Uzm. Tarihçi Ahmet Can Uysal

Hâkimiyet bilâ kaydü şart milletindir, kime sorarsanız sorunuz, bu, “Cumhuriyettir”

site 1_4Tarih kitapları bazen olayları sadece takvim yapraklarındaki kuru tarihlerle yazar; sanki büyük dönüşümler bir gecede, ansızın gökten zembille inmiş gibi aktarılır. Oysa bu büyük devrimin gerisindeki ince işçiliği, verilen çetin mücadeleleri ve atılan stratejik adımları gözler önüne sermektedir. Bugün gururla kutladığımız Cumhuriyet, ani bir emrivaki değil; asırlardır esarete mahkûm edilmek istenen bir milletin, kendi kaderine el koyarak yazdığı millî egemenlik destanının en doğal ve kaçınılmaz finalidir.site 2_25

Millî Egemenliğin Hazırlık Evresi
Her büyük inkılâbın arkasında sarsılmaz bir inanç ve önceden örülmüş stratejik bir ağ vardır. 1 Nisan 1923'te seçimin yenilenmesine karar verip tarihe adını yazdıran Birinci Büyük Millet Meclisi, her ne kadar Cumhuriyeti resmen ilân etmemiş olsa da, üstlendiği tarihî sorumlulukla bu yolun taşlarını döşemişti. Mustafa Kemal Paşa, yeni meclis toplanıncaya kadar geçen sürede dahi boş durmamış, güvendiği arkadaşlarıyla yeni bir anayasa tasarısı hazırlatmıştır. Paşa'nın o günlerde dile getirdiği gibi; millî hükümetin özü zaten cumhuriyetti, ancak bunu açıkça ifade etmemek devlet idaresinde bir zaaf yaratıyordu. Bu zaafı ortadan kaldırmak ise ilk fırsatta atılması gereken hayati bir adımdı.
Lozan Barış Antlaşması'nın 24 Temmuz 1923'te imzalanıp onaylanmasının ardından, taşlar yerli yerine oturmaya başladı. Bu süreçte yaşanan üç kritik gelişme, cumhuriyete giden yolun ayna tutulması bakımından son derece manidardır.

Birincisi, Mustafa Kemal Paşa'nın kendi el yazısıyla Teşkilât-ı Esasiye Kanunu'nda yaptığı ve Türkiye devletine "Cumhuriyet" adını veren gizli Anayasa taslağıdır. Paşa, bu taslağı yalnızca güvendiği isimlerle paylaşarak süreci büyük bir gizlilik ve kararlılıkla yürütmüştür.

İkincisi, Rauf Bey'in (Orbay) Atatürk'ten devlet reisliği makamını kuvvetlendirmesini istemesidir. Rauf Bey bu talebiyle hilafet makamını güçlendirmeyi düşünürken, Atatürk'ün zihnindeki "güçlü devlet reisliği", TBMM makamı ile devlet başkanlığını birleştirecek ve cumhurbaşkanlığı kurumunda hayat bulacak olan yepyeni bir rejimin ta kendisiydi.

Üçüncüsü ise 22 Eylül 1923'te yabancı bir gazeteciye (Lazar) verilen ve ilk kez "Cumhuriyet" kelimesinin açıkça dünya kamuoyuna duyurulduğu o tarihi demeçtir. Bu demeç, içeride ve dışarıda büyük yankı uyandırmış, yeni devletin modern dünyadaki yerini tescillemiştir.

BaşkentinAnkara Olması
Yabancı işgal kuvvetlerinin 6 Ekim 1923'te İstanbul'dan ayrılması, "hükümet merkezi neresi olacak?" sorusunu acilen gündeme taşıdı. Lozan'dan zaferle dönen diplomatların ve dış dünyanın zihni hâlâ İstanbul merkezli eski alışkanlıklarca şekilleniyordu. İşte tam bu noktada İsmet Paşa ve 14 arkadaşının meclise verdiği önergeyle, 13 Ekim 1923'te Ankara coğrafi, stratejik ve güvenlik gerekçeleriyle anayasal olarak yeni devletin başkenti ilan edildi. Bu hamle, İstanbul merkezli tüm çekişmelere son noktayı koyduğu gibi, cumhuriyete giden yolda atılmış en cesur fiili adımlardan biriydi.
Ancak o dönem yürürlükte olan "Meclis Hükümeti" sistemi, bakanların meclis tarafından tek tek seçilmesini zorunlu kıldığı için kabine içinde işbirliğini imkansız hale getiriyor, devlet işlerinin yürütülmesini tıkıyordu. Fethi Okyar başkanlığındaki Vekiller Heyeti bu tıkanıklık sebebiyle istifa etmek zorunda kaldı. 28 Ekim 1923 akşamı Çankaya'da tarihi bir akşam yemeği yendi; Mustafa Kemal Paşa o sofrada asıl hedefini masadakilere net bir şekilde ilan etti: "Yarın Cumhuriyet ilân edeceğiz."
29 Ekim 1923
29 Ekim sabahı, Halk Fırkası grubu kabine bunalımını çözmek üzere yine Mustafa Kemal Paşa'yı görevlendirdi. Paşa, bir saatlik kısa bir zaman zarfında odasında hazırladığı anayasa değişiklik taslaklarını meclis kürsüsüne taşıdı.
Mecliste yükselen sesler tarihin akışını mühürlüyordu. İsmet Paşa, Avrupalı diplomatların "Sizin devletinizin başı kim, rejiminiz nedir?" sorularına artık net bir hukuki yanıt vermek zorunda olduğumuzu vurguladı. Ve merhum Abdurrahman Şeref Bey'in o unutulmaz sözü salonda yankılandı:
"Hâkimiyet bilâkaydüşart milletindir... kime sorarsanız sorunuz, bu, Cumhuriyettir. Doğan çocuğun adıdır. Ama, bu ad, bazılarına hoş gelmezmiş, varsın gelmesin."
Yapılan oylamada Anayasa değişiklik taslağı müttefikan, yani oy birliğiyle kabul edildi. Eski Meclis salonu günlerce hafızalardan silinmeyecek coşkulu "Yaşasın Cumhuriyet!" sesleriyle çınladı. Ardından yapılan oylamada, katılan 158 milletvekilinin tamamının oyuyla Ankara Mebusu Gazi Mustafa Kemal Paşa, Türkiye Cumhuriyeti'nin ilk Cumhurbaşkanı seçildi.
İkdam Gazetesinin 30 Ekim 1923 tarihli haberinde: “Yeni Türkiye Devletinin Şekli Hükümeti Cumhuriyettir” başlığıyla yayınlandı. Haberin devamında “Meclis dün müttefikan şekli hükümetimizi Cumhuriyet olarak kabul etmiş ve alkışlar arasında Gazi Mustafa Kemal Paşayı birinci reis-i cumhur intihâb eylemişlerdir yazısıyla devam etmektedir.
Türkiye'de Cumhuriyet, asla dışarıdan alınan ithalya da tepeden inme suni bir rejim değildir. O, Kurtuluş Savaşı'nın kanlı günlerinde milletin kendi özgücüyle yarattığı, istiklal mücadelesinin en görkemli "ganimeti ve nimeti"dir.

Bu rejim sayesinde Türk milleti, kendi kaderini tayin eden effendi bir millet statüsüne yükselmiştir. Doğu dünyasında ilk defa demokratik bir cumhuriyet kurarak, din ve devlet işlerini birbirinden ayıran, ırk, din, dil farkı gözetmeksizin herkesi kanun önünde eşit kılan modern Türkiye Cumhuriyeti; tarihin akışına yön veren en büyük devrimlerden biri olarak sonsuza kadar yaşayacaktır.
Milli Bağımsızlık ve Cumhuriyet'e giden yolu bizlere açan başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşlarına saygı ve minnetle… Cumhuriyet Bayramımız kutlu olsun…

 

YORUM YAP