Bu yazı dizisinin ilk kısmında kurumsal illüzyonun küresel boyutlarını ve şirketlerin başvurduğu bu düşük maliyetli motivasyon taktiğini ele almıştım; madalyonun diğer yüzünde ise bu yapay parıltının çalışan kariyerlerine vurduğu sessiz darbeler ve derinleşen kimlik krizleri yer alıyor.
SAHTE GÜVEN DUVARI VE "İÇİ BOŞ" ÖZGEÇMİŞLER
Şirketlerin sunduğu bu motivasyon aracını kabul eden çalışanlar, farkında olmadan kendi kariyerlerine sessiz bir darbe vuruyor.
2-3 yıllık bir tecrübeyle "direktör" veya "müdür" yazan özgeçmişler, dış piyasada sert bir gerçeklik duvarına çarpıyor.
Kurumsal olgunluğa erişmiş global ölçekteki firmalar, adayın LinkedIn
LinkedIn profilindeki cafcaflı kelimelere değil; yönetilenbütçeye, ekibin derinliğine ve alınan stratejik risklere bakıyor.
Lokal ekosisteminde ünvanının sağladığı yapay prestije yaslanan bir profesyonel, gerçek bir global şirkete geçmek istediğinde başvurduğu pozisyon özelinde gerilemek zorunda kalabiliyor. Bu durum, bireysel düzeyde çok daha yıkıcı bir kimlik krizine yol açıyor.
KUŞAK ÇATIŞMASI
İş hayatına yeni atılan yeni kuşak, yıllarca aynı ünvanı beklemeyi bir kariyer modeli olarak görmüyor;onlar için unvan, sabırla kazanılan bir ödül değil; hızlı ilerleyen bir kariyer göstergesi.Şirketlerse bu beklentiyi şeffaf performans sistemleri ve adil ücret politikalarıyla yönetmek yerine kolay yolu seçip unvanı şişiriyor, bu da uzun vadede beklenti enflasyonunu daha da artırıyor.
KİMLİK MESELESİ
Öte yandan unvan artık sadece iş tanımı değil; algılanan piyasa değeri ve özgüven göstergesi olan bir kimlik haline geldi. Bu yüzden insanlar artık “Ne iş yapıyorsun?” dan çok “Ünvanın ne?” diye soruyor. Linkedln profilleri küçük bir kariyer romanına dönüşmüş durumda.
Yeni bir ünvan değişikliğinde ise ilk hafta tebrikler geliyor, sosyal medya ağları üzerinden beğeniler artıyor. Ancak alışveriş için markete gidildiğinde ünvanın geçmediğini, kiranın maddi anlamda altı boş bir ünvan ile ödenmediğini görünce hayal kırıklıkları başlıyor.
Diğer yandan herkesin “müdür/yönetici” olduğu bir yerde, işi gerçekten taşıyanlar/sırtlananlar yine aynı kişiler oluyor.
Kartvizitler ise adeta mini bir özgeçmiş gibi. Çünkü modern iş dünyasında ünvan; algılanan piyasa değeri ve hatta özgüven göstergesi haline gelmiş durumda.
YALIN ÜNVAN ÇAĞI
Dünya genelinde ünvan enflasyonuna savaş açan firmalar sessiz bir şekilde “yalın ünvan” çağını başlattı: Daha az ünvan, daha net rol.
Çünkü çalışanları motive eden şeyin ünvan değil, etki alanı olduğu fark edildi. Öyle ki, bir çalışan karar alma süreçlerine dahil edildiğini hissediyorsa şayet, ürettiği işin sonuçlarını görebiliyorsa ve o firma gelişimini destekliyorsa, ünvan o çalışan için bir noktadan sonra ikinci plana düşüyor. Aksi durumda o ünvan, yalnızca geçici bir teselliye dönüşüyor.
GERÇEK İTİBAR
Gerçek itibar, e-posta imzasındaki harf kalabalığı ile değil, ay sonu banka hesabına yatan rakamla, kriz anında gösterilen liderlikle ve geride bırakılan somut işle ölçülür. Günün sonunda, şirketleri ileriye taşıyan şey cafcaflı İngilizce ünvanlar değil; işini iyi yapan, değer üreten ve emeğinin karşılığını adil alan çalışandır.Bu yüzden şirketlerin yapması gereken sorumluluğu ve katkıyı ödüllendiren, yetki alanının genişlediği sistemler kurmaktır.
Kartvizitler eskir, dijital profiller güncellenir fakat nitelik, sorumluluk ve karakter asla değer kaybetmez. Üstelik kalıcıdır. İşte bu yüzden, ünvan enflasyonunun parlak ama içi boş dünyasına kapılmak yerine, gerçek profesyonel değerimizi bu kalıcı nitelikler üzerine inşa etmeliyiz.






