Uğur Bakıcı

Moneymaxxing Akımı

Z kuşağının finansal hayatta kalma mücadelesi.
Parayla kurduğumuz inişli çıkışlı ilişkinin ortasına yepyeni bir kavram düştü: “Moneymaxxing”
Bu kavramı ilk duyduğumda kendi kendime “Yine ne uydurdular?” dedim.
Oysa markette fiyat karşılaştırırken veya kullanmadığımız abonelikleri iptal ederken yaptığımız şey aslında aynı:Moneymaxxing yanielimizdeki parayı daha verimli kullanmaya çalışmak. “Ayağını yorganına göre uzat” atasözünün Z kuşağı versiyonu diyebiliriz.
İnternet kültüründen doğan “moneymaxxing”, parayı, harcamaları ve birikimleri mümkün olduğunca verimli kullanma çabasını ifade ediyor.
Paranı boşta bırakmamak, gereksiz harcamadan kaçınmak, daha uygun fiyatı aramak, banka oranlarını karşılaştırmak, kullanmadığın abonelikleri kapatmak.
Daha fazla kazanamıyorsan, elindekini daha akıllı kullanma taktiği. Bu yönüyle iyi bir fikir aslında. Uzun zamandır ihtiyacımız olan bir alışkanlığı da yeniden hatırlatmış oluyor. Çünkü para kazansak dahi yönetmeyi pek beceremeyebiliyoruz. Para geliyor, gidiyor; nereye gittiğini biliyoruz ama neden bu kadar hızlı gittiğini çoğu zaman çözemiyoruz.
Moneymaxxing'in asıl dikkat çekici tarafı da tam bu noktada ortaya çıkıyor. Paraya sadece harcanacak bir şey olarak değil, yönetilecek bir kaynak olarak bakmayı öneriyor. Fakat, her şeyi optimize etmeye kalktığımızda hayatı bir excel tablosuna çevirme riskide var.
Öyle ki, “Kahve kaç lira?”, “Şirketin verdiği yemek kartını öğlen harcamayıp market bütçesine mi kaysam veya akşam yemeğinde mi değerlendirsem?”, “Alacağım ürün başka markette daha mı ucuz?”, “Paramı hangi hesapta tutarsam daha fazla kazanırım?” derken bir süre sonra insanın kafasında küçük bir muhasebe departmanı çalışmaya başlayabilir. Çünkü parayı yönetmek başka şey, hayatı paranın etrafında döndürmek başka.
Belki de moneymaxxing'in yükselişini yalnızca bireysel tercihlerle açıklamak eksik olur. İnsanlar çoğu zamanmevcut gelirleri hayatın hızına, dolayısıyla giderlere yetişemediği için hesap yapmak zorunda kalıyor. Yükselen konut fiyatları, eğitim giderleri ve gündelik yaşam maliyetleri, bütçe yönetimini bir tercih olmaktan çıkarıp zorunluluk hâline getiriyor.
Bu akımı küresel ölçekte en disiplinli, en yaratıcı ve adeta bir yaşam biçimi olarak uygulayan ülkelerin başındaysa Güney Kore, Amerika Birleşik Devletleri ve Japonya geliyor.
Akımın hem isim babası hem de en büyük dijital üssü ABD'dir. Amerikalılar için moneymaxxing, finansal sistemi kendi silahıyla vurma sanatına dönüşmüş durumda.
Batı ülkelerindeki gençler bu akımı daha erken emekli olmak ya da lüks harcamalarını dengelemek için bir hobi gibi uygularken, ülkemizdeyse durum çok farklı. Bizde yüksek enflasyon yüzünden moneymaxxing bir lüks veya keyfi bir tercih değil; hayatta kalma refleksine ve zorunlu bir finansal savunma mekanizmasına dönüşmüş durumda. Hal böyle olunca elimizdeki paranın erimesini engellemek için çok daha agresif ve pratik yollar bulmak zorunda kalıyoruz.Şartların bizleri sürekli bir yarış atı gibi koşturarak "yetersizlik" ve "kaygı" hissine sürüklemesi işin psikolojik boyutu.
Güney Kore'deki gençler detıpkıülkemizdeki gençler gibi benzer bir finansal çaresizlik içinde, aşırı rekabetçi sistem ve ulaşılamaz konut fiyatları karşısında bunu zorunlu bir refleks olarak uyguluyor. Bu kapsamda, gençler arasında “jjan-tech” adı verilen aşırı tasarruf eğilimi gün geçtikçe yayılıyor. Gençlerucuz yemek haritaları kullanıyor, ulaşım masrafından kaçmak için kilometrelerce yürüyor, mobil kuponları bile nakde çeviriyor. Ekonomik baskı, tasarrufu bir tercihten çıkarıp hayatta kalma stratejisine dönüştürüyor. İşte moneymaxxing'in sınırı da burada başlıyor.
Bence moneymaxxing'in kıymetli tarafı, insanlara daha fazla para kazanmanın dışında bir seçenek olduğunu hatırlatması. Her ekonomik sıkışıklığın çözümü daha yüksek maaş değildir; bazen eldekini korumak da kazanmaktır.
Hal böyleyken sosyal medyada gördüğümüz her parayıbüyütme/katlama taktiğine de atlamamak gerekiyor. Çünkü sosyal medya basit sonuçları sever: “Şunu yaptım, param arttı.” “Bu yöntemi uyguladım, ayda şu kadar tasarruf ettim” gibi…
Öte yandan sosyal medya bize 'tasarruf etmeyi' bir oyun gibi satıyor.Parayı biriktirmekle onu enflasyona karşı koruyacak 'gerçek yatırım okuryazarlığı' arasındaki farkı anlatmıyor. Oysa gerçek hayat bir TikTok/Instagram videosu kadar kısa değil. Herkesin geliri, borcu, kirası, ailesi, sağlık gideri farklı. Dolayısıyla bir başkasının finansal reçetesini kendi hayatımıza olduğu gibi taşımak, moneymaxxing yapmak değil; başkasının elbisesini kendi bütçemize zorla uydurmaya çalışmaktır
Bir de bu işin/akımın başka bir boyutu var. Moneymaxxing bize yalnızca para hakkında bir şey söylemiyor; paraya bakışımızın değiştiğini de gösteriyor. Bugün gençlere “daha çok çalış, daha çok kazan” demek eskisi kadar kolay değil. Hayat pahalılığı ortada, gelecek kaygısı ortada... Bu yüzden: “Daha fazla nasıl kazanırım?” sorusu yerini, “elimdekiyle nasıl daha akıllı hareket ederim?” sorusuna bıraktı.Moneymaxxing'i akım haline getiren ve ülkeler arasında yayılmasına neden olan şeyse tam olarak bu arayış.
Geçmişte büyüklerimiz için ev veya araba almak ulaşılabilir bir hedefti. Bugünün ekonomik gerçekliğinde bu hedefler birer hayale dönüşünce, yeni nesil finansal dopamini büyük başarılardan değil, günlük mikro-zaferlerden almaya başladı. Bir aboneliği iptal etmek, markette 20 TL daha ucuzunu bulmak ya da kupon birleştirmek; tıpkı bir oyunda "XP (deneyim puanı)" toplamak veya "bölüm sonu canavarını" geçmek gibi beyinde dopamin salgılatıyor.
Yani Moneymaxxing, birikim yapmaktan ziyade, sistemin elinden aldığı "büyük gelecek" duygusuna karşılık, bireyin günlük harcamalarda kurduğu küçük bir kontrol illüzyonudur. Bizi asıl düşündürmesi gereken şeyse; bir neslin geleceği inşa etmek yerine, neden günlük bir oyunda hayatta kalmaya çalıştığıdır.
Alım gücünün zorlaştığı günümüzde, “gizli/özel yatırım” vaatleri insanlarakaybettiği kontrol duygusunu ve sınıf atlama umudunu sunuyor. İşte bu noktada moneymaxxing'in en büyük tehlikesi belirmeye başlıyor: Eldeki üç kuruşu en verimli şekilde optimize edeyim derken, sosyal medyadaki 'kestirme yoldan zengin olma' illüzyonlarına ve finansal tuzaklara düşme riski doğuyor. Son dönemdeki fon dolandırıcılıklarının arkasında da bu psikoloji var: İşin ilginç yanı, bu tuzaklara sadece elindeki azıcık parayla kurtuluşa ermeye çalışanlar değil, milyon dolarları olan, varlıklı isimler de düşüyor. Çünkü motivasyon paranın miktarından bağımsız.İnsanlar finansal sistemin yavaşlığından ve bozukluğundan sıkılmış durumda.Çaba harcamadan, sistemin kurallarını baypas ederek 'kestirme yoldan' devasa kazançlar elde etmenin cazibesine kolayca kapılabiliyoruz. Çaresizlik ya da hırs; her iki duygu da insanı aynı finansal körlüğe ve kestirme yol arzusuna sürüklüyor.
Oysa Japonya'daki Z kuşağı araştırmasının gösterdiği gibi mesele her şeyden kısmak değil; nerede kısıp nerede harcayacağını bilmektir. Çözümse, bütçeyi tamamen sıfırlamak yerine, suçluluk duymadan harcanacak küçük bir “keyif payı” bırakıp kalanını disiplinle yönetebilmektir.
Para her şey değil; ama bugünün ekonomik şartlarında her kararımızın, her kaygımızın tam merkezinde. Yine de hayatı durmaksızın çalışan bir hesap makinesine çevirip her anın maliyetini hesaplayarak yaşayamayız.Moneymaxxing ya da tasarruf adları ne olursa olsun; asıl mesele finansal savunma yaparken yaşamayı ve insan kalabilmeyi ıskalamamak. O halde bütçemizi sadece rakamlara değil, arada bir kendimize de açmalıyız. Para yönetiminde sadece mantığı ve hesabı değil; kendi mutluluğumuzu, ruhumuzu ve duygularımızı da hesaba katmalıyız. Günün sonunda, kahvenin maliyetini hesaplarken tadını unutmamak gerek.

YORUM YAP