Danamandıra'da yaklaşık 220 dönümlük kalker ocağı ve kırma-eleme tesisi projesi için verilen “ÇED Olumlu” kararının ardından başlayan tartışmalar sürüyor. Eyüp Mar, bölgede mevcut ve planlanan taş ocaklarının kümülatif çevresel etkilerinin, ağır araç trafiğinin ve tescilli Roma su yollarının birlikte değerlendirilmesi gerektiğini belirterek, Danamandıra Köyü Yardımlaşma, Dayanışma ve Çevre Koruma Derneği'nin başlatacağını açıkladığı hukuki mücadeleye destek çağrısında bulundu.
Danamandıra'da yeni taş ocağı projelerine yönelik tartışmalar, çevresel etkilerden kültürel mirasa kadar uzanan çok sayıda başlığı yeniden gündeme taşıdı. Eyüp Mar, yaptığı kapsamlı değerlendirmede meselenin yalnızca yeni açılması planlanan bir taş ocağı üzerinden ele alınmaması gerektiğini savundu.
İstanbul Valiliği tarafından Danamandıra Mahallesi'nde ER:3490973 numaralı, yaklaşık 22,28 hektarlık kalker ocağı ve kırma-eleme tesisi projesi için 30 Temmuz 2026 tarihinde “ÇED Olumlu” kararı verildiğini belirten Mar, kararın ardından Danamandıra Köyü Yardımlaşma, Dayanışma ve Çevre Koruma Derneği'nin hukuki mücadele başlatacağını açıkladığını hatırlattı.
“MESELE YALNIZCA 220 DÖNÜMLÜK BİR PROJE DEĞİL”
Mar, Karayolları adına bölgede ER:3490973 ve ER:3490960 numaralarıyla planlanan iki ayrı taş ocağı projesinin bulunduğunu ifade ederek, projelerden birinin 17, diğerinin ise 11 yıl işletilmesinin planlandığını ve her iki projenin yıllık üretim kapasitesinin 1 milyon tonun üzerinde olduğunu belirtti.
İki proje alanı arasında yaklaşık 1,5 kilometrelik mesafe bulunduğuna dikkat çeken Mar, asıl tartışılması gereken konunun Danamandıra ve yakın çevresindeki mevcut ve planlanan taş ocağı faaliyetlerinin toplam etkisi olduğunu vurguladı.
“DANAMANDIRA NE KADAR YÜK TAŞIYABİLİR?”
Bölgede geçmişten bu yana faaliyet gösteren taş ocakları ve kırma-eleme tesisleri bulunduğunu hatırlatan Mar, yeni projelerin yalnızca kendi sınırları içerisindeki etkilerinin değil, diğer faaliyetlerle birlikte ortaya çıkabilecek kümülatif çevresel yükün de değerlendirilmesi gerektiğini savundu.
Toz ve PM10, gürültü, patlatma ve titreşim, ağır araç trafiği, orman alanları ve su kaynakları üzerindeki etkilerin birlikte ele alınması gerektiğini belirten Mar, şu soruyu gündeme getirdi:“Hepsi bir araya geldiğinde Danamandıra ne kadar yük taşıyabilir?”
KÜMÜLATİF ETKİ İÇİN DANIŞTAY KARARINA DİKKAT ÇEKTİ
Mar, “kümülatif etki” kavramının ÇED süreçlerinde hukuki ve teknik incelemelerin de konusu olduğuna dikkat çekerek Danıştay 4. Dairesinin 28 Aralık 2023 tarihli, E.2023/13472, K.2023/7522 sayılı kararını örnek gösterdi.
Söz konusu kararda bir kalker ocağı ve kırma-eleme tesisi projesinin etki alanındaki diğer taş ocakları ve tesislerle birlikte oluşturduğu çevresel etkinin ele alındığını aktaran Mar, özellikle PM10 ve çöken toz açısından yapılan kümülatif hesaplamaların yeterliliğinin tartışıldığını belirtti.
Bu kararın Danamandıra konusunda açılabilecek olası bir davanın sonucunu belirlemeyeceğinin altını çizen Mar, buna karşın benzer faaliyetlerin toplam çevresel etkisinin değerlendirilmesi bakımından önemli bir hukuki tartışma alanı oluşturduğunu ifade etti.
ROMA SU YOLLARI DA TARTIŞMANIN MERKEZİNDE
Taş ocağı projeleriyle ilgili bir diğer önemli başlığın Danamandıra'daki kültürel miras olduğunu belirten Mar, bölgede Roma dönemine ait su yolları ve su galerilerinin bulunduğunu hatırlattı.
İstanbul I Numaralı Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu'nun 7 Temmuz 2022 tarih ve 7385 sayılı kararıyla Danamandıra'daki Roma Su Yolları kalıntı ve güzergâhının korunmasına ilişkin karar alındığını aktaran Mar, aynı Kurulun 29 Mayıs 2025 tarih ve 10337 sayılı kararıyla da Roma Su Yollarına ait su galerisi hattı kalıntılarının korunması gerekli taşınmaz kültür varlığı olarak tescil edildiğini belirtti.
Mar'ın aktardığı bilgilere göre, yapı grubu I. Grup olarak belirlenirken galeri güzergâhının iki yönünde 50'şer metre olmak üzere toplam 100 metrelik koruma alanı tanımlandı.
Mar, bu nedenle taş ocağı projelerindeki patlatma, kazı, titreşim ve arazi değişikliklerinin Roma su yolları ve bölgedeki diğer kültürel miras unsurları üzerindeki olası etkilerinin yeterince araştırılıp araştırılmadığının da açıklığa kavuşturulması gerektiğini savundu.
AĞIR ARAÇ TRAFİĞİNE DİKKAT ÇEKTİ
Yüksek üretim kapasitesine sahip taş ocaklarının yalnızca üretim sahası üzerinden değerlendirilemeyeceğini ifade eden Mar, çıkarılan malzemenin kırılması, yüklenmesi ve taşınmasının yoğun ağır tonajlı araç trafiği oluşturacağına dikkat çekti.
Mar, mevcut taş ocaklarının nakliye faaliyetleri de hesaba katıldığında toplam trafik yükünün bölge yolları, yerleşim alanları, trafik güvenliği, toz ve gürültü açısından oluşturabileceği etkilerin değerlendirilmesi gerektiğini kaydetti.
“HUKUKİ MÜCADELENİN YANINDA OLALIM”
Danamandıra Köyü Yardımlaşma, Dayanışma ve Çevre Koruma Derneği'nin “ÇED Olumlu” kararına karşı hukuki mücadele başlatacağını açıklamasını önemli bulduğunu belirten Mar, bunun herhangi bir kişi ya da kurumu suçlamak anlamına gelmediğini, kararın hukuk, bilim ve kamu yararı açısından yargı denetimine taşınması anlamına geldiğini ifade etti.
Mar, Danamandıra açısından yanıt aranması gereken temel soruları; yeni projelerin mevcut ve planlanan diğer taş ocağı faaliyetleriyle birlikte değerlendirilip değerlendirilmediği, kümülatif hava, gürültü, trafik, su ve orman etkilerinin yeterince ortaya konulup konulmadığı ve tescilli Roma Su Yolları ile diğer kültür varlıklarına yönelik gerekli incelemelerin yapılıp yapılmadığı şeklinde sıraladı.
Danamandıra'nın kültürü ve dayanışma ruhunun yaşatılmasının önemli olduğunu vurgulayan Eyüp Mar, aynı duyarlılığın bölgenin geleceğini ilgilendiren çevresel ve kültürel değerler konusunda da gösterilmesi gerektiğini belirterek, “Danamandıra'nın geleceğini ilgilendiren bu meselede hukuki mücadelenin yanında olalım” çağrısında bulundu.






