Özür borcumuz yok mu?

Ne yazık ki Silivri'de hukukun, aklın ve vicdanın yok edilmesine tanıklık etmek zorunda bırakıldık. Ümraniye'de bir evde bulunduğu söylenen el bombalarının ardından Türk Silahlı Kuvvetlerini etkisiz bırakmak, entellektüel sivil muhalefeti sindirmek, vatanseverleri tepkisiz kılmak ve 15 Temmuz'a giden yolu aralamak amacıyla Ergenekon adında hayali bir terör örgütü yaratıldı.
FETÖ'nün yargı yapılanması, gizli tanıklar, sahte deliller, akıl almaz iddialarla iki yüz yetmiş dokuz kişi terör örgütüne üye olmaktan suçlanıp “Türkiye Cumhuriyeti Hükümetine karşı halkı silahlı isyana tahrik ettiği gibi, cebir şiddet kullanmak sureti ile Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini cebren ortadan kaldırmaya teşebbüs etmekten” haklarında dava açıldı.
Muhalefet, suçlamaların kumpas olduğunu hükümetin bu haksızlığa müdahale etmesi gerektiğinin altını çizerken hükümet, yargının tarafsızlığına dikkat çekerek dava sonucunun beklenmesini istiyordu. Zamanla süreç muhalefetin avukatlık hükümetin ise savcılık görevini üstlenmelerine kadar ilerledi.
Geçtiğimiz gün adalet tecelli etti. Ergenekon terör örgütü davasında yargılananlar hakkında beraat kararı verildi. Geç kalınmış mahkeme kararı kadar vicdanlarımızdaki kararın çok daha önemli olduğuna inanıyorum. Başta davaya taraf olan siyasilerin, ardından iddianame bile hazır değilken idam sehpasını kuran medyanın, yaşanan haksızlığa ve hukuk ihlallerine karşı kararlı duruşu gösteremeyen bizlerin,
Suçunun ne olduğunu bilmeden cezaevinde hayatını kaybeden iş insanı Kuddusi Okkır'a
Kanser hastası olmasına rağmen adeta linç edilmek istenen Prof. Dr. Türkan Saylan'a
Hakkındaki suçlamalar nedeniyle yaşamına son veren Albay Ali Tatar'a
Sahte belgelerle mesleğinden uzaklaştırılan verdiği mücadele sonucunda göreve iade edilmesinin ardından şehit olan Yarbay Songül Yakut'a
Ömrü beraat kararını görmeye yetmeyen gazeteci İlhan Selçuk'a
TSK içerisindeki FETÖ kumpasını fark ederek yapılanlara sessiz kalmadığı için terör örgütü yöneticiliği ile suçlanan Genel Kurmay Başkanımız İlker Başbuğ'a,
Haklarında dava açılan Askerlere, Polislere, Gazetecilere, Yazarlara, İş insanlarına, Akademisyenlere, Siyasetçilere, Avukatlara ve Sendikacılara…
Soruşturma kapsamında özgürlükleri ellerinden alınan kişilerin ardından psikolojik ve ekonomik buhran yaşayan eşlere, çocuklara, anne ve babalara…
Özür borcumuz yok mu?

YORUM YAP