Bazen sandığımızdan çok daha derin bir meseledir.

Kendimize izin vermeden, hayatın bize sunduklarını da kabul edemeyiz.

Sevilmeye izin vermek…
Destek almaya izin vermek…
Dinlenmeye izin vermek…
Birilerinin bizim için bir şey yapmasına izin vermek…
Hata yapmaya, yanılmaya, yeniden başlamaya izin vermek…
Hatta bazen hiçbir şey yapmadan sadece nefes almaya izin vermek…

Çünkü bazı insanlar vermeye o kadar alışmıştır ki almayı bilmez.

Her şeyi kendi başına halletmeye, güçlü durmaya, kimseye yük olmamaya çalışırken hayatın akışına karşı görünmez bir direnç oluşturur.

Oysa izin vermek güçsüzleşmek değildir.
Kontrolü bırakıp güvenmeyi öğrenmektir.

“Ben yapmalıyım.” demek yerine,
“Bana da destek olunmasına izin veriyorum.”

“Kimseye ihtiyacım yok.” demek yerine,
“İhtiyacım olduğunda yardım istemeye izin veriyorum.”

“Ben hallederim.” demek yerine,
“Bazen bir başkasının benim için bir şey yapmasına izin veriyorum.”

İZİN VERİRSEN;
O şeyi serbest bırakmış olursun.
Ya hayatından çekilir,
ya da çözümlenir.

Çünkü bazen bir şeyi çözmeye çalıştıkça ona daha fazla tutunuruz.
Düzeltmeye, değiştirmeye, kontrol etmeye çalışırken aslında onunla bağımızı sürdürürüz.

Bazen yapılması gereken savaşmak değil, izin vermektir.

Gitmesine izin vermek…
Değişmesine izin vermek…
Hayatın sana destek olmasına izin vermek…
Sevilmeye izin vermek…
Almaya izin vermek…
Kendi hayatını yaşamaya izin vermek…

İzin vermek vazgeçmek değildir.
Bir şeyi zorla tutmayı bırakıp, olması gerekenin olmasına alan açmaktır.

Soralım içimize;
“Ben neyi hâlâ zorla tutuyorum?”

Belki bir duyguyu…
Belki geçmişte yaşanmış bir olayı…
Belki bir insanı…
Belki kontrol etme ihtiyacını…
Belki de her şeyi tek başına yapma zorunluluğunu…

Belki de bazı şeyler çözülmek için değil,
serbest bırakılmak için bekliyordur.

Bazen hayatın senden istediği daha fazla çaba değil,
biraz izin vermendir.

Çünkü bazen sadece izin vermek gerekir.
İzin veriyorum.

YORUM YAP