Cem Şah

Silivrili emlakçılar!

Cumhurbaşkanımızın, başbakanlık döneminde bir ‘çılgın proje'si vardı. Gündemi günlerce meşgul etmiş, birçok dedektif ruhlu gazeteci işin peşine düşmüştü. Neydi asrın projesi denilen bu proje? Bir süre sonra da açıklanmıştı. Marmara denizi ile Karadeniz bir kanal ile birbirine bağlanacak, böylece İstanbul Boğazı'nın deniz trafiği hafifleyecekti.

Nereye yapılacaktı bu kanal? Yine gazetecilerin hafiyelikleri sürdü. Tarih bilgisi ile birleşince bu hafiyelik Dünyanın üçüncü büyük sur'u olan Anastasius surlarının güzergâhı seçilmeliydi. Öyle ya koskoca Bizans İmparatorları yanılmış olamazlardı. Marmara ile Karadeniz arasında ki en uygun mesafe Silivri ile Evcik arası olmalıydı. 42 kilometrelik bir mesafe.
Silivri emlak piyasası bir anda hareketlendi. Güzergahın geçebilme olasılığı yüksek yerler tespit edildi, arazi sahipleri arandı, bulundu. Alıcı olabilecek paralı avı hemen ardından geldi. İnsanlar lüks otomobil, cipler ile Silivri'ye akın etmeye başladılar.
Birkaç yıl sürdü bu cadı avı. Emlak piyasası bu işten ne kadar para kazandı bilinmez ama kanal geçecek sevdası ile arazi kapatan uyanıkların elinde patladı araziler.
Zira, Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanı Ahmet Arslan, Kanal İstanbul Projesi`ne ilişkin çalışmaların bundan sonra Küçükçekmece-Sazlıdere-Durusu koridor güzergahında devam ettirileceğini belirterek, "Yap-işlet-devret modeli, kamu-özel iş birliğinin diğer alternatifleri dahil olmak üzere karma bir modelle ihale süreçlerini bitirip, bu sene içinde kazma vurmayı hedefliyoruz" açıklamasında bulundu. Bu resmi açıklama sonrasında adı yatırım olup aslı fırsatçılık olarak isimlendirilebilecek kişiler saç baş yoldular mı bilinmez. Bilinen emlak simsarlarını ve kolay para kazanma derdindeki fırsatçıları Silivri'ye yönlendirip kendileri Küçük Çekmece, Sazlıdere, Durusu bölgelerindeki arazileri sessiz sedasız topladı. Yani hükümet sağ gösterip sol vurdu. Tıpkı İstanbul üçüncü hava limanında olduğu gibi…
Denizcilik ve Haberleşme Bakanı Ahmet Arslan'ın açıklamasının ardından konuyla ilgili önemli bir açıklama geldi. Kısa adı WWW- Türkiye, yani Doğal Hayatı Koruma Vakfı, yaptığı değerlendirme ile projenin hayata geçmesi sonucu Karadeniz'in kirli sularının Marmara Denizine dolacağına dikkat çekerek, "Gelecek yıllarda Kanal kapatılsa bile bir daha geri dönüş olmayacak ve oksijensizlik kimyasal dengeleri alt üst ederek, alt tabakadaki hidrojen sülfür yoğunluğunu hızla arttıracak ve sonuç olarak İstanbul lodos estiğinde dayanılmaz bir şekilde çürük yumurta kokusuna maruz kalacak, Marmara'nın ölü bir denize dönüşmesi ile sonuçlanabilecektir" uyarısında bulundu.

Doğal Hayatı Koruma Vakfı'nın açıklamasını okuyunca insanın ruhu daralıyor. Ve şunu diyor “Yaa iyi de bunu yapmaya karar verenler bunları bilmiyor mu?” Ya bilip fazla önemsemiyorlar ya da onlara konu hakkında bilgi veren uzmanların bu işten bir çıkarı var demektir. Zira karşı çıkanların ne gibi bir çıkar sağlayabileceklerini ben bulamadım. Bulan varsa bana yazsın lütfen.

Gelin neler olacakmış bir bakalım. Bundan 12 bin yıl önce bir tatlı su gölü olan Karadeniz, zamanla suların yükselmesi sonucu taşarak, Boğaz üzerinden Marmara'ya akmaya başlamış. İstanbul Boğazı'nın Karadeniz çıkışı Marmara çıkışından 30 cm daha yüksekmiş ve her gün yaklaşık 600 milyon metreküp su üst akıntılarla Marmara'ya doğu akarken, ters yönde ilerleyen alt akıntılar bunu dengelemekteymiş. Uzmanların dev bir havuza benzettiği Karadeniz'in tuzluluk oranı düşükmüş. Tuna, Dinyeper, Dinyester nehirleri bu havuzu tatlı suyla dolduran, İstanbul Boğazı ise boşaltan musluklarmış. Akdeniz, yazın sıcağı ve kışın rüzgarları ile sürekli su kaybederken Karadeniz'in fazla suyu boğazlardan geçerek bu su eksikliğini tamamlıyormuş. Karadeniz'i besleyen kaynakların tatlı su olmasına karşın suyundaki tuzluluk, boğazların altından ilerleyen ters yöndeki akıntılardan kaynaklanmaktaymış. Böyle bir durumda İstanbul Boğazı'na paralel 25 metre derinliğinde yeni bir kanal açmak, havuza giren suyu arttırmadan ikinci bir musluk açmak anlamına gelirmiş ki bu da FELAKET KAPIDA demekmiş.
Boyutları itibariyle Boğazda olduğu gibi Kanal içerisinde iki yönlü bir akıntı sistemi geliştirilemeyeceği ve Karadeniz'in kirli sularının Marmara'ya dolacağı bilgisine yer verilen vakıf açıklamasında "Marmara Denizi'nde bol besinli üst tabaka can çekişen alt tabakaya baskı yapacak ve oksijen hızla azalacaktır. Oksijen bitince, Kanal kapatılsa bile bir daha geri dönüş olmayacak ve oksijensizlik kimyasal dengeleri alt üst ederek, alt tabakadaki hidrojen sülfür yoğunluğunu hızla arttıracak ve sonuç olarak İstanbul lodos estiğinde dayanılmaz bir şekilde çürük yumurta kokusuna maruz kalacaktır.” deniliyor.
Kimin umurunda? HES'lerde olduğu gibi, NÜKLEER, TERMİK SANTRALLER de olduğu gibi bir avuç çevreci Donkişot bu konuda rahatsız. Oysa O meşhur Kızılderili atasözünü herkes bilir ve olur olmaz yerde kullanırız. Hani der ya Kızılderililer “Biz bu dünyayı atalarımızdan miras değil, çocuklarımızdan ödünç aldık...” Kimin umurunda ki? Ülkenin yüzde ellibiri mirasyedi olarak yaşadığı için gelecek kuşaklar yalnızca sözde önemli.

Bir başka önemli konu da Silivri'de ki Emlak komisyoncuları. Önce hava limanı ardından Kanal projesinde “Yalancı Çoban” pozisyonuna düştüklerinden ve artık gerçek bir proje uygulanacak olsa da parayı elinde bulunduranlar Silivrili emlakçıların yatırım konusunda söyleyecekleri gerçek projelere de inanmayacaklar!

 

YORUM YAP