Cuma sabahı Silivri bambaşka bir güne uyandı. Belediyecilik tarihinde bir ilk. Genel konjonktür olarak belki de kanıksamak zorunda kaldığımız ve içten içe korkarak da beklediğimiz endişeli süreç nihayetinde geldi çattı.
Silivri Belediyesi'ne yönelik operasyon kapsamında gözaltılar gerçekleşti. Aradan geçen günlerin ardından Pazartesi günü itibarıyla süreç adliye aşamasına taşındı. Savcılık ifadeleri, mahkeme sevkleri, alınacak kararlar bekleniyor.
Pek çoğumuzun gözü kulağı adliyeden çıkacak haberde.
Bu süreçte unutmamamız gereken bazı konular var.
Öncelikle ortada devam eden bir yargılama süreci bulunuyor. Hukuk devletinin en temel ilkelerinden biri de masumiyet karinesidir. Bir kişi hakkında suçlama yöneltilmesi, gözaltına alınması ya da tutuklanması o kişinin suçunun kesinleştiği anlamına gelmez. Nihai kararı verecek olan mahkemelerdir. Yapılacak yargılamalar ve çıkacak kararları kabul etsek de etmesek de yine bu mecrada hukuki çözümü aramaktan başka bir yolumuz yok.
Öte yandan gözaltına alınan kişilerinin yanı sıra aileleri, yakınları ve çalışma arkadaşları açısından da kolay günlerden geçilmediği ortada. Belirsizlik en ağır yüklerden biridir. Adliye önünde bekleyen insanların yüzlerine baktığınızda bunu görmek mümkün.
Ancak toplum olarak son yıllarda kaybetmeye başladığımız başka bir şey daha var: Tahammül.
Sosyal medyada birkaç gündür dolaşan yorumlara bakıyorum. Kimileri henüz ortada bir hüküm yokken insanları peşinen mahkûm ediyor. Kimileri ise daha dosyanın içeriği tam olarak bilinmeden mutlak bir aklama çabasına giriyor.
Biz gazetecilerin sorumluluğu da kolay değil. Kahvehanelerde, ev sohbetlerinde, arkadaş gruplarında insanlar daha rahat konuşabilir. Ancak kamuoyunu bilgilendirme sorumluluğu taşıyanların kullandığı dil çok daha dikkatli olmak zorunda. Çünkü bugün yazılan her cümle hem yargı sürecini hem de toplumdaki kutuplaşmayı etkileyebiliyor.
Silivri'nin bugün ihtiyacı olan şey öfke değil; sağduyu.
Fakat tüm bu tartışmaların arasında gözden kaçırılmaması gereken çok önemli bir başka başlık daha var.
Silivri yaşamaya devam ediyor.
Çöpler toplanacak.Yollar yapılacak.Parklar, sahiller, sosyal tesisler hizmet vermeye devam edecek.
Yaz sezonunun başlamasıyla birlikte nüfusu katlanan mahallelerin ihtiyaçları karşılanacak.
Tarım alanları, çevre düzenlemeleri, altyapı çalışmaları beklemeyecek.
Operasyon öncesinde de belediyenin yönetimsel performansı ve bazı hizmet alanlarındaki eksiklikler kamuoyunda geniş şekilde yankılanıyordu. Şimdi bu tartışmaların üzerine bir de olağanüstü bir yargı süreci eklendi.
İşte tam da bu nedenle gözler yalnızca adliyede değil, belediyenin işleyişinde de olmalı.
Bir şehrin kaderi yalnızca mahkeme salonlarında belirlenmez.
Şehirler; hizmetle, planlamayla, disiplinle ve sorumlulukla yönetilir.
Adliyeden çıkacak karar ne olursa olsun Silivri'nin yarın sabah yine temizliğe, bakıma ve yönetime ihtiyacı olacak.
Şehrin bekleme lüksü yok.Bu nedenle hem hukukun işini yapmasına izin vermeli hem de Silivri'nin günlük hayatının aksamamasını sağlamalıyız.
Bugün için en doğru tutum belki de budur:Sükûnetle beklemek, dikkatle izlemek ve şehrin ihtiyaçlarını unutmamak.
Adalet kadar önemli bir başka sorumluluk da yaşadığımız şehre karşı taşıdığımız sorumluluktur.
Gözaltıların dayanağı suçlamalar, iddialar, yeni operasyon dalgalarına yönelik olasılıklar ve belediyenin kadro yapısındaki değişiklik beklentiler ile okuyucu iştahınızı kabartmamı tercih ederdiniz biliyorum. Yeri ve zamanı gelirse bunları da konuşmak zorunda kalırız elbet ama şu an ihtiyacımız olan bunlar değil.






