Silivri Belediye Meclisi'nin temmuz ayı toplantısında AK Parti Grubu adına konuşan Salim Çavdar'ın kaçak yapılarla ilgili sözleri, aslında uzun zamandır Silivri'de konuşulan çok daha büyük bir sorunun kapağını açtı.
Çavdar birkaç örnek verdi. Sonrası mı?“Burası da var.”“Şurası da var.”“Bunu niye söylemedi?”
“Şuradaki kaçağı görmüyor mu?”“Bizim mahallede yapılanları neden gündeme getirmedi?”
Mesajlar, fotoğraflar, ihbarlar peş peşe gelmeye başladı.
Hep vardı ama şu an zıvanadan çıkmışçasına Silivri'nin dört bir yanında vatandaşın gözüne sokula sokula yükselen, herkesin gördüğü, konuştuğu, şikâyet ettiği, pek çoklarının da ortak olduğu bir kaçak yapılaşma gerçeği var.
Çavdar'ın söylediği çok netti:“Yapıldıktan sonra yıkmak değil, hiç yaptırmamak mesele.”
Bence de meselenin özü tam olarak burada. Çünkü Silivri'de son dönemde kaçak yapılaşmayla ilgili öyle bir tablo ortaya çıktı ki artık gözden kaçan bir sundurmadan, sonradan kapatılan bir balkondan, münferit birkaç yapıdan söz etmiyoruz.
Hunharca çatılar yükseliyor, kapalı alanlar yapılıyor, dükkânlar büyütülüyor, kamuya ait alanlar işgal ediliyor. Tarım arazilerine yapılar konduruluyor.
Peki belediye ne yapıyor? Silivri'de bununla ilgili ciddi bir iddia konuşuluyor: Kaçak yapılaşma belediye açısından bir gelir kapısı olarak mı görülüyor? Yani önce yapılmasına göz yumuluyor, ardından tespit yapılıyor, ceza kesiliyor ve belediyeye gelir sağlanıyor. Eğer böyle bir anlayış varsa, bunun adı belediyecilik değildir. Bunun adı, bugünü kurtarmak uğruna bir şehrin geleceğini harcamaktır.
Çünkü belediye cezayı kesiyor olabilir. Kasasına para giriyor olabilir. Ama kaçak yapı ne oluyor?
Yerinde kalıyor! Bir süre sonra kaçak yapılar öylesine çoğalıyor ki belediyenin bunların tamamını yıkması fiilen mümkün olmaktan çıkıyor.
Yeni bir kaçak yapı yapmak isteyen de çevresine bakıp şu sonucu çıkarıyor:“Demek ki yapılabiliyor.”
İşte bir şehir tam olarak böyle kaybedilir. Sonra dönüp bakarsınız ki şehir diye bildiğiniz yer, kuralsızlığın hüküm sürdüğü devasa bir yapılaşma karmaşasına dönüşmüş. Silivri bugün ne yazık ki bu tehlikeyle karşı karşıya.
Üstelik kaçak yapılara gelir kapısı olarak bakan yönetim zafiyetine şimdi bir de otorite boşluğu eklenmiş durumda. Belediye Başkanı Bora Balcıoğlu'nun tutuklanması ve görevden uzaklaştırılmasının ardından belediye yönetiminde yaşanan olağanüstü süreç, fırsatçılar açısından yeni bir alan açtı. Ama benzer bir fırsatçılığı belediye yaparken, vatandaşa ne diyeceğiz ki?!
Bir belediyenin görevi kaçak yapının tamamlanmasını seyredip ardından ceza kesmek değildir.
Asıl görev, o yapıyı daha ilk tuğlası konulurken durdurmaktır. Kamu otoritesi dediğimiz şey budur.
Eğer kaçak yapıyı engellemiyor, sadece cezasını kesiyorsanız, bir süre sonra ortaya çok tehlikeli bir düzen çıkar: Parası olanın kaçak yapabildiği bir şehir! Cezayı öde. Yapıyı kullanmaya devam et.
Böyle bir anlayış kabul edilemez. Çünkü imar kuralları belediyelerin para kazanması için değil, şehirleri korumak için vardır. Bugün birkaç milyon lira daha fazla gelir elde edebilirsiniz.
Peki, karşılığında ne kaybedersiniz? Şehrin silüetini. Planlı kentleşmeyi. Tarım alanlarını. Kamuya ait alanları. Yolları. Yeşil alanları. Ve en önemlisi, vatandaşın adalet duygusunu...
Kurallara uyan vatandaş enayi yerine konulurken, kaçak yapı yapanın yanına yaptığı kâr kalıyorsa orada kamu düzeninden söz edemezsiniz. Silivri'nin geldiği nokta bu nedenle sadece bir “kaçak yapılaşma sorunu” değildir. Bu, bir yönetim anlayışı sorunudur.
Kısa vadeli gelir uğruna bir şehrin geleceği feda edilemez. Belediye kasasına bugün girecek para yarın tükenir. Ama bozduğunuz şehir size onlarca yıl kalır. Silivri hızla bir kaçak yapı cennetine dönüşüyor.
Çünkü kaçak yapıdan gelir elde etmeyi başarı sayan bir anlayış tarafından yönetiliyor!
Ve bir şehre yapılabilecek en büyük ihanetlerden biri de budur: Bugünün kasasını doldurmak uğruna yarının Silivri'sini yok etmek. Kasa da dolu olsa bari!!!






