusu Rum kadın Asimokok'u gördü. Komşusu Aziz Bey'e, sizin hanım Silivri'ye gitti deyince içinde buruk bir sevinçle evinden ayrıldı. Bandırma'dan vapura bindirilirken iki Yunanlı komutanın konuşmasına kulak misafiri oldu Aziz Bey. Komutanın söylediğine Rumca cevap verince, Yunan komutan çok şaşırmış. Aziz Bey'de, Rum komşularımız çoktur onlardan öğrendim demiş. Bandırma'da başlayan sürgün yolu Lefka adasında devam etti. O ilk günü unutamaz Aziz Bey, adaya çıkartıldıklarında kale duvarına Türk askerlerini tek sıra halinde dizmişler. O sıradakurşunlanarak öldürüleceğini düşünmüş, aklına çocukları ve eşi Penbe Hanım gelmiş. Fakat sayım yapıldıktan sonra koğuşlara götürmüşler. Aziz Bey kaldığı koğuşta bir ayna parçasından bakıyor ki saçları bir gece içinde bembeyaz olmuş. Ada'da kaldığı süre içerisinde bir fotoğraf makinesi bulmuş ve fotoğraf çekerek hayatını idame ettirmiştir.
TİFO HASTASI BİRİNİN TEDAVİSİ AZİZ BEY'E ÖZGÜRLÜĞÜN KAPISINI ARALAR
O sırada bölgede sözü geçen Venizelos karşıtı biri, Tifo hastalığına yakalanır. Doktor diye hemen Aziz Bey'e haber verirler. Aziz Bey cephelerde bu hastalığın tedavisini bildiği için gerekli muayenesini yapmış ve kısa sürede iyileşmesini sağlamış. Yunanistan'da o ara seçim oluyor ve bu Venizelos karşıtı parti iktidara gelince Aziz Bey'in yaptığı iyiliğe karşılık izin veriliyor ve İstanbul'a gönderiliyor. Silivri Yunan işgalinde olduğu için oraya geçemiyor Aziz Bey. İlk olarak Üsküdar'a oradan da İnebolu'ya ‘Yumurta tüccarı' kimliği ile geçiyor. Daha sonra Penbe Hanımın Silivri de çocuklarıyla beraber teyzesinin yanında olduğu haberini alır. Hilal-i Ahmer tarafından Erzurum'a ve Kars yörelerine tayini çıkar İnebolu'dan Erzurum'a görevli tabip olarak geçer.
1922 MUDANYA MÜTAREKESİ- AZİZ BEY'İN SİLİVRİ'YE DÖNÜŞÜ
Mudanya Konferansı 3 Ekim 1922'de başladı. Türkiye'nin baş murahhası Batı Cephesi Kumandanı İsmet Paşa, İngiltere'den General Harrington, Fransa'dan General Charpy, İtalya'dan General Mombelli ve Yunanistan'dan General Mazarakis katıldılar. Yalnız Mazarakis deniz zırhlısında kalarak toplantıyı uzaktan takip etti. Türk halkının üzerine yürümesinden ve çıkacak arbededen çekiniyordu. 11 Ekim 1922'de imzalanan Mudanya Mütarekesi'nin maddeleri şunlardır. Edirne dahil, Doğu Trakya, Meriç'in sol kıyısına kadar 15 gün içinde Yunan ordusu tarafından boşaltılacak, Türk ve Yunan orduları arasında çarpışmalar duracaktır. Barışın imzalanmasına kadar her türlü karışıklığın önüne geçmek üzere, Karaağaç dahil, Meriç'in sağ kıyıları İtilâf Devletleri kuvvetlerince tutulacaktır.Mudanya Mütarekesi sonrası Aziz Bey Silivri'ye dönmek için yola çıkar. Kızı Müzeyyen Hanım büyümüştür. Oğlu Hüsnü ise babasını hiç hatırlamamaktadır. Limana yanaşan gemiden inen Aziz Bey artık ailesine ve doğup büyüğü Silivri'ye kavuşmuştur. Aziz Bey, yıllarca sürgün hayatı ardından Anadolu'nun her köşesinde milli mücadele için can siperane çalışmış. Cepheden yaralı gelen askerlerimizi tedavi etmiş, ölümü görmüş yaşamı görmüş. Şimdi ise bu zorlu hayatın ardından çocukluğunu bıraktığı, gençlik yıllarını bıraktığı Silivri'ye dönerken iki çocuğu ve eşi Penbe Hanımla limandan evlerine dönerken yıkılan bir imparatorluğu da arkalarında bıraktılar. Sıra yaraları sarmaya, hasretleri gidermeye gelmişti.

CUMHURİYET DEVRİ İLK TAYİN YOLCULUK ERZİNCAN'A
Aziz Bey Cumhuriyet'in ilanından bir müddet sonra Erzincan'a tayin edildi ve ailesiyle birlikte vapurla Trabzon'a oradan da Erzincan'a geçti. Erzincan'da bir oğlu daha oldu, adını Fuat koydular. Burada bir müddet kalan Aziz Bey; 1938'e doğru Ankara'da Cebeci Askeri Hastanesi Başhekimliğine tayin edildi. 1937'de Hüsnü Göksel Tıp Fakültesine başladı. Yine aynı tarihlerde Atatürk'ün hastalığının ağırlaştığı haberi alınır. 10 Kasım 1938'de ise Atatürk'ün vefat haberi duyulur. Bu olaydan bir yıl sonra 1939 senesinde ikinci dünya savaşı başlamıştır.
CUMHURİYET'İN BAŞKENTİNDE SON GÜNLER...
Aziz Göksel bir sabah işe giderken eşi Penbe Hanım pazardan aldığı kirazı uzatmış yesin de öyle gitsin diye. Aziz Bey gelince yerim diyor fakat o gün kalp krizi geçiriyor ve altmış üç yaşında vefat ediyor. Kuvayı Milliye Kahramanı Silivrili Albay Dr. Aziz Göksel Ankara'da yapılan devlet töreni ile Ankara Cebeci Mezarlığına defnedilir.
Silivrilinin düşmana işgalinden kurtuluşunun 104. yıldönümünü kutladığımız bugünde hangimiz onun hayatından ve yaşadıklarından haberdardık? Bu anlamlı günde Silivrili Tabip Albay Aziz Göksel'i, sürgün yıllarında ki hayatını, İnebolu'ya yumurta tüccarı olarak geçip sayısız vatan evladının hayatını tabipliğiyle kurtarmış, kimilerininse şehadetini görmüştür. Kurtardığı her bir askerde belki de kendini gördü, onlarında ailesi vardı çocukları vardı. Kimisi babaydı, kimisi evlat, kimisi kardeş...
Bu vatanı bizlere canları pahasına savunan ve bizlere emanet eden ecdadımıza saygı ve minnete, ruhları şad olsun...Silivri'nin Düşman İşgalinden Kurtuluşunun 104. Yılı Kutlu Olsun…

 

YORUM YAP