Duygusal etiketlerin gölgesinde gerçek ilişkileri kayıp mı ediyoruz?
Son yıllarda sosyal medya akışlarımız adeta birer psikoloji kliniğinin bekleme salonuna dönüştü. İlişkilerimizde yaşadığımız en ufak pürüzü, anlaşmazlığı ya da ego çatışmasını süslü terminolojilerle kavramsallaştırma yarışındayız. Partnerimiz fikrimize katılmadığında "Gaslighting yapma", biraz içine kapandığında "Ghosting uyguluyor", kendi sınırlarını korumak istediğinde ise "Narsistçe davranıyor" etiketini yapıştırıveriyoruz.
Peki, psikoloji terimlerinin popülerleşip günlük dilimize bu denli nüfuz etmesi ilişkilerimizi gerçekten iyileştiriyor mu, yoksa bizi birbirimizden daha da mı uzaklaştırıyor? İletişimsizlik, ilişki içinde partnerimizin davranışını hemen "manipülasyon" veya "narsizm" olarak etiketlediğimizde, sorunun özüne inmeyi reddetmiş oluyoruz. Karşımızdakini dinlemek, onun bakış açısını, kaygılarını ya da çocukluktan getirdiği savunma mekanizmalarını anlamak yerine; ona psikolojik bir tanı koyup mahkûm etmek çok daha kolay geliyor. Oysa her anlaşmazlık bir manipülasyon olmadığı gibi, her bencillik de klinik bir narsizm değildir. Kavramların içi boşalırken, terminolojinin bu derece ayağa düşmesini, psikolojide “duygusal enflasyon"olarak ifade edebiliriz. Kelimeleri ne kadar sık ve yersiz harcarsak, ifade ettikleri ağır anlamlar da o kadar değersizleşiyor.
ErichFromm'un da vurguladığı gibi, sevmek ve sağlıklı ilişki kurmak bir eylemdir; sorumluluk, çaba ve her şeyden önemlisi karşılıklı empati gerektirir. Bizler ise empati kurmanın zorluğundan kaçıp, partnerimizi tanı koyarak kategorize etmeyi seçiyoruz.
İlişkilerde kullandığımız dil, temas kurma biçimimizi belirler. Bu dil, partneri anında savunmaya ve karşı saldırıya iter.
Gözden kaçırdığımız temel nokta şudur: İlişkiler klinik deney alanı, partnerlerimiz de analiz edilecek birer vaka değildir.
Gerçek yakınlık; jargona, klişeleşmiş psikoloji terimlerine sığınmadan da kendi çıplak duygumuzu ifade edebilmekten geçer.
Sosyal medyanın sunduğu hızlı tüketim kültüründe, karmaşık insan ilişkilerini 15 saniyelik videoların "toksik ilişki belirtileri" listelerine sığdırmaya çalışıyoruz. Oysa insan ruhu ve ilişkiler, bu kadar basit şablonlara sığmayacak kadar katmanlıdır.
Belki de ilişkilerimizi kurtarmak için yapmamız gereken ilk şey, sosyal medyadan öğrendiğimiz o havalı terimleri bir kenara bırakıp kendi doğal dilimize dönmektir. Çünkü bizi birbirimize yakınlaştıracak olan şey süslü tanı kriterleri değil; savunmasız kalmayı göze alarak kuracağımız gerçek, samimi ve jargonsuz bir diyalogdur.






