Sevginar Sali

Çokseslilik

İzmir depreminin sarsıcı etkisinden sebep sonuçları dışında başka bir şey yazacak, kendi konularımıza değinecek gücü kendimde bulamamıştım… Ama Pazartesi meclisine dair birkaç kelam etmeden geçmek de içime sinmedi doğrusu…
Kimsenin tadı tuzu yoktu. Artan salgın yetmiyormuş gibi hafta sonuna giriş yaptığımız depremin ağırlığı kurtuluş mucizeleri sunsa da moraller sıfırdı…
İzmir'de yaşananlara üzüldük üzülmesine de herkesin aklında kocaman bir “Bizim başımıza gelse halimiz nice olur?” sorusunun korkunçluğu vardı, hala da var, nasıl olmasın ki?!
Korku ve endişeyle yaşamak yerine gerekli tedbirleri ivedilikle hayatımıza geçirmeliyiz. Her gün ölmektense, depremde enkazı altında kalmayacağımız yapıların güvenliğinde geleceğimiz olan çocuklarımıza bir yaşam ve bu kenti dönüştürmenin sağlıklı yollarını bulmalıyız; mutlak suretle. Ya bunun bir yolunu bulacağız ya da yeni bir yol inşa edeceğiz. Başka çaremiz, çıkışımız yok…
Kaç gündür depremle yatıp kalkıyoruz eskiden bir telaş deprem çantası yapar, günlerce arabada dolaştırdıktan sonra eve alıp içindekileri boşaltırdım. Şimdi onu bile yapmaya elim gitmedi…
Depremden kaçarak yaşamaya değil, gerçeği ile yüzleşerek olmadan yapabileceklerimize odaklanmalıyız.
Bu konu daha çok yorum kaldırır ama şimdi konuşmak bile çok zor geliyor…
***
Pazartesi Mecliste deprem hüznüne rağmen acayip bir çokseslilik vardı. CHP'den de AK Parti'den de daha fazla ses ve düşünce rengine şahitlik ettik. Konu açılımlarında tekrarlar yine yaşansa da çeşitli hassasiyetler ortaya kondu, dünyaya görüşü farklılıklarının gerektiğinde ortak noktada zarif biçimde birleştiğini gördük…
Başkan Volkan Yılmaz'ın “3,5 yılımız kaldı” ifadesini siyasi bir gaf olarak değerlendirip, ‘belediye başkanlığına ömür biçerek' her halde rakiplerinin yüreğine su serpmeye çalıştığına kanaat getirip hafif geçiştireceğim. Ama bir daha bu ifadeyi duyarsam sanki çok farklı bir yazı konusu olacak hissiyatımı tüm açık yürekliliğimle koyayım buraya, tarihe not düşelim… Atatürk'ün “Hedeflerinizi yüksek tutun zamanı gelince açıklayın” sözüne nasıl bir kişisel yorum kattı acaba!?
CHP Grubu adına konuşan Süheyl Kırkıcı'nın “Ne olduğunu tam hatırlamıyorum ama çıkmayalım” dediği UCLG – Birleşmiş Kentler ve Yerel Yönetimler (United Cities and Local Governments) Dünya Teşkilatı üyeliğini savunma şekli de ayrı bir gaf… Ne olduğu tam anımsanmadığına göre gitmediğimiz, görmediğimiz ama aidat borçları Euro üzerinden biriken üyelikte ısrar işin çabası!
Başkan Bey'in konusunu geçiştirdik bunun da üzerinde fazla durmayacağım…
Eşitlendiğimize göre kimse ses etmez diye ümit ediyorum…
Şükriye Akkaya Karakuş'un göçmenlik hassasiyetlerini anımsatan Naim Süleymanoğlu isminin Silivri'de yaşatılması teklifi çok şıktı.
Elif Yılmazer'in meclis gündemi için uzun kaçsa da kadın haklarını savunuculuğunda tavizsiz, hatta biraz da bana romantik gelen duruşu meclisimizin bu dönem ayrı bir rengi oldu düşüncesini taşıyorum.
Yasin Gören'in açtığı yolda dini ve milli değerlerimiz konusunda birlik olabildiğimizi kanıtlayan nüans da özeldi.
Selimpaşa açısından ve Silivri'yi de sonuna kadar ilgilendiren ile Kadir Has Üniversitesi konusunun gündeme gelmesinde bir sakınca görmedim.
Kasım meclisinin asıl sürprizi Melih Yıldız'dı bence… AK Parti'nin gündeme taşıdığı çirkin saldırılar karşısında birlik oldukları mesajı çok yerinde ve kıymetli, İBB çalışmalarına ışık tutulması açısından söz alışı yerinde, sanayici ve yatırımcılarımızın yıllardır sürüklediği plan sorununun çözümü konusundaki kararlılık umarım elbirliği ile neticelendirilir.
Geçen ayki bütçe olayından sonra CHP'nin iki Plan ve Bütçe Komisyon Üyesi Lütfü Vardar ile Mehmet Yönet ve birlikte hareket ettikleri Ömer Ercan'ın mecliste bulunmaması da dikkat çekiciydi.
Doruk Bulut da epey rölantide meclis takibini gerçekleştiriyor…
Meclis saflarındaki gevşeme CHP'ye özel değil AK Parti'de de benzer semptomlar kendini hissettiriyor.
Silivri için birleşmeyi bilenlerin, kendi içinde yaşadığı ayrılıklar çok da mühim değil esasen…

YORUM YAP