Sevginar Sali

Susmak yazmaktan daha zor

Silivri zor günlerden geçiyor. Yaşananlar sadece yargının, siyasetin ya da bir kişinin meselesi değil; seçenlerin, yönetenlerin ve izleyenlerin ortak sınavı.
Sanıyorum bugün Silivri'nin ruh halini en iyi özetleyen cümle şu: “Korktuğumuz şey başımıza geldi.”
Elimizde olan koşullar da vardı, ne yapılırsa yapılsın engel olunamayacak genel konjonktürel şartlar da. “Şöyle olsaydı”, “böyle yapılsaydı” demenin artık kimseye faydası yok. Zamanında söyledik, yazdık, uyardık. Geldiğimiz nokta ise ortada.
Çok üzgünüm.
İnsani ve vicdani açıdan bakınca, kimsenin bu yaşananlara sevindiğini düşünmüyorum. Hepimizin ortak temennisi adil bir yargılama olmalı. Çünkü bugün toplumun en büyük yaralarından biri, yargıya duyulan güven konusundaki endişeler. Umutsuzluk ise her şeyin bittiği yerdir.
Kamu görevleri yetki verir, güç sağlar, imkân sunar. Ama aynı zamanda ağır sorumluluk yükler ve ciddi riskler taşır. Bu gerçek hiçbir zaman unutulmamalıdır.
Bora Balcıoğlu örneğinde, şahsi durumundan bağımsız olarak temsil ettiği kurumun da yöneltilen suçlamalardan aklanarak çıkmasını diliyorum. Elbette belirleyici olan yargının vereceği karardır. Ancak temennim, bu sürecin sonunda Bora Balcıoğlu'nun insanların vicdanında ve kalbinde sahip olduğu değeri yeniden güçlendirerek yoluna devam etmesidir.
Fakat başka bir ihtimali de görmezden gelemeyiz.
Eğer bu süreç beraatle sonuçlanmaz, eğer iddialar suça dönüşür ve ispat edilirse, o zaman yalnızca suç işleyenler değil, o kişilere yetki verenler de kendi paylarına düşen sorumlulukla yüzleşmek zorundadır.
“Ben oy verirken suç işlesin diye değil, hizmet etsin diye oy verdim” demek elbette doğrudur. Ancak bu söz bizi tüm sorumluluktan kurtarmaz.
Demokrasilerde seçmenin görevi yalnızca sandığa gitmek değildir. Seçtiklerini takip etmek, denetlemek, gerektiğinde uyarmak da vatandaşlık sorumluluğudur. Yanlış yapanlar hukuk önünde hesap verir. Ancak yanlış yönetimlerin oluşmasına engel olamayan toplumlar da bunun bedelini hizmet eksikliği, kaynak kaybı ve geleceklerinden çalınan fırsatlar olarak öder.
Bu nedenle yaşananları sadece yargının suçunu kesinleştirdiği kişilere indirgemek kolaycılık olur. Hepimizin farklı düzeylerde sorumluluğu var. Elbette suç oluşmuşsa cezasını çekecek olanlarla aynı yerde durmuyoruz. Ancak yaşananlardan tamamen bağımsız da değiliz.
Gelişmelere ilişkin haberlerin altındaki yorumları okuyorum.
İçim ayrıca acıyor.
Farklı görüşlerin çatışması normaldir. Aynı düşünmek zorunda değiliz. Ama birbirimizi bu kadar kırmak, bu kadar öfkeyle konuşmak neden?
Yorumlardan adeta kan damlıyor.
Daha da üzücü olan ise bu süreç üzerinden CHP'nin kendi iç hesaplaşmalarının sürdürülmesi. Şafak operasyonuyla gözaltına alınan Silivri Belediye Başkanı Bora Balcıoğlu için düzenlenen destek mitingine gelip “Hain Kemal” sloganları atılması bunun en somut örneklerinden biri.
Bugün birlik olunması gereken yerde yeni ayrışmalar üretmek kimseye fayda sağlamıyor.
Diliyorum ki yaşadıklarımızı acı bir ders olarak geride bırakmanın yolunu bulabilelim.
Seçimle gelen seçimle gitsin.
Eğer bunun imkânı kalmamışsa da yargı, akıllarda zerre kadar şüphe bırakmayacak bir açıklıkla ve adalet duygusunu zedelemeyecek bir şekilde süreci yönetsin, sonuçlandırsın.
Çünkü öbür türlüsü çok zor.
Hele ki herkesin birbirini tanıdığı, aynı sokaklarda yaşadığı, aynı insanların gözünün içine baktığı bir ilçede...

 

YORUM YAP