Toprağa bir tohum ektiğimizde ertesi sabah gidip meyvesini arıyor muyuz?
Hayır.
Çünkü biliyoruz ki o tohumun filizlenmesi,
kök salması, büyüyüp meyve verecek hâle gelmesi için zamana ihtiyacı var.
Tohumu suluyoruz, toprağıyla ilgileniyoruz,
güneş almasını sağlıyor ve bekliyoruz.
Henüz bir filiz görmedik diye bütün emeğimizin boşa gittiğini düşünmüyoruz.
Peki, neden kendi hayatımızda aynı sabrı gösteremiyoruz?
Bir işe başlıyoruz, hemen netice bekliyoruz. Bir şey öğreniyoruz, hemen ustalaşmak istiyoruz.
Bir adım atıyoruz, hemen karşılığını görmek istiyoruz.
Uzun zamandır taşıdığımız bir alışkanlığı değiştirmeye karar veriyor, birkaç günde bambaşka bir insan olmayı umuyoruz.
Beklediğimiz değişimi göremeyince de hevesimiz kırılıyor. “Bunca emek verdim, neden hâlâ olmadı?” diye soruyoruz.
Bazen daha kök salmasına fırsat vermeden başladığımız işten vazgeçiyoruz.
Oysa her gelişimin bir olgunlaşma süreci vardır. Öğrendiğimiz bir hakikatin dilimize yerleşmesiyle, ahlâkımıza yerleşmesi aynı zamanda gerçekleşmez.
Sabrın kıymetini bir anda anlayabiliriz,
fakat sabrı hayatımıza taşımak, karşılaştığımız hadiselerde onu tekrar tekrar seçmeyi gerektirir.
Bir bilgiyi duymak kısa sürer, ancak onunla yaşamayı öğrenmek ise emek ister.
Üstelik bazen dışarıdan hiçbir şey değişmiyor gibi görünse de içeride çok kıymetli gelişmeler yaşanıyor olabilir.
Tıpkı toprağın altında kök salan bir tohum gibi…
Biz yalnızca toprağın yüzüne bakıyoruz.
Oysa o filizin bir gün ayakta durabilmesi için önce görünmeyen yerde tutunması gerekiyor. Rüzgâra dayanacak kuvveti,
henüz kimsenin görmediği o köklerde hazırlanıyor.
İnsanın da böyle zamanları vardır.
Kimsenin fark etmediği bir gayretin içinde, kendisiyle uğraşır.
Eskiden hemen öfkelendiği bir yerde biraz durabilir. Her sözü üzerine alınırken bir gün daha anlayışlı davranabilir.
Aynı hatayı yaptığında bu kez onu fark edip düzeltmeye yönelebilir.
Bunlar küçük görünebilir. Fakat insanın değişimi çoğu zaman böyle başlar. Bir gün geriye dönüp baktığında, aynı hadiseler karşısında artık başka türlü durabildiğini görür.
Bu yüzden yalnızca sonuca değil, sürecin kendisine de kıymet vermeyi öğrenmeliyiz. Gayretimizi değerlendirmeli, eksiklerimizi görmeli, gerektiğinde yolumuzu düzeltmeliyiz. Sabır, bütün bunları yaparken neticenin vaktini zorlamadan devam edebilmektir.
Tohumu her gün topraktan çıkarıp “Acaba büyüdü mü?” diye kontrol edersek kök salmasına zarar veririz.
Kendi emeğimizi de her gün büyük sonuçlarla ölçmeye çalıştığımızda, devam etmek için ihtiyaç duyduğumuz kuvveti tüketebiliriz.
Rabbimizin kâinatta önümüze serdiği bu büyüme düzeninde bize de bir ders var.
Emek vermek, beslemek, gözetmek ve vakti gelene kadar sabredebilmek…
Ne zaman meyve alacağım yerine,
bugün bana düşen bakımı yapıyor muyum? Diye düşünmek kök salmamıza ve büyümemize yardım eder.
Çünkü her şeyin bir vakti vardır.
Ve en büyük gelişim,
henüz görünmeyen yerde gerçekleşir.
Niyetimiz: Bana düşen gayreti sevgiyle göstermeye,
her adımın ve her emeğin kıymetini bilmeye,
Rabbimin hikmetine güvenerek sabırla yol almaya,
hayatımdaki güzelliklerin vaktinde filizlenmesine gönül huzuruyla şahit olmaya niyet ediyorum.♥️






