Dünya ekonomisinin şah damarı olan Hürmüz Boğazı'nda son zamanlarda büyük gürültü kopuyor. İran kendisine saldıran başta Amerika olmak üzere ülkelerin ticari gemilerine geçişleri kapattı. Hal böyle olunca da dünya ekonomisi ağır hasar aldı. Konu özelinde dünya genelindeki basının manşetlerine baktığımızda çok standart manşetler atıldığını görüyorum: "Petrol fiyatları uçuyor", "ABD donanması teyakkuzda", "İran boğazı kapattı". Bu manşetlerin arkasındaysa medyanın radarına girmeyen yani çok daha derin ve tehlikeli bir satranç oynanıyor. Bu satranç tahtasında sadece gemiler değil; veri hatları, uydu sistemleri ve finans ağları da hamle yapıyor. Savaşın merkezinde ise egemenlik teknolojileri ve yeni dünya düzeninin lojistik kodları var.
AMERİKA'NIN YENİ STRATEJİSİ
Amerika cephesinde Trump, "Önce Amerika" politikasını farklı bir boyuta taşımış durumda. İran tarafından kapatılan Hürmüz'ü açabilmek için müttefiklerini ateşe sürmeye çalışıyor. Fakat şimdiye kadar hiçbir ülke bu ateşe kendini atmadı. Ne bizim ne de NATO'nun işi değil diyerek Trump'ın teklifini reddediyorlar. Amerika'nın asıl hesabı ise askeri değil, ekonomik. Aslında Amerika kendi kaya gazı ve petrol ihracatını Avrupa'ya fahiş fiyatlarla satmanın lojistik altyapısını tahkim etmenin derdinde. Amerika'nın asıl özel hamlesi ise, bölgedeki sualtı veri kabloları üzerinde kurduğu baskı. Hürmüz sadece petrolün değil, küresel finansal veri akışının da kritik geçitlerinden biridir. İran'a yönelik siber saldırılarını fiziksel blokajla birleştirebilirse şayet, küresel finans sistemini "Swift" sonrası yeni bir Amerikan bağımlılığına doğru yönlendirme ihtimali doğabilir. ABD'nin bu hamlesi, sadece mevcut veri hatlarını tıkamak değil; eş zamanlı olarak Starlink gibi alçak yörünge uydu ağları ve Kuzey Kutbu üzerinden geçen yeni fiber optik hatlar aracılığıyla, küresel finansı coğrafi kaderinden koparıp tamamen Amerikan dijital fanusu içine hapsetme stratejisidir.
ÇİN'İN STRATEJİSİ
Öte yandan Çin Hürmüz boğazından gemilerini rahatlıkla geçiriyor. Çin'in bölgedeki tanker trafiğini korumak için İran ile anlaşmalı bir şekilde devreye soktuğu "BeiDou3" tabanlı özel navigasyon sisteminin doğrudan etkisi var. Öyle ki, Tahran ile Pekin yönetimi arasında yapılan protokol uyarınca, İran'ın elektronik harp sistemleri Çin menşeli sinyalleri ‘beyaz listeye' alıyor. Bu da şu anlama geliyor: Amerika'nın bölgedeki sinyal bozucu operasyonları Batılı ülkelerin tankerlerini kör ederken, Çin'in ticari gemileri adeta görünmez bir koridordan içinden ilerliyormuş gibi Hürmüz'den geçebiliyor. Böylece Çin, Hürmüz'de askeri güçle değil; frekans hâkimiyetiyle alan kazanmış oluyor.
Bu arada İran'ın 2025 yılına kadar Amerikan GPS sistemini kullandığı da hatırlanmalı. Bugün yaşanan dönüşüm aslında küresel uydu rekabetinin sahaya yansımasıdır.
SİGORTA SAVAŞLARI
Hürmüz meselesinin bir diğer kritik boyutu ise deniz sigortacılığı krizi. Hürmüz'den geçecek gemilerin sigorta primi, bazı gemilerin kendi değerine yaklaşmış durumda. 200–300 milyon dolarlık bir tanker için örneğin 7 milyon dolara kadar ek savaş primi oluşabiliyor. Hal böyle olunca başta Londra merkezli sigorta devleri olmak üzere birçok şirket bölgeden çekilmeye başladı. Bu durumsa sadece petrol taşımacılığını değil, küresel ticaretin risk haritasını da yeniden çiziyor. Çünkü bir gemi savaş riski nedeniyle sigortalanamıyorsa, aslında o rota fiilen kapanmış sayılır. Mevcut durumdaysa Hürmüz Boğazında yaklaşık 3.000 gemi sigorta güvencesi olmadan sıkışmış durumda. Tarihin en büyük "denizcilik sigorta krizi" olarak nitelendiriliyor.
Görünen o ki Hürmüz'de artık sadece tankerler değil, uydu sistemleri, veri kabloları ve sigorta poliçeleri de çarpışıyor. Bu yüzden mesele bir boğazın kapanması değil; yeni dünyanın hangi yollar üzerinden akacağının belirlenmesidir






