Ali Gülcü

Derdim var tonla, denize girerim donla!

Kalabalık, arabayı bırakacak şuncacık yer yok sahilde, balık lokantalarından birinin kahyasına ricacı olduk " çok kalmasın" demesine eyvallah çektik.
Eylül ayının neredeyse ortası olmasına rağmen, 'plaj' desem  değil, 'kumsal' desem o da değil, vatandaşın suya girdiği deniz kenarına iğne atsan yere düşmeyecek, o vaziyet.
Güzel, keyifli yaşanmışlıklar ve kurgular anlatmayı severim daha çok, okuyanın ağzında bir lokum, bir akide şekeri tadı kalsın, azıcık havası değişsin, eh becerebilirsem halet-i ruhuyesi değişsin isterim.
Bazen beceririm kimi beceremem fakat yeni bir şeyler anlatacak olmanın heyecanı ile balkona kurulur, açtığım beyaz sayfanın önünde iki satır karalayacağım diye, nedenine niçinine fazla kafa yormadan saatler geçiririm.
Sıkıntılıyım bu defa.
Balık sezonu açıldı ya, tezgahlara bakmak, tanıdıklarla laflamak, "bu sene çok bereketli olacak" muhabbetleri dinlemek, dişime göre seçtiğim derya kuzuları koltuğumun altında eve dönmek, gecede bir iki kadeh parlatırım niyeti ile inmiştim sahile…
Daha arabaya yer ararken ayarım bozuldu ama ne yapacaksın?
Lafa neresinden başlayacağımı, kafamın içine temel atan fotoğrafı nasıl anlatayım da insanlar alınmasın bilemediğim için uzun tutum girizgahı…
Günübirlikçiler; böcek ölüsüne üşüşen karıncalar gibi çökmüşler deniz kenarına!
Çökerler deniz de hepimizin kenarı da.
Rengarenk minibüsleri, arabaları kafalarına göre, nereye uygun gördülerse, canları nereyi istediyse park etmişler, battaniye, perde eskilerinden gölgelikler, kumun üzerine serilmiş, pötikare, rengi solmuş sofra bezleri, kasnakların üzerine konmuş alemiyon siniler, tavuk parçalarından tepeler, üzerlerinde sinek bulutlarının dolaştığı gelişigüzel fırlatılmış karpuz kabukları, olmazsa olmaz mangallar!
Özgürlük kavramı ve tanımı üzerine derin düşünüldüğü zaman ve empati yapılıp günübirlikçilerin yerine kendimizi koyduğumuz vakit, entelektüel kafa ile anlaşılabilir, iyi tarafından bakıldığın da; olmaması lazım ama olmuş azıcık da kantarın topuzu kaçmış, işten güçten bunalmış, hafta sonu almış çocukları denize getirmiş adamlar, her zaman olduğu gibi idare edelim denilebilecek bir manzara.
Eyvallah!
Şalvarla, gecelikle, pijamayla, entari ile denize giren kadınlar hakkında,anadır, bacıdır, kültürdür düşüncesi ile  yorum yapmak istemiyorum fakat şu suya beyaz külotla girip, önü kabarık, dal yaprak ortada gezen, kum yapışmış ıslak kıçı meydanda adamları hangi özgürlük savaşçısı, hangi entelektüel kafa bana açıklayacak?
Kim normal olduğuna ikna edecek?
"Bak kardeşim etrafta çoluk çocuk var, böyle denize girilmez" demek kimin görevi?

YORUM YAP