Sevginar Sali

Yanmadan piştiğini sananlar, ilk rüzgârda kül olur

Değerli bir eğitimcimiz, yurt dışından yeni döndüğünü belirterek medya alanındaki çalışmalarımızı yakından takip ettiğini ifade etti. Dün tarafıma ilettiği mesajını ise şu cümleyle noktaladı: “Silivrispor'a gelince… Silivri'de siyaset de, spor da. cezaevi de karışık. Zor günlerde zor insanlarla birlikte yürümek kolay değil. Başarılar diliyorum…”
Aslında hayat da, hayatın içindeki tüm alanlar da – spor da siyaset de – son derece basit ve sade bir işleyişe dayanır. Her alanın, her insanın bir dengesi vardır. O denge bozulduğunda, insanlar da olaylar da savrulmaya başlar.
Ocak ayı meclisinin gündem ateşi henüz sönmeden, Silivrispor'daki kazan yeniden kaynamaya başladı. Silivrispor adına üzüldüm; ancak kulüp başkanlığından ayrılma kararı alan Murat Yıldız'ın sırtlandığı ağır yükten kurtulmasının, kendi adına hayırlı olduğu kanaatindeyim. Olayların sıcağında insan yaşadıklarını sağlıklı değerlendiremiyor. Zaman geçtikçe, yaşananlar daha berrak bir şekilde anlam kazanıyor.
Murat Yıldız'ın Silivrispor'da ortaya koyduğu sportif hedeflere karşı gösterilen direnci gördükçe, katbekat daha büyük bir iktidarı temsil eden Silivri Belediye Başkanı Bora Balcıoğlu'nun karşılaştığı zorlukları hayal etmek bile insanı ürpertiyor. Yıldız, yaşadıklarını günü gününe şeffaf biçimde kamuoyuyla paylaşarak çıktığı bu hengameli yolda en önemli tedbirini aldı. Balcıoğlu ise susmayı; her güçlük ve engelde içine kapanmayı, giderek eşikte bekleyen paranoyaya teslim olmayı tercih ediyor. Sorunlardan kaçarak, çözmesi gereken meseleleri erteleyerek bir başarıya ya da kurtuluşa ulaşacağını sanmak, yapılabilecek en büyük hatalardan biri.
Şahit olduğum dört belediye başkanının ilk iki yılları gözümün önünden geçti. Hepsinin, şaşırtıcı biçimde aynı duygularla kendi gerçeklerine çarpışını hatırladım:
-“Silivri beni seçti.”
-“Bütün güç bende.”
-“Artık kimseye ihtiyacım yok.”
-“Her şeyin en doğrusunu ben bilirim.”
-“Herkes önümde el pençe divan ben çok büyük ve önemli bir insanım…”
Bu düşüncelerle hızla ve büyük bir hazla ilerliyorlar; ta ki takvim zilleri ve hata üstüne hata çanları, uykularında bile çalmaya başlayana kadar.
Kişisel olarak, toplum desteği olmadan kaybettiklerini geri kazanabilen kimseyi görmedim. Genel konjonktür yaver giderse, hatalarından ve başkalarının tecrübelerinden ders alanlar toparlayabiliyor. Aksi halde kaçırdıkları trenin arkasından, iflah olmaksızın ömür boyu bakmak zorunda kalıyorlar.
Her insan için geçerli kural; gerçek ile dünya arasına egosuyla ne kadar kalın duvarlar örerse, başarısızlığı da o kadar kaçınılmaz olur. Karşılığı olan ego bile insanı çıkmaza sürüklerken, bilmediklerinin farkında olmayanı doğrudan yerin altına çeker.
Zekâ, büyük hedefler ve zirve yolculukları için tek başına yeterli değildir. Her gün, daima daha fazlasını öğrenmek gerekir. Bilgiye, kabiliyete ve emeğe dayanmayan iktidarlar bitmekle kalmaz, bitirir de.
Murat Yıldız'ın, 20 yıllık ticaret hayatında öğrendiklerinden daha fazlasını yalnızca 1,5 aylık kulüp başkanlığı sürecinde öğrendiğine her türlü bahse girerim.
Tıpkı Bora Balcıoğlu'nun da, 46 yıllık ömründe bildiğini sandığı pek çok şeyi, iki yıla yaklaşan belediye başkanlığı sürecinde yeniden sorgulamak zorunda kaldığından emin olduğum gibi.
“Sevginar uyarı görevini yapmıyorsun” ikazını yakın bir tarihte tekrar duymak istemiyorum…
Mevlânâ'nın kadim sözü: “Hamdım, yandım, piştim.”
Ama unutulmamalı ki; yanmadan piştiğini sananlar, ilk rüzgârda kül olur.

 

YORUM YAP