Sevginar Sali

“Halka göre iş yapacaksın!”

Gazetemizin spor köşe yazarı Ferhan Tezcan'ın yapımında yer aldığı bir dönemin reyting rekorları kıran programı Televole örneğiyle anlattığı mesele aslında yalnızca televizyonculuğun değil, siyasetin de özeti; “Halka göre konuşmak…”

“Bizim bir Televole programı vardı. Hani reytingleri altüst eden. Toplumun bazı kesimleri bu programı “avam” bulurlardı. Oysa Şansal Büyüka üniversite mezunuydu. Yapımcı Can Tanrıyar iktisat okumuştu. Ben hem St. Georg Avusturya Lisesi hem de İngiltere'de okudum. Yani televizyonculukta bir kural vardır: Kendine göre değil, halkın isteklerine göre davranacaksın. Kendine göre değil, halka göre iş yapacaksın.”
*Ferhat Tezcan

Türkiye'de siyaseti değiştiren liderlerin büyük kısmı aslında tam da bunu yaptı. Bunun en çarpıcı örneklerinden biri de Tansu Çiller'di. Amerika'da ekonomi profesörü... İngilizce konuşan… Akademik kariyeri olan bir kadın…Ama Türkiye siyasetinde hafızalara kazınan cümlesi ne oldu? “Ben sizin bacınızım.” Bu cümle, yıllarca anlatılan bütün siyasi tezlerden daha fazla seçmenin zihnine girdi. Çünkü sadece Türkiye'de değil bütün dünyada seçmen çoğu zaman dün de bugün de muhtemelen gelecekte de bilgiye değil, hisse oy verir.
Cüneyt Arcayürek başta olmak üzere dönemin birçok siyasi gözlemcisi, Tansu Çiller'in akademik kimliğini bilinçli şekilde geri plana ittiğini, yerine “Anadolu kadını” profilini koyduğunu anlatır. Çünkü bu ülkede siyaset biraz da “kendinden biri” olabilme sanatıdır.
Metropol FM'de Kamil Bilici'nin konuğu olan MHP İlçe Başkanı Zafer Yalçın'ı dinlerken aklımdan bunlar geldi geçti. Zafer Yalçın konuşurken bir siyaset danışmanının yazdığı cümleleri kurmuyor. Sokak konuşuyor.
“Yaprak kıpırdamıyor…”
“Biz sokaktayız…”
“Bu belediyeyi yine alacağız…”
Bu cümleler akademik değil ama gerçek. Ve seçmen, en fazla tam da bunu satın alıyor. Çünkü siyaset de pek çok alan gibi profesyonelleştikçe samimiyetini kaybetti.
Aynı danışmanların yazdığı, aynı kelimelerle süslenen, aynı “vizyon”, “misyon”, “kararlılıkla sürdürüyoruz” metinleri toplumun kulağında artık yankı üretmiyor.
İnsanlar kusursuz cümle değil, kusurlu samimiyet arıyor.
Silivri Belediye Başkanı Bora Balcıoğlu'nun 2024 seçimlerindeki başarısının temelinde de teknik siyaset değil, duygu siyaseti vardı. Seçim kampanyası süresince 10 cümleyle tarihi bir zafer kazandı diyebiliriz. Mütevazı görüntüsü, sakin dili, ulaşılabilir profili, “bizden biri” hissi… Bunlar Silivri'de çok büyük karşılık buldu. Ama bugün gelinen noktada bir kırılma yaşanıyor. Vaatlerin yerini yönetim sorumluluğunun başarılı bir şekilde hayata geçirilmesi henüz alamadı. İktidar olmayı muktedir olmakla tamamlayamadı.
Zafer Yalçın'ın röportajının yankı uyandırmasının sebebi de tam olarak bu. Filtrelenmemiş konuşuyor. Hazırlanmış değil, refleks veriyor. Kürsü diliyle değil, kahve diliyle konuşuyor.
Beğenirsiniz ya da beğenmezsiniz… Ama insanlar o dili “gerçek” buluyor.
Çok önemli bir çizgi var. Siyasette halkın gönlüne girmek başka şey… Şehri yönetmek başka şey…
Sokak diliyle seçim kazanabilirsiniz. Hatta büyük kalabalıkları peşinizden sürükleyebilirsiniz. Ancak şehir yönetmek; ekonomi bilmeyi, kadro kurmayı, kriz yönetmeyi, liyakat üretmeyi, organizasyon aklı kurmayı gerektirir. Belediyecilik yalnızca hissiyat işi değildir. Aynı zamanda ciddi bir yönetim disiplinidir.
Bora Balcıoğlu gibi kalp kazanan herkesin iyi yönetici olacağı düşünülebiliyor.
Ya da Volkan Yılmaz gibi iyi yönetenin halkta karşılık bulacağını…
Oysa tarih bize defalarca şunu gösterdi:
Bazen kalbe girmeyi başaranlar kötü yönetir…
Bazen çok iyi yönetenler halkla bağ kuramaz.
Gerçek liderlik ise ikisini aynı anda yapabilmektir.

YORUM YAP