Şahin Dirik

Neden 60 yıldır Avrupa Birliği’ne giremiyoruz?

Yerel seçİmlerİn artık “kapıya dayandı” diye tabir edilebilecek kadar yaklaşması ile her köşe başında yapılan siyasi kulislerden sizlerin de en az benim kadar bunaldığınızı tahmin ederekten bu haftaki köşemde farklı bir konu işleyeyim dedim. Farklı konular üzerine düşünmek iyi gelir belki… Ayrıca yerel seçimlerle ilgili yazmaktan uzak durmamın başka bir sebebi daha var. Çoğunuzun bildiği üzere Cumhuriyet Halk Partisi'nden Silivri Belediye Meclis Üyeliği Aday Adaylığı sürecim devam etmekte. Ayan beyan tarafı olduğum bir konuyla ilgili gazetede atıp tutmayı “yakışıksız” bulduğumdan ötürü o konuya girmemeye çalışıyorum.
31 Temmuz 1959'da, Türkiye'nin Avrupa Ekonomik Topluluğu'na yaptığı ortaklık başvurusu ile başlayan AB sürecinde yılları, yarım asırdan uzun bir süreyi devirdik ancak hâlâ pek bir ilerleme kaydettiğimiz söylenemez. Bir durum değerlendirmesi yapmak adına konuyla ilgili araştırma yapıp, AB müzakerelerinde karşımıza çıkan temel sorunlar neler, şöyle bir irdeleyeyim dedim…
1) Kültür Sorunu: Bunu sosyo-kültürel sorun olarak da tanımlamak mümkün. Türklerin ne kadar Avrupalı olduğu sorunsalı her yerde dramatik bir şekilde karşımıza çıkıyor. Avrupa Birliği genişlerken ve derinleşirken kendini daha çekici hale getirmek ve federalleşme yönünde adımlar atmak anlamında insanların kendilerini Avrupalı hissetmeleri için bazı adımlar attı. Euro'nun kabul edilmesi, ortak güvenlik adımları atılmaya çalışılması, sınırların kaldırılması dolaylı ve direkt olarak bu Avrupalılaşmaya hizmet etmek için atılan bazı adımlar örnek olarak gösterilebilir… Bunlara ek olarak yaşlı kıtanın insanlarının paylaştığı ortak kültler, tarih ve dini buna eklersek Türkiye'nin bu nosyonların ne kadar içinde olduğu sorunsalı kendini gösteriyor. AB'nin varlığını sürdürüp tek Avrupa'ya ulaşması yolunda Türkiye'nin rolü hep sorgulana gelmiştir. Çünkü AB aslında bir ortak kimlik oluşturma peşindedir ve Türkiye'nin bu kimliğe uygunluğu birçok açıdan sorunludur. Hatta ve hatta bazı raporlarda Türkiye'nin ab içinde varlığının medeniyetler çatışması bile yaratabileceği vurgulanır, ha adamlar ne kadar medeni onu da ayrı bir sorgulamak lazım…
2) Kıbrıs Sorunu: Hiç şüphesiz müzakereleri kilitleyen en büyük problem Kıbrıs Sorunu'dur. Sırf bu problem yüzünden 14 başlık kapalı durumda. AB'nin geneli yani Türkiye'yi istemeyen ülkelerin en güzel bahanesi de yine Kıbrıs Sorunu… “Kültürlerimiz uyuşmuyor ya” gibi küçümseyici bir tavırdansa Kıbrıs sorunu gibi diplomatik bir meseleyi ön planda tutmak kendilerince AB'yi daha az antipatik yapıyor. Kıbrıs Sorunu bir Türk-Yunan sorunu olarak başlayıp, Avrupa ve AB sorunu haline gelmiştir, getirilmiştir. Helsinki'de Türkiye aday ülke haline gelip Kıbrıs şartlarını kabul etmediğinde bu sorun Avrupa'nın sorunu haline gelmiştir.
3) Jeopolitik Sorunlar: Bunu kısaca AB'nin problemli Ortadoğu bölgesiyle komşu olmayı istemeyişiyle ve güvenlik anlamında yeni sorumluluklar almak istemeyişiyle özetleyebiliriz. Detayları maddelendirilebilir tabi, ancak böyle bir yazıda bu kadar detaylara gerek olmadığı görüşündeyim.
4) Ekonomik Sorunlar: Bitmek tükenmek bilmeyen, biri biter bitmez yenisi başlayan krizler, enflasyon, istikrarsızlık, belirsizlik GSMH Avrupa Birliği'nin görece başarılı olduğu ekonomi alanında Türkiye konusunda geri adım attıran faktörler. Çok detaylandırmaya gerek yok zaten kendiniz de yaşadığınız için çok net bir şekilde algılıyorsunuz ne demek istediğimi.
5) Nüfus Sorunu: AB kısaca ve en kaba tabirle “Biz sizin nüfusu biz hazmedemeyiz” demektedir. Nüfus, ayrıca demografik sorunlar, serbest dolaşımın pratik olamayacağı gerçeği ve göç ile birlikte ele alındığında ilişkileri nasıl etkileyebileceği daha iyi anlaşılır zaten. Bu sorunların her biri tek başına bir sorun olmanın yanında, birlikte değerlendirilmelidir. AB içinde bu sorunların her biriyle ilgili farklı kaygılar var. Ancak sorunların temeli Türkiye'nin nüfusunun fazlalığı ve bu fazlalık içinde genç nüfusun göreceli yüksek olmasıdır. Bu yüksek oranların AB'nin Türkiye'yi hazmetme kapasitesi açısından büyük problem oluşturduğu söylenebilir.
6) Kürt Sorunu: AB ile ilişkilerde Kürt sorunu uzun süre bir kriz konusu olmuştur. AB, Kürtlerin, farklı bir etnik grup olarak kültürel haklarının tanınması isterken, bir yandan terör kınanıyor öte yandan da Türk hükümetlerinin soruna siyasal düzlemde bir çözüm üretmesinin gerekliliği dile getiriliyordu. Ama AB'nin istekleri, Türkiye'nin ülkesel bütünlüğü bozacak bir görünüm sergilemediği gibi, AB'nin bölgede uygulamaya çalıştığı bir “Kürt projesi” de olmamıştır. İlerleme raporlarında pek PKK'ya değinilmemekte ama Kürtlerin azınlık haklarını elde etmesi konusunda ısrarcı cümleler bulunmaktadır. AB, PKK'nın etkisiz hale getirilmesine vardır ancak “Bölge istikrarını falan bozarız gaza getirmeyelim şimdi” tarzında bir tavır takınaraktan bu konuyu pek deşmemektedir.
7) “Ermeni Soykırımı”: Artık sözde mi dersiniz özde mi dersiniz o zaten başlı başına ayrı bir yazı konusu ancak bu mevzunun AB ile ilişkilerde belirleyici bir rolü vardır. Özellikle Fransa'nın Türkiye'yi AB'ye istemeyişinde kullandığı baş argümanlardan biridir bu “Ermeni soykırımı” mevzusu. Bilindiği üzere gibi Fransa parlamentosu, 18 Ocak 2001'de “Fransa Ermeni soykırımını açıkça tanır” cümlesini içeren kanunu kabul etmiştir. Bir de bir rapor var AB'nin 2000'de yayınladığı “Kafkasya ile Ortaklık” adında. Orada resmen soykırımı tanıyın, ambargoyu kaldırın denmektedir. Üstelik bu durum da Kıbrıs sorunu gibi güzel bir teknik bahane olmaktadır. “Bakın biz sizi alacağız ama siz soykırımı tanımıyorsunuz istikrarsızlık olur” diye diretilmektedir.
8) İnsan Hakları: Özellikle müzakereler öncesindeki DGM'lerin varlığı, faili meçhul cinayetler, işkence ve kötü muamele, sonraki yıllardaki gösterilere ağır polis müdahaleleri, yersiz tutuklamalar AB'nin ilerleme raporlarında vurguladığı ve gerçekten önem verdiği konulardan ki fikrimce pek çoğunda da haklılar. Özellikle ifade özgürlüğün dolaylı dolaysız engellenmesi yadırganmaktadır açık bir dille. Ayrıca ilerleme raporlarına göre Türkiye'de dernek kurma hakkına ilişkin yasalar henüz AB standartlarında değildir. Buna ek olarak AB azınlıklara olan muameleye net bir şekilde kafayı takmıştır ve azınlıklara devletin çok haksız davrandığına dair hüküm getirmiştir, bu noktaya pek katılmadığımı belirtmeliyim. Bundan da Türkiye bir türlü sıyrılamamaktadır.
9) Askeri Darbeler ve 82 Anayasası: 80 darbesi olduğunda AB, Türkiye ile zaten direk ilişiği kesmiştir. Üstüne üstlük 82 anayasasında da ulus devlet vurgusu alenen ortadadır. AB ise uluslar-üstü bir varlık olarak ulusların gücünün bir kısmının devredilmesiyle ilerleyeceğini taahhüt eder. Bu da bizim anayasaya aykırıdır. Bir sürü teknik detay var ama anlayın işte bir sürü uyuşmazlık var bu konuda. Zaten AB'nin de bu konuda bir dominantlığı yok henüz. Bu yüzden bu sorunu çok göremezsiniz literatürde bile. Ama askeri darbenin demokrasiye vurduğu darbenin AB'nin gözünde birkaç seviye düşmemize sebep olduğunu söyleyebiliriz.
10) Ordunun Rolü: Darbeden sonra ordunun siyasette etkin ve belirleyici olması bilindiği üzere AB'nin kriterlerine tamamen aykırı bir durumdur. Bu durumdan kurtulamamız sebebiyle 80'li yıllar AB-Türkiye ilişkileri açısından çok kısır bir 10 yıldır. Zaten “Aman, bunca işin derdi arasında bir de AB ile mi uğraşacağız” tavrı da buna önayak olmuştur.

Özetle, "Korkuyorlar olum bizden" demeyi ben de çok isterdim ama yukarıdaki 10 maddeyi incelediğinizde adamları haklı çıkaracak bir sürü maddenin (kesinlikle hepsi değil) var olduğunu görebilirsiniz. Belli dönemlerde elimizden geleni yaptığımıza da inanıyorum. Benim fikri kanaatimce ortak bir irade ve kamuoyu desteği gerekiyor bu üyelik için. Ne zaman işimize gelmese "AB'ye ihtiyacımız yok" tribi atılıyor bu ülkede. Bu da üye ülke olma iradesini ve istikrarını bozuyor. Bu ülke bugüne kadar verdiği tavizlerin karşılığını ne yazık ki hiç alamamış bir ülke. Diplomatik anlamda gerçekten başarısızız. Bu da gözümüzü korkutmuyor değil. Taviz, diplomaside olağan bir şeydir. İllaki verelim taviz de girelim şu AB'ye asla demiyorum ama etikette yazan fiyatın karşılığında getiriler almaya gayret edersek AB konusunda da net ilerlemeler kaydedebileceğimize inanıyorum. AB'ye girmemizde elzem olan, İyimser havanın korunması, reklamımızın iyi yapılması, kısaca gerçek bir irade sergilenmesidir fikrimce.

YORUM YAP