Uzm. Tarihçi Ahmet Can Uysal

Silivri’nin kentsel yerleşimi neden tepede kuruldu?

site_7Bir kentin tarihine bakmak sadece tarih kitaplarını karıştırmak ya da uzun uzadıya yazılanları okumakla olmuyor. Bir kentin tarihini anlamak için sokaklarında yürümek, insanlarıyla sohbet etmek lazım. Bugün Silivri çarşı merkezi 200 sene evvel, hatta 400 sene evvel ne durumdaydı? Bizler burada değilken buranın insanları nasıl bir Silivri'de yaşıyordu? Eminim ki birçok Silivrili, bu kentin tarihini merak edenler, bunları çokça düşünmüştür; belki de gündelik koşturmaca içinde hiç akıllarına gelmemiştir.
Bugün haber kanallarına baktığımızda İstanbul'un derelerini hiç duymamışız gibi, bazen de ilk defa duyuyormuş gibi haberler yayınlanıyor. Ortaköy deresi, Baltalimanı deresi, İstinye dere içi, Tarabya Koyu, Göksu deresi, Küçüksu deresi... Ki gezginler buraya “Asya'nın tatlı suları” demiş; İstanbul'un dereleri tarih boyunca kimi zaman eğlence alanı, kimi zaman da toprak testi yapımı için kum ocağı olmuş. Yani bu dereler, insanların hem mesire alanı olarak stres attığı hem de ekmek parası kazandığı mekanlar olmuş.
Biraz hafızamızı zorlayalım; lise yıllarımızdaki tarih kitaplarında bir anlatı vardır: ‘Lale Devri'. İşte o devirde Osmanlılar Kağıthane deresinin yatağını bile değiştirmişler, set yaparak suyu çağlayan haline getirmişler. Bugün ki Çağlayan semtinden çok uzak tabii bunlar. Yönümüzü İstanbul'dan Silivri'ye çevirdiğimizde neler görüyoruz? Şehir merkezinden geçen iki dere: Boğluca ve Tuzla. Peki, Osmanlılar buraya 1453'te geldiğinde şehir nerede kurulmuştu? Bugün Kale Mahallesi denilen, deniz seviyesinden 90-100 metre yükseklikte sarp bir tepe üzerindeydi. Türkler buraya geldiğinde tarihsel devamlılık açısından kale ve civarına yerleştiler.
Sonra ne oldu peki? Nüfusun artmasıyla birlikte yerleşim kale dışına taştı. Silivri için önemli bir değer olan Piri Mehmet Paşa'nın buraya yerleşmesiyle nüfus tepeden aşağıya indi. Fakat yerleşim, dereyle arasına yine bir mesafe koydu. Silivri'nin bir başka simgesi haline gelen Uzun Köprü'yü Mimar Sinan neden otuz iki gözlü yaptı? Bu sorunun cevabını bilmek için allem-i cihan olmaya gerek yok tabii. Boğluca ve Tuzla dereleri Alipaşa köyüne kadar, hatta daha ileride Fener köyü yakınlarına kadar uzanmaktadır. Kurfallı köyü ile Bekirli köyü arasında Delce deresi, daha uzakta Karamandere ile birleşmektedir. Kınalı deresi ve çevrede bulunan irili ufaklı birçok dere birbiriyle bağlantılıdır.
Peki, bu saydığımız köylerin hepsi düzlükte mi? Tabii ki hayır. Dikkat edelim; Alipaşa köyü, Kılıçlı köyü, Fener köyü, Kurfallı köyü hep tepede kuruludur, aynen Silivri merkezi gibi. Yıllar içinde kışın su taşkınlarından, yazın ise bataklık olması dolayısıyla sivrisineklerden korunmak için hep yüksek alanlarda kurulmuşlardır. Osmanlılar o dönemin şartlarında bunu düşünüyorlardı; kaldı ki bugünkü anlamda bir teknoloji de yoktu. Ama şurası bir gerçek: Doğayla savaşmıyorlar, onunla uyum içinde yaşıyorlar.
Bugün Silivri, İstanbul'un yüzölçümü bakımından en büyük ilçelerinden biri. Geçmişte olduğu gibi gelecekte de İstanbul'u besleyen, lojistik yollarıyla Doğu Trakya ile İstanbul arasında bir köprü görevi gören bir bölge. Bugün Silivri'nin kentsel yerleşimi E-5 güzergahının kuzeyine taşınmış durumda. Şehirleşme; büyük büyük binalar, asfalt yollar, eğlence merkezleri ve AVM'ler gibi yapılar etrafında gelişmiş, hatta bu dere yatakları sadece ufak kanallar haline gelmiştir.
Bugünün Silivri'sine tarihsel bir not düşelim: “Yüz yıl sonra tarih bizi ve Silivri'yi nasıl yazacak?” Değirmen durağı dediğimiz yerde Adil'in değirmeni varken bugün sadece bir durak ismi olarak hatıramızda kaldı. Yüz yıl evvel mera alanı dediğimiz yerde bugün bir AVM var. Peki, yüz yıl sonra buralarda kimler yaşayacak? En önemlisi, biz onlara nasıl bir Silivri bırakacağız?

 

YORUM YAP