İbrahim Kömür

Dışarı mı, içeri mi?

CHP'li Belediye Başkanlarımızdan içeride olanlar, ne zaman özgürlüklerine kavuşup hizmetlerine kaldığı yerden devam etmeyi düşünürlerken, dışarıda olanlar ise hangi şafak vakti alınacaklarını düşünür haldeler. Bu psikoloji ile içerden yatmaktan daha zor olsa gerek. Hal böyle olunca dışarıdaki Belediye Başkanlarımız, her türlü baskıya, engellemelere, bozuk psikolojiye rağmen, hizmetleri ve projelerini aksatmadan gerçekleştirme derdindeler. Tüm olumsuzluklara rağmen halkla bütünleşmeyi başarmış, haftalık mitinglerde görüldüğü gibi halk desteğini almış durumdalar.
Tabi ülkenin böyle anti demokratik bir sürece gelmesi, getirilmesi bir tesadüf değil, sistematik olan siyasi projedir. Bu proje sonucunda Belediye Başkanlarımızın psikolojik olarak ne durumda olduklarını sanırım tahmin ediyorsunuzdur. Bu ruh hali, suçlulukla açıklanamaz. Olsa olsa haksızlığın, hukuksuzluğun ve adaletsizliğin ülkemizde kurumsal hale gelmesindedir. Eğer bir ülkede Anayasa ve hukuk kavramları, güvenli birer liman olmaktan çıkarsa, herkes potansiyel suçlu olur ve öyle muamele görür. Canın ve malın güvende olmadığı bir sisteme dönüşür ve sonuçta içeride olan Başkanlarımız, Meclis üyelerimiz ve bürokratlarımız özgürlüklerine kavuşmayı ve görevlerine dönmeyi beklerken, dışarıda olan Belediye Başkanlarımız korkunç bir transfer baskısı ile karşı karşıyalar. Belge ve bilgi olmadan türetilen iftira ve şantaj kampanyaları ile suçlar isnat edilerek ya katılırsın ya da içeri girersin gibi bir tercih ile karşı karşıyalar. Tabi, demokrasi ve özgürlüğün faturası ağırdır. Bu faturayı ödemek yürekli olanlara, demokrasiye inananlara ve parti şemsiyesi altında seçilerek dik duranlara düşüyor. Bu tür süreçlerde veya normal süreçlerde partisini terk eden, yolda bırakan, kişisel hesapları uğruna yolunu ayrılanlar ile dik durup mücadele verenleri tarih yazacaktır.
En acısı da şudur ki toplum, yüksek sesle konuşmama, öne çıkmama, hak aramama gibi bir yola doğru sürükleniyor. Hâlbuki demokrasi, konuşmak, öne çıkmak ve haksızlıklara itiraz etme rejimidir. Ülke, çok ciddi ve karanlık bir belirsizliğe sürüklenmek isteniyor. Bu anlamda muhalefetin dizayn edildiği, belirsizliğin, tedirginliği ve suskunluğun iklimi yaratılmak isteniyor ki, asıl kırılma noktası burasıdır. Hukuk, belirsizlik üretmeye başladığında, adalet, adalet olmaktan çıkar. Siyasetçiler, toplumsal hizmet ve Ülke menfaatlerinin konuşulmadığı ve hangi Şafak vakti sıranın kendisine geleceğinin hesabına düşerse, orada sandık kuruluyor olabilir. Bir zarfta 4 oyun üçü geçerli biri geçersiz sayılırsa, Demokrasinin çoktan askıya alındığının göstergesidir. Hal böyleyken, geride durmamalıyız, yüksek sesle direnmeli ve demokrasiye, sonuna kadar sahip çıkmalıyız. Yarınlarda sahip çıkmadığımız, küçük hesap ve çıkarlar uğruna itiraz etmediğimiz haksızlıklar karşısında, yarın sıra size geldiğinde itiraz etmeye çalışmayın. Çünkü o gün sana sahip çıkacak ve itiraz edecek hiç kimseyi bulamayacaksın. Bu gün itiraz etmeyenin yarın itiraz etme hakkı yoktur. Bu gün bana, yarın sana, Benden söylemesi. Saygılarımla…

YORUM YAP