Milliyetçilikten Geri Adım mı?
Türkiye siyasetinde kartlar yeniden dağıtılıyor. Uzun yıllar boyunca Adalet ve Kalkınma Partisi (AK Parti), ana muhalefet olan Cumhuriyet Halk Partisi'ni terörle yan yana göstermek üzerine kurulu sert bir söylem benimsedi. “PKK'yla kol kola” suçlaması, seçim meydanlarının en sık başvurulan cümlelerinden biri oldu. Özellikle Milliyetçi Hareket Partisi ile kurulan Cumhur İttifakı döneminde milliyetçilik vurgusu siyasetin ana eksenine yerleşti.
Ancak son dönemde başlayan ve kamuoyunda “ikinci çözüm süreci” olarak adlandırılan İmralı görüşmeleri, dengeleri değiştirdi. İktidar cephesinin DEM Parti ile kurduğu temaslar, yıllarca kullanılan “terörle iş birliği” söylemini zayıflattı. Dün ağır ithamlarla hedef alınan bir siyasi çizgiyle bugün temas kurulması, milliyetçilik kartının eskisi kadar rahat oynanamayacağını gösteriyor.Siyaset boşluk kabul etmez. Bir söylem zemin kaybettiğinde, başka bir zemin güç kazanır.
YENİDEN DİNDARLIK VURGUSU MU?
Tam da bu noktada, eski ama etkili bir başlık yeniden ısınmaya başladı: dindarlık.Bir okulda zil sesi olarak “Kâbe'de hacılara” ilahisinin tercih edilmesi ve bu uygulamaya yönelik şikâyet sonrası yaşananlar sembolik açıdan dikkat çekiciydi. Recep Tayyip Erdoğan'ın konuya ilişkin açıklamaları, meseleyi idari bir kararın ötesine taşıdı. Şikâyet eden kişinin ifadeye çağrılması ve gözaltına alınması ise tartışmayı daha da büyüttü.
Burada mesele yalnızca bir zil sesi değil. Asıl mesele, hangi siyasi fay hattının yeniden harekete geçirildiğidir. 15 Temmuz öncesi dönemde AK Parti'nin en güçlü mobilizasyon araçlarından biri “din düşmanlığı” söylemiydi. CHP, başörtüsü yasakları ve eski devlet pratiği üzerinden seküler elitizmin temsilcisi olarak konumlandırılıyordu.
Cumhur İttifakı sürecinde ise oy kaybı milliyetçi söylemi daha baskın hâle getirmiş, dini vurgu görece geri plana itilmişti. AK Parti, MHP çizgisine yaklaşarak Türk milliyetçiliğini önceleyen bir siyasal dil benimsedi.Şimdi tablo değişiyor olabilir.
STRATEJİK DÖNÜŞ
DEM Parti ile yürütülen diyalog, milliyetçilik eksenli sert suçlamaları zorlaştırdıkça; CHP'ye yönelik “dinle sorunlu” algısını yeniden üretmek daha işlevsel bir strateji olarak görülebilir. Çünkü kutuplaşma siyasetinin temel mantığı nettir: Bir cephe kapanırsa, yenisi açılır.
Bu noktada Cumhuriyet Halk Partisi'nin atacağı adımlar kritik. Sert ve toptancı tepkiler, iktidarın çizmek isteyebileceği “din karşıtı” çerçeveyi besleyebilir. Ancak tamamen susmak da kendi seçmeninde edilgenlik algısı yaratabilir. İnce bir denge gerekiyor: İnanç özgürlüğünü savunan ama devlet kurumlarının tarafsızlığını da hatırlatan bir dil.
KİMLİK SİYASETİNİN SÜREKLİLİĞİ
Türkiye'de siyaset uzun süredir kimlikler üzerinden ilerliyor: Türk-Kürt, laik-dindar, milli-gayri milli… Hangi kartın oynandığından bağımsız olarak değişmeyen şey, bu kartlı düzenin kendisi.
Bugün milliyetçilik dozu düşürülüp dindarlık ekseni yükseltiliyorsa, bu yalnızca taktiksel bir manevra değil; aynı zamanda yeni bir kutuplaşma hattının inşasıdır.Önümüzdeki süreçte göreceğiz: İktidar iki hattı birden mi taşımaya çalışacak, yoksa ağırlık merkezini gerçekten değiştirecek mi?
Ancak kesin olan şu: Siyaset yeniden pozisyon alıyor. Ve bu pozisyon değişimi, sadece partileri değil, toplumun hassas sinir uçlarını da doğrudan etkiliyor.






