Hasan Baki Çifçi

Bu bir mektup değil, siyasetin güvenli kaçış alanıdır

Silivri Belediyesi eski başkanlarından Özcan IŞIKLAR 2026 yılına bir mektup yayınladı. Hürhaber'de yayınlanan iddialı bu metne gazetenin yazarlarından biri olarak Silivri lehine polemik açmak sanki kamusal bir görevmiş gibi geldi.
Metnin Genel Karakteri: Bu metin, klasik bir “veda / iyi dilek / sorumluluk çağrısı” metni formunda sanki! Siyasi değilmiş gibi duran ama siyasetin en güvenli dilini kullanan bir metin. Öne çıkan üç temel özellik var: Yüksek soyutlama, zaman dışı iyi niyet söylemi, hesapsız sorumluluk çağrısı gibi algıladım.
Metin ilk bakışta yumuşak, iyi niyetli, umut dolu. Kimsenin itiraz etmeyeceği kavramlarla örülmüş: gelişme, yeşil ekonomi, adalet, paylaşım, yaşanabilir kent…Ama tam da burada durup sormak gerekiyor: Bu kadar pürüzsüz bir metin, bu kadar sorun bir kentte nasıl mümkün oldu?
Çünkü Silivri dediğimiz yer; – tarım arazilerinin imara açıldığı, – çevre tahribatının “yatırım” diye pazarladığı, – emeğin değersizleştiği, – yoksulluğun derinleştiği, – rantın siyasetle iç içe geçtiği bir yer. Bütün bunlar yaşanırken yazılan bir metin, eğer bu gerçeklerin hiçbirine değinmiyorsa, bu artık “iyi niyet” değil, bilinçli bir siyasal tercihtir.
SOYUTLUK, SİYASETİN EN GÜVENLİ ALANIDIR
“Üreten, paylaşan, adil, yaşanabilir Silivri…” Kulağa hoş geliyor. Ama soralım: Ne üretiyoruz? Kim üretiyor? Kimin için üretiyoruz? Adalet kime göre? Paylaşım nerede? Yeşil ekonomi hangi yatırımlarla? Cevap yok. Çünkü soyutluk, siyasette hesap vermemenin en konforlu yoludur. Ne kadar soyut konuşursanız, o kadar dokunulmaz olursunuz.
GEÇMİŞTEN KAÇMANIN DİLİ
Metin sürekli geleceği işaret ediyor: “2026'da Silivri…” Ama geçmiş yok. Bugün yok. Hata yok. Eksik yok. Yanlış yok. Bu, siyasette çok tanıdık bir tekniktir: Geçmişi tartışmaya açmadan, geleceğin ahlakına sığınmak. Oysa kamusal görev yapmış bir siyasetçinin ilk sorumluluğu şudur: “Ne yaptım, ne yapamadım, nerede yanıldım?”Bu sorular yoksa, ortada siyaset değil; hamasetle ambalajlı bir suskunluk vardır. Çok şey anlatıyor, hiçbir şey söylemiyor durumu.
SORUMLULUK KİME?
“Bu mektup bir sorumluluk çağrısıdır” deniyor. Ama kime? Belediyeye mi? Yurttaşa mı? Sermayeye mi? Kendi partisine mi? Muhalefet partilerine mi? Merkezi yönetime mi? Belirsiz. Bu belirsizlik masum değil. Sorumluluğu herkese yayarak, kimseye ait olmaktan çıkaran bir dil bu.
YUKARIYA BAKAN GÖZ, AŞAĞIYI GÖRMEZMİŞ
Metnin tonu öğretici, bilge, mesafeli. “Silivri'yi sevmek…”“Umudum…” Bu dil yurttaşla eşit konuşmaz. Üstten konuşur ama hesap vermez. O yüzden metin kızdırmıyor. Ama ikna da etmiyor. Ekşi ekşigülümsetiyor belki, ama Silivri'nin gerçekleriyle temas etmiyor.
ASIL MESELE: SİYASAL BOŞLUK
Bu yazıyı polemik konusu yapan şey, tek bir mektup değildir. Asıl mesele şudur: Silivri'de uzun süredir gerçek bir siyasal tartışma yok. – Hesap soran bir muhalefet yok. – Program üreten bir iktidar pratiği yok. – Solun yerel somutluğu yok. – Sağ partilerin kente dair tek bir cümlesi yok. – Sivil alan bastırılmış, etkisizleştirilmiş. İşte bu boşlukta, geçmişte görev yapmış aktörler iyi niyetli, risksiz, soyut metinlerle yeniden sahneye çıkma cesareti buluyor. Bu cesaret kişisel değil. Siyasal boşluğun ürünüdür demek yanlış olmaz!
SON SÖZ (VE POLEMİĞİN KALBİ)
Silivri, mektuplarla korunmaz. Silivri, hatıralarla yönetilmez. Silivri, iyi niyet cümleleriyle geleceğe taşınmaz.Silivri; emeği sömürülenlerin, doğası yağmalananların, havası kirlenenlerin, kirayı ödeyemediği için göç etmek zorunda kalanların, bütün ülkede olduğu gibi enflasyon ve asgari ücret sefaletinemahkûm edilmiş, herkesin elindekini koruma derdine düşmüş olanların kentidir.
Ve demokrasi, tam da burada başlar: Rahatsız edici sorular sorulduğunda. İtiraz bastırılmadığında. Geçmişten kaçılmadığında.Bugün Silivri'nin ihtiyacı olan şey, “kim daha iyi yazıyor” yarışı değil; kim konuşurken sorumluluk alıyor sorusudur. Bu soruyu sormadan yazılan her metin, ne kadar yumuşak olursa olsun, siyasetin güvenli kaçış alanıdır. Buda sahibinden başka kimsenin yararına olan bir şey değildir.
Silivri'yi yöneten geçmiş pratikte belediyi kendisiyle çalışmış eski bir belediye başkan yardımcısı ve meclis üyesi şimdi belediye başkanı. Bir adım ötesi, yine kendi zamanında belediye meclis üyeliği yapmış, aynı partide milletvekilliğine aday olmuş yol arkadaşı CHP ilçe başkanlığı görevindeyken, partinin yetkili organlarında Silivri'nin“İNSANİ GELİŞME”Yİ VE “YEŞİL EKONOMİYİ” MERKEZİNE ALMIŞ ÖRNEK BİR YAŞAM ALANI için 2026'nın Silivri'si; demografik çeşitliliğini zenginlik olarak gören, sanayisini doğayla barıştıran,(Çanta Çimento da CEDin gizlenmesi ve ruhsat yanlışımı ima ediliyor?) tarihini yalnızca korumakla kalmayıp anlamlandıran ve tarım gıda alanında cesur inovasyonlara ev sahipliği yapan bir kent olabilir. Böyle bir Silivri, Türkiye'nin gayri safi hasılasına yalnızca rakamsal katkı yapan bir ilçe değil; yeni bir kalkınma hikâyesi yazan, “insani gelişme”yi ve “yeşil ekonomiyi” merkezine almış örnek bir yaşam alanı olarak anılacak.2026'da Silivri'nin;– Üreten,– Paylaşan,– Adil,– Yaşanabilirbir kent olması yolunda daha çok mesafe alacağı bir yıl olmasını diliyorum.”Diyor. Bu önermeyi aynı partinin kadroları oturup birlikte, parti içi demokratik kollektif bir eylemliliğine dönüştürmek yerine, mevcutlara basın yoluyla“yapamıyorsunuz ben hala buradayım” mı mesajıdır. Parti içi iktidar mücadelelerini erken başlatmak gibi anlaşılacağını bile bile.
Elbette bu kendilerinin bileceği bir şey! Biz gazete yazarları siyasetin gündeme taşıdıkları iddialarını kişisellikten çıkarıp, kamu yararına, içinde ne var, ne yok deşifre etmek etik bir görevdir. Sözün sahipleri Silivri'nin bir döneminde sorumluluk almış insanlarsa, görmezden gelmek olmaz. Doğrular ve yanlışlar birbirine karışır. Bu da yanlış yapanların daha fazla cesaretlenmesine yol açar! Kimse “ayranım ekşi” demeyeceğinden görev bizim gibi “Donkişotlara” düşer.
Bir sonraki yazımızda da Eski Belediye Başkanı Hüseyin Turan'ın “ emanet” konulu 2026 mesajı olsun.

YORUM YAP