Rüya Şahsuvar

“Susma sustukça sıra sana gelecek”

“Sıra bana geldiğinde benim için konuşacak kimse kalmamıştı.”
“Konuşma yasağı mıydı söyleme mecburiyeti miydi bu faşizm denen meret?”
Peki “susmak veya susmamak” arasındaki ayrım korkudan veya mecbur hissetmekten kaynaklı bir mağduriyetten mi kaynaklanıyor her zaman? Yoksa açık bir ağzı tekrar aşağı indiren o U dönüşünde başka bir rota oluşabilir mi?
Fransa'daki gösterilerin yarattığı şoka bakılırsa, bu rotanın izleri zihinlerde çoktan yerleşmiş vaziyette olabilir. Zira birçok Batılının nezdinde, kötü yabancı “rejimler” ahalilerine eleştiri izni vermezler, ancak bu Batılıların kendileri kurallarını asla eleştirmemeye talimlidirler. Bunun yerine tuzak niteliğindeki yanlış ikilikleri ve düzmece tarafgir safsataları eleştirirken gerçek güçleri bundan dokunulmamış bırakmaya dair eğitimlidirler.
Mavi mi kırmızı mı, sağ mı sol mu, Trump mı selefi mi? Bu sorular eleştiri merkezi olurken, hangi boya Beyaz Saray'ı renklendirirse renklendirsin devam eden yöntem ve kurumlar nadiren sorgulanır.
Bunun göze çarpmamasını iyice zorlaştıran şey Epstein ifşaları oldu. Milyarderler, politikacılar, bilumum ünlüler ve “entelijansiyanın” diğer mensuplarının aynı çemberlerde sosyal bağlantıları olduğunu görünce; sistemin gerçekten kamuya hizmet ettiğini mi yoksa sıradan insanların yalnızca kurallarının başka bir yerde yazılan bir oyunun seyircileri mi olduğunu sorgulamasından daha doğal bir durum olabilir mi?
Batılılar diyor ki: “Eh, o kasvetli yerlerde yaşayacağıma burada yaşarım, çünkü en azından istediğim zaman idareyi eleştirebiliyorum!”
Tamam, ama gerçekten yapıyor musun(uz)?
Kuklaları eleştirmek bir düşünce ifadesidir. Genelde zaten nefret ettiğiniz renklere ait olan kuklaları eleştirmek başka bir şeydir.
Bu kalabalıklar, aynı kökleşmiş gündemler Beyaz Saray'da oturana bakmaksızın ilerlemeye devam ederken eleştirmenin “Drumpf”(1) veya “Let'sGoBrandon” (2) demek olduğuna talimli.
Füzelerden binalara düşen renk körü ve renklerle desteklenmiş bombaları sorgulamak bir eleştiridir. Şiddetle sonlanan polis karşılaşmalarını sorgulamak bir eleştiridir. Geri kalan ahali kültürel hurdalar için kavga etmeye teşvik edilirken aynı sosyal çemberlerde biriken bu küçük grubun ağza alınmaz derecede servet ve etki toplamasını gözlemlemek de hakiki bir eleştiridir.
Kimin gücünün olduğunu, kimin bundan fayda sağladığını, kimin kimi koruduğunu ve kuralların “oradan bakınca” neden bu kadar farklı göründüğünü sormak da sorgulamaktır.
Bu Batılıların “özgürlüğü” gezen tavukların özgürlüğüne denktir. Evet, kapı teknik açıdan açıktır. Uygulamada dışarı yürüyebilirler.
Sadece asla dışarı yürümemeye şartlandırılmışlardır.
Ve birbirlerine “Drumpf” ve “Let'sGoBrandon” diye nara atarlarken mekanizma vınlamaya, para yukarı doğru hareket etmeye devam ediyor ve bu düzenlemeden faydalananlar her kimse iki ana renkle bezeli partizan sirk alanının dışında konforla ikamet ediyorlar.
Bu eleştiri özgürlüğü değil.
Ancak bunun fevkalade biçimde gelişmiş bir illüzyonu.
(1) : Trump'ın Almanya'dan yerleşen atalarının orijinal soyadı.
(2) : NASCAR yarışının kazananı pilot Brandon Brown ile röportaj yapan NBC muhabiri Kelli Stewart, 2021'de başkan Joe Biden'a küfürlü sloganlar atan kalabalığın sözlerini “Let'sGoBrandon” (haydi gidelim Brandon) olarak kibarlaştırdı. O zamandan sonra “Let'sGoBrandon”, Joe Biden'a ilişkin küfürlü sloganları sansürden kaçırarak toplum içinde söylemenin şifreli yolu haline geldi.

 

 

YORUM YAP