Modern şehir hayatının getirdiği hızlı tüketim kültürü sadece tüketim hızımızı değil, ürünle kurduğumuz bağı da temelinden sarstı. Market rafları arasında dolaşırken sepetimize attığımız ürünler, sanki o raflarda doğmuş gibi bir his uyandırıyor artık.
Oysa üretim süreci görünmez olsa da ortadan kalkmış değil. Sadece bizden uzaklaşmış durumda. Avrupa ülkelerinde market çıkışlarında yapılan çeşit araştırmalar ve anket çalışmaları, şehirli tüketicinin %70'inin ürünün kökenine dair bilgisinin oldukça sınırlı olduğunu gösteriyor. Örneğin bazı anketlerde tüketicilerin önemli bir bölümünün satın aldığı ürünün menşei hakkında net bilgiye sahip olmadığını ortaya konuyor. Beş yüzden fazla zeytin türüne sahip olan İtalya'da yapılan çalışmalarda örneğin, tüketicilerin zeytinyağı gibi günlük bir ürünün bile kaynağını ya bilmediği ya da yanlış bildiği görülüyor. Ülkemizde de benzer durum hâkim.
Bu veriler, şehirli tüketim alışkanlığının önemli bir yönüne işaret ediyor: Ürünün nerede üretildiği ve hangi süreçlerden geçtiği, satın alma anında çoğu zaman zihinsel olarak devre dışı kalıyor. Tüketici, ürünün rafla buluşma anını görüyor ama tarladan fabrikaya uzanan yolculuğunu çoğunlukla düşünmüyor.
Belki de asıl mesele burada başlıyor: Ürünleri tüketiyoruz, ama onların hikâyesini giderek daha az merak ediyoruz.
Oysa bir dilim ekmeğin hikâyesi, malumunuz aylar önce sürülen bir tarlada başlar. Değirmenköy'den soframıza uzanan domatesin yolculuğu örneğin, çiftçimizin sabahın ilk ışıklarıyla başlayan mesaisinin sonucudur.
Öte yandan çiftçilik, yalnızca bir meslek değildir; doğayla kurulan en kadim ortaklıktır. Çiftçi, meteoroloji raporlarından çok gökyüzünün dilini bilir. Bulutların renginden yağmuru, rüzgârın yönünden mevsimi okur. Çünkü onun planı, çoğu zaman takvimle değil, toprakla yapılır. Silivri'nin bereketli topraklarında bu kadim bilgi, modern tarım teknikleriyle buluşarak ürünler soframıza kadar ulaştırılıyor.
Bugün dünyanın birçok yerinde ise çiftçiler Türkiye'deki çiftçilerimizle benzer kaygıları paylaşıyor: İklim değişikliği. Yağış düzenleri bozuluyor, kuraklık artıyor, beklenmeyen don olayları üretimi tehdit ediyor. Eskiden nesilden nesile aktarılan “tarım takvimi” artık eskisi kadar güvenilir değil. Bu belirsizlik karşısında, su kaynaklarımızı korumak ve sürdürülebilir tarım yöntemlerine geçmek artık bir tercih değil, çocuklarımızın geleceği için zorunluluktur.
Doğa, çiftçiden daha fazla sabır ve daha fazla direnç talep ediyor.
Ama mesele ise yalnızca doğa değil. Artan maliyetler, yükselen girdi fiyatları, küçülen tarım arazileri ve köyden kente göç…
Bugün birçok genç için çiftçilik, bir gelecek hayali olmaktan uzaklaştı. Gençlerimizi yeniden toprakla barıştırmak için yerel teşvikleri artırmalı, üreticimizi kooperatifleşme çatısı altında birleştirerek emeğinin karşılığını doğrudan alabileceği güçlü bir pazar yapısı kurmalıyız. Çünkü bir toplumun gıda güvenliği, aynı zamanda bağımsızlığının da temelidir. Tarlalar boş kaldığında, raflar dolu kalmaz.
Belki de en büyük çelişki burada: Teknoloji çağında yaşıyoruz, uzaya araç gönderiyoruz, yapay zekâ geliştiriyoruz; ama hâlâ bir avuç toprağın üretebildiğine muhtacız. Mars'ta koloni kurma hayalleri kuran insanlık, henüz kendi evindeki bir avuç verimli toprağı korumayı beceremedi. Dijital bir evrende ölümsüzlüğü ararken, soframıza gelen bir dilim ekmeğin bir simülasyon değil, doğanın bize sunduğu bir 'lütuf' olduğunu unutmak; belki de türümüzün imza attığı en büyük teknik arızadır. Unutmayalım ki insanlık ne kadar ilerlerse ilerlesin, ekmek hâlâ topraktan çıkıyor.
Bu yüzden Dünya Çiftçiler Günü, yalnızca bir kutlama değil; aynı zamanda bir hatırlatmadır. Çünkü çiftçimizin emeği görünmez hale geldiğinde, sofradaki nimetlerin değeri de unutulur. Oysa üretim zincirinin en başında yer alan bu emek, en çok saygıyı hak eden emeklerden biridir.
Köy yollarında sabahın ilk ışıklarıyla traktör sesleri duyulmaya devam ettiği sürece şehirlerin ışıkları yanmaya devam edecek. Fakat, bir ülkenin tarlaları susarsa şayet, şehirleri de uzun süre konuşamaz. Bu yüzden çiftçiye verilen değer, aslında geleceğe verilen değerdir. Çiftçimizi sadece özel günlerde hatırlamak yetmez; onları üretimde tutacak somut ekonomik adımları ve dayanışmayı büyütmek zorundayız.
Toprağın hafızasını taşıyan, sabrın en gerçek hâlini yaşayan tüm çiftçilerimize minnetle…
Dünya Çiftçiler Günü






