Hasan Baki Çifçi

Silivri'den başlayacak Demokrasi Cephesi

Silivri'de yaşananları yalnızca bir belediye soruşturması ya da bir partinin iç krizi olarak okumak, Türkiye'nin içinden geçtiği siyasal süreci görmemek olur. Bugün Türkiye'de yalnızca belediye başkanları yargılanmıyor. Halkın sandıkta ortaya koyduğu irade yargılanıyor.
Son yıllarda, başta İstanbul olmak üzere çok sayıda muhalefet belediye başkanı gözaltına alındı, tutuklandı ya da görevden uzaklaştırıldı. Hukukun temel ilkeleri yerine, yargının siyasal iktidarın ihtiyaçlarına göre işletildiği yönündeki tartışmalar giderek büyüyor. Seçimle kazanılamayan belediyelerin, yargı süreçleri ve idari müdahalelerle iktidar blokuna katma üzerinden yeniden şekillendirilmeye çalışıldığı yönünde güçlü bir toplumsal algı oluşmuş durumda. Biat eden kurtuluyor, direnen kodese. Bu tablo yalnızca bir partinin sorunu değildir.Bu, halkın seçme ve seçilme hakkına yönelmiş ağır bir demokrasi sorunudur.
Elbette tutuklanan her belediye başkanını peşinen savunmak gibi bir yükümlülük yoktur. Kamu görevi yapan herkes hukuk önünde hesap verebilmelidir. Ancak hukukun evrensel ilkeleri, masumiyet karinesi, adil yargılanma hakkı ve yargının bağımsızlığı korunmadan yürütülen süreçler, toplumun adalet duygusunu zedeler ve demokrasiyi zayıflatır. Halk ise seçimden seçime hatırlanan bir seçmen kitlesine dönüştürüldü. Bir kararla seçmen iradesi değersiz, oy tercihi geçersiz, seçmenleri temsil dışında bırakan bir sivil darbe uygulaması.
Bu nedenle bugünü yalnızca muhalefetin sorunu, AKP'nin fırsatı ya da bir başka partinin seçim hesabı olarak okumak büyük bir yanılgıdır. Asıl mesele, halkın siyasete olan güvenini kaybetmesidir. Uzun yıllardır Silivri'de siyaset, birkaç partinin seçim rekabetine; birkaç sermaye grubunun çıkar ilişkilerine ve dar kadroların iktidar hesaplarına sıkıştı.
Bugün yaşanan kriz, bu anlayışın iflasıdır. Öyleyse aynı yöntemlerle farklı sonuçlar beklemek gerçekçi değildir. Silivri'nin ihtiyacı ne eskileri parlatıp piyasaya sürmek nede yeni yüzler değil, yeni bir siyaset anlayışıdır.
Bu anlayışın merkezinde halk olmalıdır.Kararlar kapalı kapılar ardında değil, mahallelerde konuşulmalıdır.Siyaset, rantın değil kamusal yararın diliyle yeniden kurulmalıdır.Yerel yönetim; emekçiyi, kadını, genci, emekliyi, köylüyü, engelliyi ve yoksulu karar süreçlerinin öznesi hâline getirmelidir.
İktidarın kendi yarattığı ekonomik kriz, yüksek enflasyon, hayat pahalılığı, işsizlik ve yoksulluğun üzerini örtebilmek için siyasal gündemi sürekli yargı operasyonlarıyla belirlemesi, Türkiye'yi daha derin bir kutuplaşmaya sürüklüyor.
Silivri de bu tablonun dışında değildir. Tam tersine, bütün ülkede genelinde olduğu gibi iktidar blokunun yönetememe halinden muhalefeti birine kırdırma siyasetinden medet uman siyaseti, Silivri'de de oluşan siyasal boşluğu yeniden rant çevreleri, sermaye grupları ve düzen siyasetinin aktörleri doldurmaya hazırlanıyor. Aynı anlayışın farklı yüzlerle yeniden sahneye çıkma arayışı ne ülkeye ne deSilivri'ye yeni bir gelecek sunmayacaktır.
O halde ne yapılmalıdır? Her şeyden önce demokrasi güçleri bekleme siyasetini terk etmelidir. Silivri'de kurulu gönüllü Demokrasi, Dayanışma, Kadın, Sanat, Tarih, Edebiyat Platformları, sendikalar, meslek odaları, derneklerden, yöre derneklerine, çevre mücadeleleri, emek örgütleri, sol ve sosyalist partiler ve bütün demokratik yapılar ortak bir demokrasi programı etrafında buluşmalıdır.
Bu programın ilkeleri açık olmalıdır: Seçme ve seçilme hakkının koşulsuz savunulması.Yargı bağımsızlığının ve adil yargılanma hakkının savunulması.Laik ve demokratik Cumhuriyet değerlerinin korunması.Emekçilerin insanca yaşam hakkını esas alan kamucu ekonomi politikalarının savunulması.Doğanın, kıyıların, tarım alanlarının ve ortak yaşam alanlarının rant projelerine karşı korunması. Küçük esnaf dayanışmasını, üretim ve tüketim adaletinin kurulması,kadınların, gençlerin, emeklilerin, işçilerin, köylülerin ve dezavantajlı kesimlerinden farklı kimlik, inançve yaşam tercihi içindeki tüm toplum kesimlerinin barış ve adil paylaşım içindekarar süreçlerine doğrudan katılımı ancak yeni bir nefes alanı açabilir.
Bu ilkeler herhangi bir partinin değil, demokrasiye inanan herkesin ortak zemininde buluşmaktır.Artık birbirimizi ikna etmeye değil, birlikte hareket etmeye ihtiyacımız var. Demokrasi hareketinin tarihsel görevi de tam burada başlamaktadır.
Bugün sosyal muhalefetinbütün paydaşlarının görevi yalnızca kendi programlarını anlatmak değildir; emek ile demokrasiyi, laiklik ile sosyal adaleti, çevre mücadelesi ile kamuculuğu, hukuk devleti ile halk egemenliğini ortak bir mücadele hattında buluşturmaktır.
Yerelden kurulacak bu birliktelikler, yalnızca Silivri'nin değil, Türkiye'nin demokratik geleceği için de güçlü bir örnek oluşturacağından kuşku yoktur. Çünkü demokrasi yerellerden kurulursa kalıcı hale gelir. Çünkü demokrasi Ankara'da yazılan metinlerle değil, mahallede kurulan dayanışmayla büyür. Meydanlarında, fabrikalarda, tarlalarda, üniversitelerde, mahallelerde ve sendikalarda yan yana gelen insanlar, ülkenin gerçek demokratik gücünü oluşturur.
Silivri bunu başarabilir.
Yeter ki demokrasi güçleri birbirinin rakibi değil, aynı geleceğin ortak kurucusu olarak görsün.Bugün cesaret göstermek, yalnızca bir siyasal tercih değil, gelecek kuşaklara karşı tarihsel bir sorumluluktur.Çünkü hiçbir iktidar sonsuz değildir.Ama halkın örgütlü iradesi, geleceği yeniden kurabilecek en büyük güçtür.
Türkiye başarabilir, Silivri başarabilir!

 

YORUM YAP