Merhaba Silivri'm...

Yazımı kaleme aldığım yağmurlu bir sonbahar akşamından yine siz okurlarımıza merhabalar diyorum.
Bugün biraz aklım şöyle eskilere doğru kaydı atadan, dededen, eşten, dosttan öyle şeyler hafızamda oluştu ki içimi çekesim geldi. O bayramların güzelliği yaşanan örf-adetler, insanların birbirlerine sıcak tavırları, nezaketleri, manevi değerlerinin yüksek olduğu o günler aklıma gelince birden duygularım kabardı.
Hatta dinlediğimiz o müzikler, arabeskler, hit olmuş pop şarkılar hala günümüzde yerini korumakta, örneğin ben zevkle bunları arabamda da telefonumda da dinliyorum.
Beni o özlem duyduğum günlere alıp götürmesinden mutluluk duyuyorum.
Bazen hayaller bile bir müziğin akışında kendini hissettirebiliyor, müzik ruhun gıdası dedikleri doğruymuş eminim denerseniz bunu anlayacaksınız.
Ben hayatımda hiçbir zaman umudumu yitirmeyi değil, umudu biriktirmeyi ilke edindim.
İnsan her şeyi bulur bu dünyada, belki zorlanırsın ancak mutlaka karşılığını bulursun. Oysaki şimdi bakıyorum da hayat ne kadar değişik bir şekil aldı.
Evrenin, tabiatın değiştiği şu zamanda insanlarında maalesef doğası değişmekte, neden mutlu olmak rahatsız ediyor anlamış değilim.
Az insan çok huzur cümlesi aranır oldu.
Yıl 2020 popülasyon arttıkça her şeyin çığırının çıktığı zamanlar yaşanır oldu. Binalar, savaşlar, hastalıklar her yanı kırıp geçirmekte insanlık yozlaşmakta hatta çocuklar nutellayla, tabletlerle, youtube kanallarıyla büyümekte… Evet, biliyorum çağımız artık bunları gerektiriyor fakat yine de içimizde saf, bakir kalacak bir şeyler olsun istiyorum.
Geçenlerde bir TV programında mode-ratörün hocaya sorusu “Corona virüsün dünyaya etkisi?”… Hocanın verdiği yanıt “Bu virüsün küresel sermayenin bir icadının olması düşünebiliyor musunuz?” Verilen yanıtı “Ne demek yani insanlık dünyasından bu kadar mı bıktı ki bunlara tevessül ediyor?”
Burada aklıma şu geldi… Bizim bahçede çalışan garson arkadaşımız birine kızdı mı "Sen neyin peşindesin?" der… Ben de ey insanoğlu sen neyin peşindesin diyorum.
Evet, geçmişi geri getiremeyiz ama geleceği de bu şekilde yazamayız.
Yarınlarımızın güzelliği için bize aşkla bakan gözler, sevgiyle tutan eller, umuda, huzura, merhamete gönül diline gereksinimimiz var.
İnsanoğlu hırslarına, egolarına yenildiği müddetçe dünya daha da zorlaşmakta oysaki güzel olan sevmek-sevilmek değil midir!?
Yanındaki arkadaşına sor bakalım en son ne zaman kahkahalar atarcasına güldün, belki sana anlamsızca bakacaktır.
Oysaki hayatın penceresine öyle bir bakacaksın ki sana iç huzuru ve mutluluğu getirsin. Kendini mutlu eden insan herkesi mutlu etmek ister.
Herkes birbirini olduğu gibi kabul etse, kimseyi değiştirmek gibi gayesi olmasa sorunlarla boğuşmak zorunda kalınmaz.
Fakat maalesef insanlar hâlâ bir ders çıkaramamakta bencil olmaya devam etmekte. Üzülerek söylüyorum ki torunlarımıza böyle bir sermaye mi bırakacağız, çok yazık.
Her şeye rağmen yine de diyorum ki; güzel bir dünyada, güzel bir ülkede yaşıyoruz hiçbir şeye fazla anlam yüklemeden hayatı bir organ gibi kıymetli bilip yaşamak gerek dostlar.
Dünyanın en geçerli kanunu sevgiden geçiyor tabiat ananın verdiği her şeyi se-versin, sevgi simyadır.
Bu arada bana edebiyatı sevdiren edebiyat hocam Mehmet Taşdiken'e de şükranlarımı sunmadan geçemeyeceğim.
Çağımız ve yaşantımıza biyografi çizmek biraz da serzenişte bulunmak istedim.
O zaman ne diyoruz… "MUTLU olmak İÇİMİZDE" ve bu sloganla yeni haftaya merhabalar diyoruz.
Görüşmek üzere sağlıkla kalın dostlar...

YORUM YAP