Futbolla ilgilenmedik Silivri küme düştü

...söylenebilecek çok şey yok. Başlık mevzuu özetliyor zaten...

Kaç kişiyiz bilmiyorum; fazlaca kalabalık bir kitle olduğumuzu da sanıyorum.

Çocukluğunda bolca top koşturan biri olarak ben de futbol ilgisi ne zaman, neden söndü, biliyorum. Biri “Beşiktaş için bir kibrit çak” kampanyasıydı diğeri de galiba oynamayı, oynayanları izlemekten çok sevdiğim ve takımlarda bana yer verilmediği için. Sıtkımın sıyrılması ise körü körüne taraftarlıktan kaynaklandı. Statların küfre bulanmış saldırganlığından, kötü oynadığında yönetime ve Kulüp başkanına küfürler yağdırıp takıma laf söyletmeme bağnazlığından oldum bittim hoşlanmadım.

***
Bugün Silivrili sporseverlerin arasında söyleyeceklerimin aykırı kaçacağının farkındayım. Ancak farklılıklara saygı çağında, futbolda da “öteki”ler olduğu bilinsin, onların dar alanda ne çektiği fark edilsin istiyorum.
Erkek dünyasında yeni tanışmalarda “Memleket nere?” sorusu birinci sırayı alırken hemen peşi sıra “Hangi takımı tutuyorsun?” sorusu gelir.
“Futbolla aram yok” dediyseniz turist muamelesi görürsünüz.

Karşıdakinin fanatik bir futbolsever olduğunu anlamanız çok zaman almayacağından laf olsun diye bir takım söylerseniz, açılacak muhabbete katılmanız gerekir. Oysa siz üç futbolcu ismi sayamayacak haldesinizdir; nerde kaldı ki takım üzerine yorum yapasınız.

***
Ülkemizde çok rağbet görmüyor gazete okumak. Okuyanların ise gazeteyi sonundan okumaya başladığı çoğunluklu bir toplumda yaşıyorsak, çaresiz katlanmak zorundayız hakem hatalarına, karşı takım faullerine, ofsaytlara…
Bana göre “taraftarlık”ın özendirici avantajları olmalı:
Maçı iple çekmenizi sağlayacak bir heyecan vesilesi mesela…
Mesela galibiyette sevinci, mağlup olunca hüznü paylaşma keyfi...
Hafta boyunca içinizde biriken öfkeyi akıtacak bir kanal...
Her daim üzerine laf çevrilebilecek bir mevzu...
İşe girmekten tutun da torpil bulmaya kadar her alanda işe yarayan bir takım ruhu...
Vali ile hizmetliyi eşitleyen bir kolektif aidiyet...
Rengârenk formalar, komik şapkalar içinde alabildiğine çocuklaşıp hiç yadırganmama ayrıcalığı...

Ben gibi takımsızları, tarafgirliğin tüm bu avantajlarından mahrum kılar... Coşkuya katılmak, kız ya da oğlan tarafından olmadan gittiğiniz bir düğünde eğlenmek kadar zordur. Sanki hiç bilmediğiniz bir dil konuşulur.

Sırf densin diye seyretmenin de tadı yoktur futbolu. İçki içmeyenin sarhoş masasına oturması gibi sevimsiz görünürsünüz. Hafta içi aklıselimle sohbet ettiğiniz arkadaşlarınızın, maçta hakeme küfür ederken ki şehvetinden dehşete kapılırsınız.
Futbolun, iç dünyaları salıverme, saklı kimliği ele verme, insanın üstündeki yaldızı dökme kabiliyetine hayran kalırsınız.

***
Bunlar iyi de, kaç tane Silivri çocuğu Silivrispor'da oynuyor diye hiç düşündünüz mü? Neden sizin oğlunuz oynamıyor? Beceriksiz mi? Karşı komşu, alt üst komşu çocukları da beceriksiz öyle mi? Apartmanınız da yok. Sokağınızda da yok bi becerikli çocuk. Hatta koskoca mahallenizde de yok. Ne beceriksiz bir mahalle de yaşıyormuşsunuz yahu! Hatta hatta ne beceriksiz bir ilçe de oturuyormuşsunuz!

İşin öyle olmadığının siz de farkındasınız. Bütün mesele altyapı. 2. Ligde takımımız oynuyor diye böbürlenmekten kazancımız ile topçulara verilen transfer paralarından kaybımızı bir kıyaslamak gerekmez mi? Oysa o paralar kendi çocuklarımızın futbol, Voleybol, Basketbol, Hentbol… oyuncusu yetişebilmesi için harcanması yönünde ne kadar çaba harcıyorsunuz?

Yanarım yanarım sahil kasabası olmasına rağmen Silivri'de su sporlarına dair en ufak bir çalışma olmamasına yanarım. Siz de mi yanıyorsunuz?

Haydi öyleyse AKGÜN DURU'ya seslenelim.
Silivrispor'a vedadan vazgeç, takımın başında ol.
İkinci ligi boş ver, ÇOCUKLARIMIZA SU SPORLARI BRANŞI AÇ;
Silivri seni Efsane Başkan olarak hep ansın...

YORUM YAP