Değerli veliler, anneler, babalar, canımız öğrencilerimiz ve gençlerimiz.
Sizlerle hem bir anne hem de bir eğitimci olarak, çocuklar ve gençlerde sosyal medya bağımlılığı hakkında düşüncelerimi paylaşmak istiyorum. Sizlerinde bu konu üzerinde düşünmesi ve kendi dinamikleri içinde önlem almasını da ne kadar isterim bir bilseniz.
Sahte dopamin, kısa sürede yüksek haz veren aktivitelerin beyinde tetiklediği geçici patlamaları tanımlar. Peki, ne kadarı gerçek bu mutluluğun? Teknolojiyle birlikte her anlamda dijitalleşen dünyada sosyal medya platformları her geçen gün gelişiyor ve kullanım oranları da bir o kadar artıyor. Bu durum günlük yaşantımızı görülmez ağlarla örerek teknolojiyi ve sosyal medyayı hayatımızın ayrılmaz bir parçası haline getiriyor. Çocuklarımıza bilgiye erişim, iletişim kolaylığı, sosyalleşme, interaktif eğitim vb. ortamları sunarken maalesef telafisi zor olan sorunlara da yol açıyor. Bunlar, ruh sağlığının kaybı, akran zorbalığı, fiziksel ve akademik etkiler ve siber tehditler olarak sınıflandırılabilir. Sosyal medya, çocuklar ve gençlerde var olmanın,kendini ispat biçiminin ve aidiyet hissinin karşılandığı yer hattaher geçen gün bir kültür halini almıştır.Ailede,okulda ,arkadaş ortamında ya da sosyal çevredeyeteri kadar sevgi ve saygı göremeyen,onaylanmayan ve zaman ayrılmayan çocuklar bu ihtiyaçlarını yapay dünyada karşılama yoluna gitmiş,ve farkında olmadan buna bağımlı hale gelmiştir.Bir eğitimci olarak meslek hayatımda da bir çok kez bu durumlara tanık oldum.Bizim olan ama bizimle olmayan çocuklar bunun sonucudur.Özellikle siber zorbalık ve uygunsuz içeriklere maruz kalma, bilişsel, duygusal ve sosyal gelişimde en tehlikeli durum olarak değerlendirilebilir.Güvenlik ve gizlilik ayarlarının ihmali bu durumu daha vahim hale getirmektedir.
OECD'nin 2022 PISA verilerini kaynak aldığı ve 45 ülkeye ait verilerin karşılaştırıldığı "Dijital Çağda Çocukların Hayatı Nasıl?" adlı araştırmasına göre dijital cihazlara erişim kesildiğinde kendini huzursuz hisseden çocukların sayısının en yüksek olduğu ülkenin Türkiye olduğu belirtilmiştir.15 yaş grubundaki çocukların yüzde 29,6'sı,yani neredeyse üçte biri telefonsuz kaldığında gerginlik ve endişe yaşadığını ifade etmiştir. Türkiye'den sonra en yüksek oran Slovakya ve Polonya'nın olmuş; listenin sonunda yüzde 10 ile Güney Kore yer almıştır.
Dünyada 15 yaş altı çocuklara sosyal medya kısıtlaması ya da tamamen yasak getiren ülke sayısı 20'yi aşmış durumda. Başta Avrupa ülkeleri olmak üzere bir çok ülke bu konuda karar almak üzere. Ülkemizde de bu konuda güzel gelişmeler var. Siber Güvenlik Başkanlığı tarafından hazırlanan düzenleme ile 1 Kasım 2026 itibarıyla 15 yaşından küçüklerin yeni sosyal medya hesabı açması yasaklanıyor. Yeni hesap açılışlarında e-Devlet üzerinden yaş doğrulama zorunlu hale getiriliyor. Halihazırda hesabı bulunan 15 yaş altı kullanıcılar için yaş doğrulama son tarihi 31 Mart 2027 olarak belirlendi; bu tarihe kadar doğrulama yapmayan veya 15 yaşından küçük olduğu tespit edilen hesaplar kapatılacak.
Peki, çözüm nedir?
Uzmanlar ailelere, sosyal medyaya katılımın mümkünse 15 yaşına kadar ertelenmesini tavsiye etmektedir. Ekranı kısıtlamanın tamamen çözüm olmadığı durumlarda ise, ekran sözleşmesi ve süre sınırı getirilmeli, gizlilik ve güvenlik denetimi ebeveynler tarafından yapılmalıdır. Çocukların ve gençlerin sanat, spor ve sosyal hayatta yüz yüze iletişimde bulunabilecekleri ortamlarda bulunmaları desteklenmelidir. Ebeveynler, eğitimciler,sağlıkçılar ve tüm sosyal çevre çocuklarımıza empati kurarak yaklaşmalı ve doğru iletişim yollarını tercih etmelidir.Özellikle aileler dijital okuryazarlık konularında kendilerini geliştirmelidirler.
Sözlerimi bitirirken, kaybedecek tek bir ferdimizin olmadığının bilinciyle herkesi elini taşın altına koymaya davet ediyorum. Çocuklarımız vatanımızın geleceğidir. Hepsi öyle kıymetli ve değerli ki, bizim olan ama bizimle olmayan çocuğumuz kalmasın, sevgi sarsın her yanlarını, kuşlar konsun yollarına.






