Uzm. Klinik Psikolog Gül Dümen

Yeni çağın büyük illeti: 'Aç' ruhlar, doyumsuz sahte bedenler …

Eskiden acıkınca mutfağa gidilirdi; şimdi ise bizi biz yapan ne varsa vitrine koyup değer biçilmesini bekliyoruz.

Peki, gerçekten neyin peşindeyiz?
Cevap basit ama ürkütücü: Hırs, haz ve hız.
Bugün tüketim dediğimiz şey, süpermarket raflarından ya da online alışveriş sepetlerinden çoktan çıktı. Artık nesneleri değil; alkışı, onayı, takdiri ve 'gösterişi' satın alıyoruz.
Barınmak, beslenmek ve giyinmek... İnsanlığın binlerce yıllık temel ihtiyaç listesi buydu.
Şimdi ise listemizin başında bambaşka bir ihtiyaç duruyor: Onaylanmak.
Bir yemeği lezzetli olduğu için değil, fotoğrafı güzel çıktığı için sipariş ediyoruz. Bir tatili dinlenmek için değil, hikayelerde konum atmak için yapıyoruz. Temel ihtiyaçlarımız, ruhumuzun onay açlığına kurban gidiyor. Kartvizitlerimizdeki unvanlar, cüzdanımızdaki paralardan daha çok "ben buradayım" diye bağırıyor.
İnsan beyni ilkeldir; takdir edilmeyi ve bir gruba ait olmayı hayatta kalma mekanizması olarak görür. Modern dünya ise bu biyolojik zaafımızı çözdü ve harika bir iş modeline dönüştürdü.
Alkış ve Övgü: Ekrandaki bir 'beğeni' simgesiyle beynimize salgılanan minik dopamin dozları.
Hız ve Haz: Beklemeye tahammülü olmayan, anlık tatmin arayan "hemen şimdi" nesli.
Doyumsuzluk: Aldıkça acıkan, bir üst modeli çıkınca elindekinden nefret eden zihinler.
Her bildirimle biraz daha biyolojik birer bağımlıya dönüşüyoruz. "Beni gör, beni öv, beni doğrula!" diye feryat eden bir dijital kalabalığın içinde kayboluyoruz.Asıl soru şu: Bir ormanda tek başınıza yaşasaydınız ve kimse görmeseydi; o pahalı kıyafeti yine giyer, o lüks arabaya yine biner miydiniz? Yoksa bütün o harcamalar, başkalarının gözündeki 'değerimiz' için ödediğimiz bir kira mıydı?
GÖSTERİŞ MERAKININ SONU
Hiçbir şey, bir insanın takdir edilme arzusu kadar doyumsuz olamaz. Kartvizitiniz ne kadar kabarık, eviniz ne kadar büyük olursa olsun; içerideki onaylanma açlığını materyal şeylerle besleyemezsiniz.
Hırs, hızın kucağında haz arıyor; ama bulduğu tek şey daha büyük bir boşluk.
Bugün gerçek zenginlik; cebindeki para değil, başkalarının alkışına ihtiyaç duymadan da kendi varlığıyla barışık kalabilmektir.
Vitrinleri süslemeyi bırakıp kendi içinize dönmediğiniz sürece, dünya sizin için sadece kocaman, pahalı ve yorucu bir alışveriş merkezinden ibaret kalacak.

YORUM YAP